Dün var mısınız diye sormuştum. İki basit öneri ile Türk çocuklarının okuma hızını en az %35 oranında arttırmaya ben varım. Bilirsiniz, beğenmediği her iş için Taksim7de iki adam astığında ülkenin süt liman olacağını zanneden bir zihniyet vardır. 1940’larda miadını doldurmuş faşizmin günümüzde hala tasfiye edilmemiş kalıntıları, ADD taifesi ve mikrobik klonları.
Aydın Doğan bunlardan mülhem bir işi başaramayınca kendisini Taksim’de asma seçeneğini sunar, ama bu ihtimaller ortaya çıktığında ise kıvırır. Yandan, yandan. Hani ana medyadan pişpişlenen bir yazarımız vardı. O da Türk parasından 6 sıfır (.hatırlatırım, bu tarihi bir maç skoru değildir) atılırsa, enflasyon patlar diye şişiniyordu. Hükümet bunu başarırsa, Taksim’de eşek gibi anıracaktı. Tabii dansöz gibi kıvırdı. İnsan, en azından utanır. Karısı utanmazlıkta level atladı. Yargıtay baskını sırasında tekbir sesleri duyduğunu ifade etti. Yalan söylememiş canım, sadece gaipten sesler duymuş. Belki de o saatte Avrupa’da sabah ezanı vaktidir. İngilizler buna wishfulthinking derler. Duymak istediğini
duymak, görmek istediğini görmek diyebiliriz.
İnsan beyni alfabeyi görsel algı ile yorumlar, ancak görsel işaretlerini tümünü göz önünde bulundurmaz Algıda seçicilik söz konusudur. Algılama bu işaretlerin oluşturduğu görsel görüntü deseni (pattern/ örüntü) üzerindendir.
İnsan yeni bir mavi araba aldığında sürekli olarak yolda mavi arabalar görmeye başlar. Cep telefonunuzu yenilediğinizde de, birden bu markanın ne kadar yaygın olduğunu fark edersiniz. Buna algıda seçicilik denir. Aynı seçicilik modern dillerdeki görsel işaretler, yani harfler için de geçerlidir. Semiyotik denen bilim dalı bu yapı ile uğraşır. Geçenlerde vefat eden Tahsin Yücel bu konuda kafa yoran ender insanlardan birisiydi. Keşke kitaplarını Türkçeye benzeyen bir dille değil de gavurca yazsaydı. En azından daha rahat anlardım.
Eski Türkçede, yani Arap alfabesinde “diler, dılar, dular ve düler” aynı şekilde yazılır. Hatta “tiler, tılar, tular ve tüler” yazarken de fark gözetilmez. Yani 8 ekin yazılışı ortaktır. İşte harf inkılabı bizi bu geri kalmışlıktan kurtardı. Tabii daha 10 sene önce Latin hurufatına geçen Azerbaycanlı kardeşlerimiz bunu akıl edemediler. Nedense d-t ayrımını yazıya geçirmeyi düşünmediler. Keşke bizim harf inkılabımızın o muhteşem dehasını örnek alsalardı.
Türkçe sondan eklemeli bir dil. Sadece eklerini yazılımında sadeleştirmeye gittiğimizde, yani yukarıdaki 8 ihtimali d-l-r şekline getirdiğimizde okuma hızımız şahlanacaktır. Bunu diğer eklere uygulaman ın getireceği hızı matematik olarak kanıtlamaya hazırım.
Bir başka hızlandırma yöntemi ise Türkçede en sık kullanılan 250 temel kelimenin (leksem de olabilir, lemma da) yazımında sadeleştirmeye gidilmesidir. Tüm bu önerilerimi matematiksel olarak modellendirmeye varım. Hızlı okuma tekniklerinin tümü bu tür görsel handikapların giderilmesini ve yazımın sadeleştirilmesi esasına dayanır. Siz bu sadeleştirmeyi gözlerinizde ve zihninizde yaparsınız, ama bunun alfabe sisteminde yapılması işi daha da kolaylaştırır.
WoodyAllen, hızlı okuma tekniklerine olan hayranlığını şöyle ifade eder. Bir ara hızlı okuma teknikleri öğreten kurslar çok yaygındı. Ben de gittim. Kursu bitirince Karamazov Kardeşler romanını bir saatte okudum. Olay, galiba Rusya’da geçiyor. Sadece 1000 kişilik bir uygulama ve 1000 kişilik de bir kontrol grubuyla bu söylediklerimi kanıtlamaya her an hazırım. Üstelik bunun için büyük bir ödenek de gerekmiyor. Sayın bakanımızın bürokratlarına talimat vermesi yeterlidir.
Yalnız peşin peşin söyleyeyim, sonunda ağlamaca yok. Öve öve bitiremediğiniz başarılarınız fos çıktığında ordu göreve diye de bağıramayacaksınız. Geçti o devirler. Ben de emekli çöl ajanı gibi kıvırtmayacağının kanıtını göstereyim. Sesimi kayda alıp notere veriyorum. Başarısızlığım kanıtlanırsa youtube kanalları yayma işlemini üstlenir, yoksa çöpe atarsınız.
Aydın Doğan bunlardan mülhem bir işi başaramayınca kendisini Taksim’de asma seçeneğini sunar, ama bu ihtimaller ortaya çıktığında ise kıvırır. Yandan, yandan. Hani ana medyadan pişpişlenen bir yazarımız vardı. O da Türk parasından 6 sıfır (.hatırlatırım, bu tarihi bir maç skoru değildir) atılırsa, enflasyon patlar diye şişiniyordu. Hükümet bunu başarırsa, Taksim’de eşek gibi anıracaktı. Tabii dansöz gibi kıvırdı. İnsan, en azından utanır. Karısı utanmazlıkta level atladı. Yargıtay baskını sırasında tekbir sesleri duyduğunu ifade etti. Yalan söylememiş canım, sadece gaipten sesler duymuş. Belki de o saatte Avrupa’da sabah ezanı vaktidir. İngilizler buna wishfulthinking derler. Duymak istediğini
duymak, görmek istediğini görmek diyebiliriz.
İnsan beyni alfabeyi görsel algı ile yorumlar, ancak görsel işaretlerini tümünü göz önünde bulundurmaz Algıda seçicilik söz konusudur. Algılama bu işaretlerin oluşturduğu görsel görüntü deseni (pattern/ örüntü) üzerindendir.
İnsan yeni bir mavi araba aldığında sürekli olarak yolda mavi arabalar görmeye başlar. Cep telefonunuzu yenilediğinizde de, birden bu markanın ne kadar yaygın olduğunu fark edersiniz. Buna algıda seçicilik denir. Aynı seçicilik modern dillerdeki görsel işaretler, yani harfler için de geçerlidir. Semiyotik denen bilim dalı bu yapı ile uğraşır. Geçenlerde vefat eden Tahsin Yücel bu konuda kafa yoran ender insanlardan birisiydi. Keşke kitaplarını Türkçeye benzeyen bir dille değil de gavurca yazsaydı. En azından daha rahat anlardım.
Eski Türkçede, yani Arap alfabesinde “diler, dılar, dular ve düler” aynı şekilde yazılır. Hatta “tiler, tılar, tular ve tüler” yazarken de fark gözetilmez. Yani 8 ekin yazılışı ortaktır. İşte harf inkılabı bizi bu geri kalmışlıktan kurtardı. Tabii daha 10 sene önce Latin hurufatına geçen Azerbaycanlı kardeşlerimiz bunu akıl edemediler. Nedense d-t ayrımını yazıya geçirmeyi düşünmediler. Keşke bizim harf inkılabımızın o muhteşem dehasını örnek alsalardı.
Türkçe sondan eklemeli bir dil. Sadece eklerini yazılımında sadeleştirmeye gittiğimizde, yani yukarıdaki 8 ihtimali d-l-r şekline getirdiğimizde okuma hızımız şahlanacaktır. Bunu diğer eklere uygulaman ın getireceği hızı matematik olarak kanıtlamaya hazırım.
Bir başka hızlandırma yöntemi ise Türkçede en sık kullanılan 250 temel kelimenin (leksem de olabilir, lemma da) yazımında sadeleştirmeye gidilmesidir. Tüm bu önerilerimi matematiksel olarak modellendirmeye varım. Hızlı okuma tekniklerinin tümü bu tür görsel handikapların giderilmesini ve yazımın sadeleştirilmesi esasına dayanır. Siz bu sadeleştirmeyi gözlerinizde ve zihninizde yaparsınız, ama bunun alfabe sisteminde yapılması işi daha da kolaylaştırır.
WoodyAllen, hızlı okuma tekniklerine olan hayranlığını şöyle ifade eder. Bir ara hızlı okuma teknikleri öğreten kurslar çok yaygındı. Ben de gittim. Kursu bitirince Karamazov Kardeşler romanını bir saatte okudum. Olay, galiba Rusya’da geçiyor. Sadece 1000 kişilik bir uygulama ve 1000 kişilik de bir kontrol grubuyla bu söylediklerimi kanıtlamaya her an hazırım. Üstelik bunun için büyük bir ödenek de gerekmiyor. Sayın bakanımızın bürokratlarına talimat vermesi yeterlidir.
Yalnız peşin peşin söyleyeyim, sonunda ağlamaca yok. Öve öve bitiremediğiniz başarılarınız fos çıktığında ordu göreve diye de bağıramayacaksınız. Geçti o devirler. Ben de emekli çöl ajanı gibi kıvırtmayacağının kanıtını göstereyim. Sesimi kayda alıp notere veriyorum. Başarısızlığım kanıtlanırsa youtube kanalları yayma işlemini üstlenir, yoksa çöpe atarsınız.
Somut iki öneri
Reviewed by Habersizim
on
09:31:00
Rating:

Hiç yorum yok: