Yılgın Türkler, Öğle namazına nasıl kalkılır gibi sarsıcı kitapların yazarı Bülent Akyürek ile satranç, ağustos böceği ve delilik hakkında söyleştik. Cevaplarıyla bizi şaşırtmayı elbette başardı
Müstakil misiniz?
Müstakil, yalnız, artık yalancı baharlara aldanmayan, inat etmiş bir kütük gibiyim. Bütünüyle panikte ve şüphedeyim. Hareket eden her şeye fikir ateşlediğim yıllara bakıp avunuyorum. Orhan Gencebay, Kamuran Akkor, İlhan İrem dinleyip sadeleşmeye çalışıyorum. Tüm fraksiyonlardan, körleşmiş taraftarlardan, kendi sesini çıkaramayanlardan uzak kaçıyorum. Nereye kadar mı kaçıyorum? Kazancı Bedih Yoluk, Tenekeci Mahmut Güzelgöz’e kadar kaçıyorum…
Eskisi kadar sizi meydanlarda pek göremiyoruz.
İnzivaya mı çekildiniz, nerelerdesiniz?
Karateci yazarlardan olmak istemedim hiçbir zaman. Size şaka gelecek ama yaşarken çok okuyup ideolog olmak için çalıştım. Para kazanacağım en önemli uzun yıllarımı kitap okumakla geçirdim. Son kertede yoksul bir bilge adam olarak öleceğimi tahmin ediyorum. Diğer taraftan çok fazla sayıda yurtiçi, yurtdışı konferanslarım sürüyor.
Niye mi bu kadar çok konferans veriyorum? Çünkü konuşarak da dünyanın düzelemeyeceğine inanıyorum. Ne okuyarak, ne yazarak, ne konuşarak değiştirebildik dünyayı? Kendimizi bile değiştiremiyoruz. Açık unutulmuş bir radyo gibiyiz, bizi dinlerken herkes kendi sesini dinliyor. Değiştirebileceğimiz cahil adamlar bulamıyoruz.
Herkes âlim, herkes filozof. Ceviz masaların önünden hızla geçen fare gibiyim. Bazen yüksek mevkideki arkadaşlarımın önüne çıkıyorum. Korkup döner koltuğun üstüne çıkıyorlar. Bundan zevk alıyorum. Yoksul bilge bir fare olmak, bize bu rol düştü…
Yıllar evvel bir konferansınızda satranç, okey ve tavla üzerine enteresan şeyler anlatmıştınız. Satranca yahut tavlaya tam olarak nasıl bakmalıyız?
Satranç pusu kurma, strateji, açık yakalama veya açık verdirme oyunudur, delikanlılık raconuna ters, caiz bulmuyorum. Tavla, okey kaderci oyunlardır. Zar veya taş gelirse oynarsınız. Aklınızı, yeteneklerinizi kutsayamazsınız. Ben Anadolu’da bir bir atıp şükreden derviş adamlar gördüm. Satrançta birini yenip tavladaki gibi alay edemezsiniz çünkü satrançta yenilen adamla dalga geçmek onun aklına, zekâsına hakaret olur. Tavla, okey tam olarak kaderci oyunlardır, zarlara teslimiyet vardır. Gelirse şükür, gelmezse vardır bir hayrı, tam olarak böyle. Yani yenik, bilge bir fare, bize çayları ödemek düşer…
"Ağustos Böceği ile Karınca" hikâyesine de yorumunuz bildiğim kadarıyla sıradışı. Gazetemiz okurları için bir kez daha yorumlar mısınız, rica etsek.
Hani şarkıcıların okumaktan kurtulamadığı şarkılar vardır ya? Ben de kurtulamıyorum bundan. Her Tv programı ve her konferansta anlat diyorlar.
Şimdi efendim: Hikâyeye göre Ağustos böceği yaz boyu saz çalmış ama karınca hep çalışmış. Kış gelince de Ağustos böceği aç susuz donmak üzereyken karıncanın kapısını çalıp yardım istemiş. Karınca da “Ben çalıştım sen saz çaldın” diyerek kapıyı onun suratına kapatmış. Diyorum ki: “Kapımızı çalanı içeri alan, yolda kalana yardım eden, her an biri gelirse yatılı kalsın diye evinde on beş yorgan, yastık, döşek bulunduran, mazlumun milletini sormayan bu ümmetin çocuklarına niçin bu hikâyeyi okutturdunuz?” Anadolu’nun mübarek kadınları her an toplu misafir gelebilir duyarlılığıyla yüz on sekiz parça porselen yemek takımını niçin alıyor zannediyorsunuz? Bir de bizler Hızır kültüründen geliyoruz, kapımızı çalan Hızır olabilir düşüncesiyle herkese açık olmalıdır kapımız değil mi?
İşin en can alıcı noktası şu: Ağustos böceği ile Karınca teknik açıdan hatalı. Ağustos böceği Ağustos Ayı’nda yaşar Eylül’de ölür. Öyleyse kar yağarken nasıl karıncanın kapısına gidiyor? Pışııık…
“Bildiklerimizin zekâtını vermek zorundayız”
İlk romanlarınızla aranız nasıl? Keşke yine roman yazsanız...İnançsız zamanlarımda romancıydım. Hidayete erince edebiyatı sonlandırıp fikir kitaplarına yöneldim… “Yılgın Türkler, Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır, Güzel ve Etkili Susma Sanatı, Çöldeki Penguen, Felsefeden Acil Çıkış, Boş Laflar Antolojisi, Seviyordum Söyleyemedim, Mavi Marmara Risalesi vs…” Yıllardır eski kitaplarımı basmıyorum. İslâm coğrafyası işgal altında. İnsanları bilinçlendirecek, diri tutacak kitaplar yazıyorum. Keşke her şey düzelse ben de yine evde oturup romanlar yazsam ama Amerika yıkılmadan romana geri dönmem zannediyorum. Benim romancılığım, Lale Devrim 11 Eylül’de son buldu, şimdi ciddi işler yapmalıyız.
Her Salı saat 14 ile 16 arası Başakşehir Cevdet Kılıçlar Bilgi Evi’nde Yazarlık Atölyesi’nde yazarlık dersleri veriyormuşsunuz, nasıl gidiyor?
Haziran ayına kadar sürecek. Çok değişik müfredatı olmayan bir iş yapıyorum. Üniversiteli gençlerden 70 yaşına kadar kursiyerimiz var. İlk dersimde intihar mektubu yazdırmıştım, her dersime “Yazarlığın okulu olmaz” diye başlıyorum. Güzel şeyler oluyor, şimdiden bazı arkadaşlarımız dergilerde, önemli sitelerde görünmeye başladılar. Çok mutlu oluyorum, bir yaştan sonra tecrübelerimizi aktarmak bildiklerimizin zekatını vermek zorundayız. İnşallah Eylül Ayı’nda da önümüzdeki yıl devam edecek. İlgi oldukça devam edeceğim.
Bir film senaryosu yazmayı düşündünüz mü hiç?
Yazdım bile: “ Derken Hz. Havva yaratılır ve olaylar gelişir…” Nasıl? Fena sayılmaz değil mi?
Sizce delilik nedir?
Aynı şeyi tekrar tekrar ilk defa söylüyormuş gibi hevesle anlatıyorsan bu iş tamamdır. Bence delilik bu… Aynı şeyi tekrar tekrar ilk defa söylüyormuş gibi hevesle anlatıyorsan bu iş tamamdır. Bence delilik bu… Aynı şeyi tekrar tekrar ilk defa söylüyormuş gibi hevesle anlatıyorsan bu iş tamamdır. Bence delilik bu… Aynı şeyi tekrar tekrar ilk defa söylüyormuş gibi hevesle anlatıyorsan bu iş tamamdır. Bence delilik bu… Aynı şeyi tekrar tekrar ilk defa söylüyormuş gibi hevesle anlatıyorsan bu iş tamamdır. Bence delilik bu… Aynı şeyi tekrar tekrar ilk defa söylüyormuş gibi hevesle anlatıyorsan bu iş tamamdır. Bence delilik bu… Aynı şeyi tekrar tekrar ilk defa söylüyormuş gibi hevesle anlatıyorsan bu iş tamamdır. Bence delilik bu… Aynı şeyi tekrar tekrar ilk defa söylüyormuş gibi hevesle anlatıyorsan bu iş tamamdır. Bence delilik bu… Aynı şeyi tekrar tekrar ilk defa söylüyormuş gibi hevesle anlatıyorsan bu iş tamamdır. Bence delilik bu… Aynı şeyi tekrar tekrar ilk defa söylüyormuş gibi hevesle anlatıyorsan bu iş tamamdır. Bence delilik bu… Aynı şeyi tekrar tekrar ilk defa söylüyormuş gibi hevesle anlatıyorsan bu iş tamamdır. Bence delilik bu…
Tamam tamam anlaşıldı. Sormasam olmazdı: Ne olacak bu memleketin hâli?
Tv8 reytinglerine bakarsak iyi olacak diyebiliriz. Harika olacak. Menajer anneler büyütüyor bu nesli. Asım’ın nesli izdivaç izliyor, umutluyum, bu gidişle Amerika’yı çok yormayacağız. Seçici bir kuşak var, eş seçiyor, yemek seçiyor, yılda iki kez başbakan seçiyor… İyi olacak, motörleri maviliklere süreceğiz…
Bülent Akyürek: Açık unutulmuş radyo gibiyiz
Reviewed by Habersizim
on
08:39:00
Rating:
Reviewed by Habersizim
on
08:39:00
Rating:


Hiç yorum yok: