İş gevezeliğe kalırsa, her mesele gevezeliğin konusu olabilir.
Hayat edebiyatsız, edebiyatsız hayat olur mu?
Bu sual bile ateşli tartışmalara, uzun konuşmalara zemin olur.
Sanat mı, hayat mı?
Mesela.
Gevezelik kolay.
Ucu bucağı belli bir şeyler söylemeğe gelince işler değişebilir.
Bu işin şeklini şemailini ortaya çıkararak, yerli yerinde laflar ederek, taşları tam yerine oturtarak konuşmak işin ehlinin çabasıyla mümkün.
Zaman zaman nükseder bu türden muhabbetler.
Fikrin zengininden çok yoksulunun sesi yükselir.
Ne demek fikrin zengini?
Şu demek; her neyse mesele, o mesele üzerine kafa yoran, düşünen, o iş, yahut ilmin bileni olan, bileni olmak yetmez tatmin edici düzeyde üç beş kelam edebilen ve taşı gediğine koyabilen demek.
Sadece malumat sahibi olmayan demek.
Malumat sahibi olmayı da yabana atmamak lazım.
Bu bile bir şey günümüzde. Üniversite yıllarında bir muhabbet esnasında Van Gogh’un ismini zikretmek durumunda kalmıştım.
Galiba o günlerde ‘Teo’ya Mektuplar’ elimdeydi.
‘Van Gogh’ kim diye sorulunca, ne söyleyeceğimi şaşırmıştım.
Nazmi Ziya’yı tanımasa vallahi daha az şaşırırdım.
O değil, daha fenası var.
Şaka değil, yirmi yıldır kitap pazarlayan bir pazarlamacıya konu nasıl oraya geldiyse ‘İsmet Özel’i sorduğumda hiç duymadığını söylediğinde yaşadığım şaşkınlığı gizlemem mümkün olamadı.
Ümmi değildi, ortaokul terk değildi.
Üniversite mezunuydu.
Üniversiteyi bırakın, bir lise öğrencisinin bile haberdar ve malumat sahibi olması gerekir hiç olmasa İsmet Özel’den.
İnsanlık hali deyip geçemeyeceğim durumlar bunlar.
Edebiyat mı hayatın içinde, hayat mı edebiyatın içinde sorusundan evvel bu suali aklına düşürenlerin, ben neyin, ne menem bir hayatın içindeyim diye sormaklığı gerekir.
Bu soruya cevap bulmanın yolu gevezelikten geçmiyor.
Gevezeliğin böyle bir konusu olsa anında gevezelik olmaktan çıkar zaten.
Bu yazıyı yazmama sebep, İhsan Fazlıoğlu’na atfedilen bir yazı.
“Bir ülkede edebiyat ve sanattan çok siyaset konuşuluyorsa, o ülke üçüncü sınıf bir ülkedir”sözü.
Üstadın bu sözünün doğruluk payı var. Ben de kendi retoriğimle restore ederek söyleyim.
Edebiyat ve sanattan çok siyaset konuşuluyorsa o ülke üçüncü sınıf bir ülke sayılır mı üzerinde düşünmek gerekir; ancak, bir ülkede politikacılar, sanatsız, edebiyatsız siyaset yapıyorlarsa, o politikacılar üçüncü sınıf politikacılardır.
Bir başka gevezeliğimde buluşmak üzere efenim.
Hayat edebiyatsız, edebiyatsız hayat olur mu?
Bu sual bile ateşli tartışmalara, uzun konuşmalara zemin olur.
Sanat mı, hayat mı?
Mesela.
Gevezelik kolay.
Ucu bucağı belli bir şeyler söylemeğe gelince işler değişebilir.
Bu işin şeklini şemailini ortaya çıkararak, yerli yerinde laflar ederek, taşları tam yerine oturtarak konuşmak işin ehlinin çabasıyla mümkün.
Zaman zaman nükseder bu türden muhabbetler.
Fikrin zengininden çok yoksulunun sesi yükselir.
Ne demek fikrin zengini?
Şu demek; her neyse mesele, o mesele üzerine kafa yoran, düşünen, o iş, yahut ilmin bileni olan, bileni olmak yetmez tatmin edici düzeyde üç beş kelam edebilen ve taşı gediğine koyabilen demek.
Sadece malumat sahibi olmayan demek.
Malumat sahibi olmayı da yabana atmamak lazım.
Bu bile bir şey günümüzde. Üniversite yıllarında bir muhabbet esnasında Van Gogh’un ismini zikretmek durumunda kalmıştım.
Galiba o günlerde ‘Teo’ya Mektuplar’ elimdeydi.
‘Van Gogh’ kim diye sorulunca, ne söyleyeceğimi şaşırmıştım.
Nazmi Ziya’yı tanımasa vallahi daha az şaşırırdım.
O değil, daha fenası var.
Şaka değil, yirmi yıldır kitap pazarlayan bir pazarlamacıya konu nasıl oraya geldiyse ‘İsmet Özel’i sorduğumda hiç duymadığını söylediğinde yaşadığım şaşkınlığı gizlemem mümkün olamadı.
Ümmi değildi, ortaokul terk değildi.
Üniversite mezunuydu.
Üniversiteyi bırakın, bir lise öğrencisinin bile haberdar ve malumat sahibi olması gerekir hiç olmasa İsmet Özel’den.
İnsanlık hali deyip geçemeyeceğim durumlar bunlar.
Edebiyat mı hayatın içinde, hayat mı edebiyatın içinde sorusundan evvel bu suali aklına düşürenlerin, ben neyin, ne menem bir hayatın içindeyim diye sormaklığı gerekir.
Bu soruya cevap bulmanın yolu gevezelikten geçmiyor.
Gevezeliğin böyle bir konusu olsa anında gevezelik olmaktan çıkar zaten.
Bu yazıyı yazmama sebep, İhsan Fazlıoğlu’na atfedilen bir yazı.
“Bir ülkede edebiyat ve sanattan çok siyaset konuşuluyorsa, o ülke üçüncü sınıf bir ülkedir”sözü.
Üstadın bu sözünün doğruluk payı var. Ben de kendi retoriğimle restore ederek söyleyim.
Edebiyat ve sanattan çok siyaset konuşuluyorsa o ülke üçüncü sınıf bir ülke sayılır mı üzerinde düşünmek gerekir; ancak, bir ülkede politikacılar, sanatsız, edebiyatsız siyaset yapıyorlarsa, o politikacılar üçüncü sınıf politikacılardır.
Bir başka gevezeliğimde buluşmak üzere efenim.
Bir ülkede politikacılar sanatsız, edebiyatsız siyaset yapıyorlarsa 3. sınıf politikacıdırlar
Reviewed by Habersizim
on
15:45:00
Rating:

Hiç yorum yok: