Kamalizm, tüm faşizmler gibi kendi içerisinde kutsal bir dünya inşa eder. Bu dünya kendi içerisinde bir bütünlük oluşturur ve dışarıdan gelebilecek her tür müdahaleye kapalıdır. Hele her tür eleştiri vatan hainliği düzeyinde algılanır. Sizin her tür öneriniz “yok, öyle bir şey” cevabı ile kesilir. Yani raconu keser ve sizin her tür anlamlı itirazınıza düşünmeden karşı çıkarlar. Dedik ya, düşünebilen adam Atatürkçü olamaz, Atatürkçü adam da beyni fonksiyonel olarak iptal edilmiş bir morondur.
Halaskar Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Bizim bildiğimiz adı, pekiyi, kafa kağıdındane yazıyor. Kamâl Atatürk. İnanmayan internette araştırabilir, Buyurun adresi http://belgelerlegercektarih.com/2012/09/27/ataturkun-ismi-kemal-mi-kamal-mi/ Ayıp değil, günah değil, ama kendi kafas ındaki stereotipe uymadığı için sıradan bir Kamalistin koruya yaklaşımı kesindir. Yok öyle bir şey. Biz ne dediysek o.
Kaya Çilingiroğlu’nun babasının ismi de Kaya’ydı. Amerikalılarda bu adet vardır. Bir arkadaşımın ismi McArthur’du ve yanında roma rakamı ile IV yaz ıyordu.
Bu fıkra da tanıdığım en geniş fıkra hazinesine sahip gerçek dost ve kardeş Ayhan Yasan’dan. Temel’in oğlu olmuş. İsmini ne koyalım diye sormuşlar. Temel diye cevap vermiş, Tabii haklı olarak senin ismin ne olacak diye tekrar sormuşlar. Ben kendime yeni bir ad bulurum diye tevazu göstermiş. Allah’ınızı severseniz, hangi okulda hangi öğretmen kendisiyle adaş öğrencisine yen bir isim vermek gereğini hisseder. Birisi öğretmendir, birisi öğrenci. Kim karıştırır ki? Atatürk, Mustafa ismini sevmezdi değiştirmek için bu ismi kendisi buldu deyin, konu kapansın. Sonra onu da Arapça olduğu için beğenmedi, Türkçe kökenli Kamâl ismini tercih etti, .böyle söyleyin, konu gene kapanır, ama lütfen zekamızla dalga geçmeyin. Kabul edin ki, herkes sizin taife kadar fonksiyonel zekâ özürlü olmak zorunda değildir. Malvarlığından söz edersiniz. Cevap hazırdır, Ne olmuş, yani? Atatürk, tüm mal varlığını devlete ve millete bağışladı, Yani devletin gerçek sahibi CHP ile Çağatayca’ya suni teneffüs yaptırıp bu ölü dilden Türkçeye benzeyen yeni bir dil çıkarmaya çalışan Türk Dil Kurumu’na. Ha bir de olmadık eski medeniyetlerin aslında Türk olduklarını ispata memur edilen Türk Tarih Kurumu’na. Ne güzel değil mi?
Aslında bu da bir tür “yok, öyle bir şey” sendromudur. Senin dediğini ciddiye almıyorum, ben ne dersem, o olur yaklaşımı. Mafya tabiriyle racon kesme. 90lı yılların başında bir mafya babasıyla tanışmıştım. Küçük bir balıktı. Büyük olmak istiyordu. Cesareti vardı, ama görgüsü, bilgisi yetmiyordu. Bize mafya diyorlar, ama esas mafya gökdelenlerde kravat takarak dolaşıyor derdi. Hacı değildi, ama babası Kâbe’de iken, doğduğu için, annesi bu ismi tercih etmiş. Radyo kurmaya niyetlenmişti. Yasal zemini olmadığı için ben onu bundan vazgeçirdim. Zaman içerisinde tüm radyolar yasalbir statüye kavuştular, yani o haklı çıktı. Gecekondudan bozma, ama kendi geçmişine göre iyi bir evde oturuyordu. Bir ziyaretimde nezaket icabı evini beğendiğimde, bana “Allah, sana da böyle bir ev nasip etsin” diye dua etti. Ne yapsın ufku o kadardı. Bunun benim için bir beddua olduğunu anlaması mümkün değildi. Hacı Abi, bana hayatta unutamayacağım bir ders verdi. Dayatamayacağın raconu koymayacaksın. Yani karşındakine zorla kabul ettiremeyeceğin bir konuda, ahkâm kesmeyeceksin. Sağ olsun, Kamalistler bunu hep yaptılar. Sizin en haklı itirazınıza, eleştirinize bile racon kesiyorlardı, çünkü aslında hakları olmayan bir güce dayanıyorlardı ve bu raconu devlet gücüyle, yargı gücüyle uygulamaya koyabiliyorlardı. Bakınız 5816.
Pekiyi, şimdi ne oldu. Harç bitti, yapı paydos. Yargı, bazılarımızın keyfine kâhya olmaktan vazgeçti. Olması gereken oldu. İş doğal mecrasına döndü. Üstelik Zeus onların beklediği gibi başımıza yıldırımlar yağdırmıyor. Onlar olmazsa, ülkenin çökeceğine inanmamız beklenirdi bizden. Öyle ise hep bir ağızdan aşk ile huzuru kalp ile. “Var öyle bir şey.” Reisin 28 Şubatçılara dediği gibi: “Anca gidersiniz!”
Halaskar Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Bizim bildiğimiz adı, pekiyi, kafa kağıdındane yazıyor. Kamâl Atatürk. İnanmayan internette araştırabilir, Buyurun adresi http://belgelerlegercektarih.com/2012/09/27/ataturkun-ismi-kemal-mi-kamal-mi/ Ayıp değil, günah değil, ama kendi kafas ındaki stereotipe uymadığı için sıradan bir Kamalistin koruya yaklaşımı kesindir. Yok öyle bir şey. Biz ne dediysek o.
Kaya Çilingiroğlu’nun babasının ismi de Kaya’ydı. Amerikalılarda bu adet vardır. Bir arkadaşımın ismi McArthur’du ve yanında roma rakamı ile IV yaz ıyordu.
Bu fıkra da tanıdığım en geniş fıkra hazinesine sahip gerçek dost ve kardeş Ayhan Yasan’dan. Temel’in oğlu olmuş. İsmini ne koyalım diye sormuşlar. Temel diye cevap vermiş, Tabii haklı olarak senin ismin ne olacak diye tekrar sormuşlar. Ben kendime yeni bir ad bulurum diye tevazu göstermiş. Allah’ınızı severseniz, hangi okulda hangi öğretmen kendisiyle adaş öğrencisine yen bir isim vermek gereğini hisseder. Birisi öğretmendir, birisi öğrenci. Kim karıştırır ki? Atatürk, Mustafa ismini sevmezdi değiştirmek için bu ismi kendisi buldu deyin, konu kapansın. Sonra onu da Arapça olduğu için beğenmedi, Türkçe kökenli Kamâl ismini tercih etti, .böyle söyleyin, konu gene kapanır, ama lütfen zekamızla dalga geçmeyin. Kabul edin ki, herkes sizin taife kadar fonksiyonel zekâ özürlü olmak zorunda değildir. Malvarlığından söz edersiniz. Cevap hazırdır, Ne olmuş, yani? Atatürk, tüm mal varlığını devlete ve millete bağışladı, Yani devletin gerçek sahibi CHP ile Çağatayca’ya suni teneffüs yaptırıp bu ölü dilden Türkçeye benzeyen yeni bir dil çıkarmaya çalışan Türk Dil Kurumu’na. Ha bir de olmadık eski medeniyetlerin aslında Türk olduklarını ispata memur edilen Türk Tarih Kurumu’na. Ne güzel değil mi?
Aslında bu da bir tür “yok, öyle bir şey” sendromudur. Senin dediğini ciddiye almıyorum, ben ne dersem, o olur yaklaşımı. Mafya tabiriyle racon kesme. 90lı yılların başında bir mafya babasıyla tanışmıştım. Küçük bir balıktı. Büyük olmak istiyordu. Cesareti vardı, ama görgüsü, bilgisi yetmiyordu. Bize mafya diyorlar, ama esas mafya gökdelenlerde kravat takarak dolaşıyor derdi. Hacı değildi, ama babası Kâbe’de iken, doğduğu için, annesi bu ismi tercih etmiş. Radyo kurmaya niyetlenmişti. Yasal zemini olmadığı için ben onu bundan vazgeçirdim. Zaman içerisinde tüm radyolar yasalbir statüye kavuştular, yani o haklı çıktı. Gecekondudan bozma, ama kendi geçmişine göre iyi bir evde oturuyordu. Bir ziyaretimde nezaket icabı evini beğendiğimde, bana “Allah, sana da böyle bir ev nasip etsin” diye dua etti. Ne yapsın ufku o kadardı. Bunun benim için bir beddua olduğunu anlaması mümkün değildi. Hacı Abi, bana hayatta unutamayacağım bir ders verdi. Dayatamayacağın raconu koymayacaksın. Yani karşındakine zorla kabul ettiremeyeceğin bir konuda, ahkâm kesmeyeceksin. Sağ olsun, Kamalistler bunu hep yaptılar. Sizin en haklı itirazınıza, eleştirinize bile racon kesiyorlardı, çünkü aslında hakları olmayan bir güce dayanıyorlardı ve bu raconu devlet gücüyle, yargı gücüyle uygulamaya koyabiliyorlardı. Bakınız 5816.
Pekiyi, şimdi ne oldu. Harç bitti, yapı paydos. Yargı, bazılarımızın keyfine kâhya olmaktan vazgeçti. Olması gereken oldu. İş doğal mecrasına döndü. Üstelik Zeus onların beklediği gibi başımıza yıldırımlar yağdırmıyor. Onlar olmazsa, ülkenin çökeceğine inanmamız beklenirdi bizden. Öyle ise hep bir ağızdan aşk ile huzuru kalp ile. “Var öyle bir şey.” Reisin 28 Şubatçılara dediği gibi: “Anca gidersiniz!”
Var öyle bir şey
Reviewed by Habersizim
on
09:07:00
Rating:

Hiç yorum yok: