Aylardır gündemimde olan, zihnimin bir köşesinde beni sürekli meşgul eden bir mesele var: Okuma eylemi. Hangi muhabbet ortamına girersem gireyim mevzuyu bir şekilde bir yerinden yakalayıp “okumak” fiiline getiriyorum. Büyüklerimle, hocalarımla ve arkadaşlarımla bu durumu istişare edip duruyorum.
Bir sene öncesine kadar kitap okumadığım her gün için ve hatta her an için acayip bir şekilde pişman olur, kendime kızar ve dahi küserdim. Ki kendine küsmek dünyanın en berbat şeylerinden biridir. Kişisel gelişim filan ters bana ama insan kendisini sevmeden yol alamıyor. Kendini sevmemek nankörlük, şükürsüzlük gibi bir şey oluyor. Fena.
Oysa mesele okumak değil. Bunu yeni yeni anlıyorum. En azından geldiğim noktada okumanın en önemli mesele olmadığını düşünmeye başladım. Mesele yaşamak. Soru şu: Ben niye kitap okuyorum? Daha geniş de alabiliriz bu soruyu: Ben niye kitap okuyorum, film izliyorum, koştur koştur seminer-konferans kovalıyorum, iyi müziğin peşindeyim? Nedir bu, nasıl bir çaba? Çünkü ben yaşamıyorum, hayatı bilmiyorum. Topraktan uzağım, olayları kavramakta ve tahlil etmekte güçlük çekiyorum. Kitaplarda, filmlerde, müziklerde hayat var. Ben o hayatın peşindeyim
Bir misalle devam edelim. Ne zaman doğuda bir şehit versek yahut ne zaman başımıza başka bir kötü felaket gelse o şehidin babasına, o felaketin mağdurlarına hemen bir mikrofon uzatılır. Konuşan Anadolu’dur. Öyle bir ferasetle, farkındalıkla, bilinçle konuşur ki Anadolu, okuduğum yüzlerce kitaptan, izlediğim yüzlerce filmden ve dinlediğim en şahane şarkılardan o ilmi almamış olduğumu fark ederim. Yerle bir olurum, “Sübhanallah!” derim, hayretim artar. “Sevmekten başka bir çıkar yolumuz yok.” diyen Özgecen Arslan’ın babasını hatırlayın.
Konuşan Anadolu’dur. “Anadolu feraseti” dediğimiz bir şey vardır. “Anane imanı” vardır sonra. Anadolu, toprakla rabıtasını koruduğu için, örfüyle atasıyla beraber yaşadığı için, henüz şehirdeki insan kadar pisliğe bulaşmadığı için yani saf olduğu için güzeldir. Anadolu bizim o çok önemsediğimiz kitapları, hayranı olduğumuz kült filmleri, dinlediğimiz o etnik şarkıları bilmez. Anadolu ilkokul terktir. Anadolu’nun CV’si yoktur, kariyer derdi de. Kur’an okur, namazını kılar, annesini sever Anadolu. Ne zaman bir acı gelse başımıza biz hemen birbirimizi suçlarken Anadolu teslimiyetten bahseder. Kaderimizdir, eyvallah der. Mahcup oluruz, “kitap yüklü merkep”lere döneriz. Cehalet başkadır, ümmilik başka… Anadolu ümmidir, cahil değil.
Ne zaman Suriçi’ne insem oradan Süleymaniye’ye çıksam, sabahtan akşama vakit geçirsem oralarda eve döndüğümde 10 kitaba bedel bir gün geçirdiğimi düşünürüm. Her insan bir kitaptır. Ben bir sürü insan görmüş olurum. Hayatı okumak yerine hayatı yaşamış olurum. O günler heybemde güzel şeyler biriktirmiş olurum illa ki.
Geldiğim noktada, okumanın her şey olmadığını anladım. Okumak her şey değildir, evet. Ama benim gibi şehirli çocuklar için çok şeydir. Elzemdir, ihmal edilemez. Hayatı madem yaşayamıyoruz, o zaman hayatı yaşayanların anlatıldığı kitapları okuyarak hayat hakkında fikir sahibi olmaya çalışmamız lazım.
Ayağım toprağa değmediği için, topraktan bitmediğim için, beton duvarlar içine mahpus olduğum için, şehirde bırakın köy hayatını mahalle kültürünü bile bulamadığım için okumaya mahkûmum ben. Okumazsam, izlemezsem, dinlemezsem devam edemem yoluma. Ölürüm.
aysebeyzacicek@hotmail.com
Bir sene öncesine kadar kitap okumadığım her gün için ve hatta her an için acayip bir şekilde pişman olur, kendime kızar ve dahi küserdim. Ki kendine küsmek dünyanın en berbat şeylerinden biridir. Kişisel gelişim filan ters bana ama insan kendisini sevmeden yol alamıyor. Kendini sevmemek nankörlük, şükürsüzlük gibi bir şey oluyor. Fena.
Oysa mesele okumak değil. Bunu yeni yeni anlıyorum. En azından geldiğim noktada okumanın en önemli mesele olmadığını düşünmeye başladım. Mesele yaşamak. Soru şu: Ben niye kitap okuyorum? Daha geniş de alabiliriz bu soruyu: Ben niye kitap okuyorum, film izliyorum, koştur koştur seminer-konferans kovalıyorum, iyi müziğin peşindeyim? Nedir bu, nasıl bir çaba? Çünkü ben yaşamıyorum, hayatı bilmiyorum. Topraktan uzağım, olayları kavramakta ve tahlil etmekte güçlük çekiyorum. Kitaplarda, filmlerde, müziklerde hayat var. Ben o hayatın peşindeyim
Bir misalle devam edelim. Ne zaman doğuda bir şehit versek yahut ne zaman başımıza başka bir kötü felaket gelse o şehidin babasına, o felaketin mağdurlarına hemen bir mikrofon uzatılır. Konuşan Anadolu’dur. Öyle bir ferasetle, farkındalıkla, bilinçle konuşur ki Anadolu, okuduğum yüzlerce kitaptan, izlediğim yüzlerce filmden ve dinlediğim en şahane şarkılardan o ilmi almamış olduğumu fark ederim. Yerle bir olurum, “Sübhanallah!” derim, hayretim artar. “Sevmekten başka bir çıkar yolumuz yok.” diyen Özgecen Arslan’ın babasını hatırlayın.
Konuşan Anadolu’dur. “Anadolu feraseti” dediğimiz bir şey vardır. “Anane imanı” vardır sonra. Anadolu, toprakla rabıtasını koruduğu için, örfüyle atasıyla beraber yaşadığı için, henüz şehirdeki insan kadar pisliğe bulaşmadığı için yani saf olduğu için güzeldir. Anadolu bizim o çok önemsediğimiz kitapları, hayranı olduğumuz kült filmleri, dinlediğimiz o etnik şarkıları bilmez. Anadolu ilkokul terktir. Anadolu’nun CV’si yoktur, kariyer derdi de. Kur’an okur, namazını kılar, annesini sever Anadolu. Ne zaman bir acı gelse başımıza biz hemen birbirimizi suçlarken Anadolu teslimiyetten bahseder. Kaderimizdir, eyvallah der. Mahcup oluruz, “kitap yüklü merkep”lere döneriz. Cehalet başkadır, ümmilik başka… Anadolu ümmidir, cahil değil.
Ne zaman Suriçi’ne insem oradan Süleymaniye’ye çıksam, sabahtan akşama vakit geçirsem oralarda eve döndüğümde 10 kitaba bedel bir gün geçirdiğimi düşünürüm. Her insan bir kitaptır. Ben bir sürü insan görmüş olurum. Hayatı okumak yerine hayatı yaşamış olurum. O günler heybemde güzel şeyler biriktirmiş olurum illa ki.
Geldiğim noktada, okumanın her şey olmadığını anladım. Okumak her şey değildir, evet. Ama benim gibi şehirli çocuklar için çok şeydir. Elzemdir, ihmal edilemez. Hayatı madem yaşayamıyoruz, o zaman hayatı yaşayanların anlatıldığı kitapları okuyarak hayat hakkında fikir sahibi olmaya çalışmamız lazım.
Ayağım toprağa değmediği için, topraktan bitmediğim için, beton duvarlar içine mahpus olduğum için, şehirde bırakın köy hayatını mahalle kültürünü bile bulamadığım için okumaya mahkûmum ben. Okumazsam, izlemezsem, dinlemezsem devam edemem yoluma. Ölürüm.
aysebeyzacicek@hotmail.com
Anadolu ümmidir, cahil değil
Reviewed by Habersizim
on
09:19:00
Rating:

Hiç yorum yok: