Nükleer Enerji bir SEÇENEK mi yoksa ZORUNLULUK mu?


Önce kısa bir bilgi verelim..Akademik camiada ekonomik büyüme, enerji tüketimi ile doğru orantılı olarak değerlendiriliyor.

Basit ifade etmek gerekirse, enerji tüketimi ne kadar yüksek ise o kadar fazla ekonomik büyüme demek. Bu durum Türkiye için de geçerli. 

2004’te Türkiye’nin elektrik tüketimi 121142 GWh, 2013’te bu rakam 198042 GWh e yükselmiş. Ancak bu yükselişin bir BEDELİ var.

Enerjide dışa bağımlı bir ülkeyiz, enerjisinin %71’i doğaya zararlı fosil yakıtlardan elde ediliyor. 2023 hedefi bu bağımlılığı azaltmak.

Yaşanan en büyük tartışma ise bu ihtiyacın neden sadece yenilenebilir enerjiden elde edilmediği ve ikisinin karşılaştırması.

Mehmet Melikoğlu’nun Mart 2016 tarihli makalesinde konu bilimsel olarak değerlendirilmiş.Yenilenebilir enerji asla tek başına çözüm değil

Sonuç: Enerji başlığında 2023 hedeflerinin güzel bir karma enerji politikasına sahip olduğu yönünde. Tabi öneriler de var..değineceğim.

Uzmanlar nükleer enerjinin vazgeçilmezliğini savunurken,nükleer karşıtları yenilenebilir enerjiyle ihtiyacın karşılanabileceğini söylüyor

Nükleer karşıtı Platform sadece sanal ortamda değil Türkiye’nin dört bir yanında eylemler düzenliyor.


Düzenlenen eylemlere ağırlıklı olarak Greenpeace,TKP, EMEP, CHP Gençlik Kolları,Elektrik Mühendisleri Odası, KESK gibi gruplar katılıyor.

Peki neden? Anlatalım..Atmosferi kirletmeyen nükleer santrallerde Çernobil’den sonra 2011’e kadar kayda değer bir kaza yaşanmamıştı.

Amerika ve Fransa gibi birçok ülke bu süreçte nükleer enerjiyi karbon salınımına neden olmadığı için fosil yakıt enerjisine tercih etti.

Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami’den sonra, Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nde yaşanan nükleer patlama nedeniyle dünya ülkeleri nükleer enerji politikalarını gözden geçirmeye başladı. Biraz da kamu desteğini kaybetmekten korktular.

Japonya’daki radyoaktif sızıntının etkileri sürerken,Türkiye Rusya ile Akkuyu’da santral kurulması için devletler arası antlaşma yaptı.

Peki Türkiye’nin 50 senedir tartışılan ve bir türlü başlamayan nükleer serüveni, Japonya’daki olayın hemen ardından Akkuyu’da başlamalı?

Bu sorunun cevabı uzmanlara göre EVET.

Türkiye’nin bir nükleer enerji tarihi var…ve bu tarih 1950’lere dayanıyor..biraz devrim arabaları hikayesine benziyor :///

Yaklaşık 60 yıllık geçmişinde nükleer enerji ile ilgili girişimler partilerin oy kaygısı, darbeler, ihalelerin sonuçlanmaması, nükleer kazaların kamuda yarattığı olumsuz etki ve siyasi iradenin yeterince ortaya konulamamasından ötürü sonuçlanmadı.

Akkuyu, İnceburun, İğneada'ya ise 1970’li yıllarda Nükleer Enerji Dairesince yapılan fizibilite çalışmalarıyla karar verilmiş.Yeni değil

Bu konumların çoklu kriter değerlendirmesi ile uygunluğunu araştıran akademik çalışmalar devam ediyor, bakın sonuç ne çıkmış: Aynı..



Türkiye’nin deprem risk analizlerinde en uygun yöreler arasında bulunan Sinop ve Akkuyu’da kurulması beklenen santraller sırasıyla 300 ve 245 Gal tepe salınım şiddetindeki ciddi depremlerde dahi önemli bir sorun olmadan devre dışı kalabilecek şekilde tasarlanmıştır.


Uzmanlar onaylıyor demiştik..belirsiz kalmasın..kim bu uzmanlar?

Hacettepe Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü’nden Yrd. Doç. Dr. Şule Ergün, Türkiye’nin lisanslı 6 nükleer reaktör operatöründen biri olan Özgür Aytan, Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Enerji Enstitüsü Başkanı Prof.Dr. Metin Arık vd.

Aytan,Fukuşima'da yaşanan patlamanın üzücü bir olay olduğunu ancak bu olayın dünyanın nükleere bakışını değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Gerçekten de öyle.Güncel istatistiklere göre faaliyette olan 437, kapanma aşamasında 2 ve yapım aşamasında olan 68 reaktör var.




Her yaşanan kazadan sonra yeni düzenlemeler yapılıyor. Teknoloji geliştikçe, günümüz koşul ve yaptırımlarında eski teknolojiyle bir reaktör yaptırmak zaten mümkün değil. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) oluşturduğu lisans kriterleri, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı‘nın (IAEA) kriterlerine uygun olarak hazırlanıyor.

Rusya’nın bu kadar çok konuşulmasının nedeni Çernobil kazası yüzünden.

Ancak, Rusya aynı zamanda ABD ile birlikte nükleer teknolojiyi geliştiren en deneyimli ülkelerden biri. Çernobil kazası ise koruma kılıfı olmayışı nedeniyle istenmeyen boyutlara ulaştı. Artık buna ilişkin güvenlik tedbirleri mevcut.

Akkuyu’da kurulacak reaktör, Çernobil'de ve İran’da yapılan ve su pompaları nedeniyle sorun yaşanan reaktörlerden farklı.

Akkuyu Reaktörü 3. nesil, yani günümüzün güvenlik kriterlerini karşılayan yeni nesil bir reaktör. Karşıtların gündeme getirdiği bir diğer konu da nükleer atıklar. Akkuyu için yapılan anlaşmanın 12.maddesi gereği Rusya, nükleer atık yönetiminden sorumlu ve bu atıkları yeniden işlemek için istediği takdirde ülkesine götürebilir.

Nükleer atıklar götürülmediği takdirde, parçalanmamış uranyum ve plutonyum gibi değerli elementler içerdiğinden yeniden işlenerek değerlendirilebiliyor. Örneğin NÜKLEER SİLAHLAR için.

Fukuşima’da neden patlama yaşandı? Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nde gelen ilk deprem ile reaktör çalışmayı kesti.

Ancak öngörülmeyen tsunami dalgaları jeneratörlere hasara uğratarak kullanılamaz hale getirdi.

Bir reaktör dizaynı yapılırken kurulacak yerin koşullarına göre tasarlanmak zorunda ancak Daiichi tasarımında bir tsunami öngörülmemişti. Türkiye’deki reaktörler bu tür afetler öngörülerek tasarlanıyor.

Prof.Dr. Metin Arık, Türkiye’nin nükleer enerjiye ihtiyacı olduğunu, nükleer santral kurulmasa bile nükleer teknolojiyi öğrenmesi gerektiğini belirtiyor ve ekliyor ”Kurulacak reaktör anahtar teslim olacak ama yine de biraz da olsa nükleer teknolojiyi öğreneceğiz. Bazı parçalar daha ucuz olduğu için ister istemez Türkiye’de üretilecek. Nükleer enerjiyi iyibilen bir ülke olan Rusya ile işbirliğinde bulunmak da bir avantaj sağlayacaktır. DİĞER BATILI ÜLKELERİN TUTUMU ÇOK DAHA KATI.

BATILI ÜLKELER YÜZDE YÜZ ANAHTAR TESLİM YAPIYORLAR, ONLARDAN HİÇBİR ŞEKİLDE NÜKLEER TEKNOLOJİYİ ÖĞRENEMEZSİNİZ”. Anladınız mı???

Kazalara rağmen dünyanın enerjiye ihtiyacı var, fosil yakıtlar tükenirken nükleer enerjiye denk alternatif bir enerji hala bulunamamıştı.

Yenilenebilir enerjinin ömrü kısa süreli ve oldukça pahalı.

Kamuoyunda yanlış anlaşılan konularndan biri de nükleer santrallerin normal çalışma süreçleri içerisinde yaydıkları radyasyon miktarı. Bu konuyu aydınlatmak için bazı kıyaslamalar yapmak faydalı olacaktır.

Dünya ortalaması alındığında, bir insanın maruz kaldığı tamamen doğal kaynaklı çevresel radyasyon miktarı 2.4 mSv civarındadır.

Buna karşın bir nükleer santale 80 km.’den daha yakın mesafede yaşayan bir insanın bir yılda alacağı ek radyasyon miktarı bu miktarın sadece 24.000’de birine karşılık gelen 0.0001 mSv’den daha azdır. Üstelik bu rakam, bir insanın aynı süre içinde kömür yakıtlı bir termik santralden alacağı radyasyon miktarının da üçte biri kadardır.

Bu sebeple, nükleer santrallerin bir nükleer kaza olmadıkça tarım veya turizm üzerine kayda değer negatif bir etkisi söz konusu değil

Tüm ülke çapında yayılmış 58 nükleer reaktörü ile dünyanın nükleer enerjiye en çok bağımlı ülkesi olan Fransa örneğinde tarım ürünleri ve turistik yöreleri açısından, bir kaza olmadıkça nükleer santrallerin bir kaygı sebebi değildir.




Nükleer karşıtı kampanyaların toplumu korkutmaktan başka bir dayanağı yok. Türkiye'de konuya vakıf insanlar ve akademisyenler Nükleerin bir ZORUNLULUK olduğunu açıkça belirtiyor.

Naçizane öneri olarak:Nükleer enerji politikasının başarıyla yürüyebilmesi için siyasi iradenin nükleer enerji konusunda toplumla samimi uzlaşı içerisinde olup ilgili tartışmaları teknik konuların ötesine taşımalıdır.

Bir diğer ifadeyle ilgili bölgeden yükselen eleştirileri ve kaygıları gözeterek teknik konularla sosyal içeriğin birleştirilip toplumsal SOSYAL KABULÜN sağlanması ve böylece diğer engellere fırsat vermemesi gerekmektedir.

Kaynak: https://twitter.com/BesliLikert/status/802928814108082176
Nükleer Enerji bir SEÇENEK mi yoksa ZORUNLULUK mu? Nükleer Enerji bir SEÇENEK mi yoksa ZORUNLULUK mu? Reviewed by Habersizim on 14:04:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: