Kifayetsiz Vekil Çelebi | Seyahatnamesi - 2

CENUBİ TİROL’UN PAYİTAHDINDA PARK YERİ BULAMADIM
Kadîm muarızlarımızdan Al-i Habsburg’un memaliki Avusturya’nın İnnsbruck şehri civarında bir yerde İtalya levhasını gördükte içimden maşinimin direksiyonunu o istikamete çevirmek geldi ve öyle de yapdım.

Hemen birkaç kilometre sonra avdet ettiğim İtalya topraklarında ilerlerken yaman yalnızlığıma yanarak radyoyu açdım. Nemçe lisanını bildiğimden güftesini anladığım neşeli müzikli ve fakat hazin bir şarkı çalıyordu. Şöyle ki: “Geldiler böldüler güzel diyâr-ı Tirol’u...” Nemçe lisanı olduğu içün herhalde Avusturya radyosudur dedim ve fakat şarkıdan sonra Cenubî Tirol mıntıkasındaki seçimlerin neticeleri -yine Nemçe lisanında- mütalaa edilirken ikide bir de Roma’ya atıfda bulunulması ve adem-i merkeziyetciliğin geçmesi gereken yeni bir safhadan bahsedilmesi, ayrıca da İtalyan partilerinin Cenubî Tirol Meclisi’ndeki sandalye sayılarının 5’den 2’ye düşdüğünün ifade edilmesi vs, vs, vs, af buyrun, “Lan ben nereye düşdüm?” dedirtti fakire.

Heman maşinimi bir neft istasyonuna çekib oradaki Wi-Fi nam şebeke vasıtasile internette Cenubî Tirol nedir diye bakdım. Meğer burası fî tarihinde -miladi 19’uncu asırda- Avusturya’dan İtalya’ya geçmiş (Şimalî Tirol ise Avusturya’da kalmış), sonra tekrar Avusturya toprağı olmuş, sonra tekrar İtalya’ya geçmiş, İtalya hükümeti burasının yerli halkı olan Almanlara pek eziyet etmiş, hatta kendi lisanlarını konuşmalarını dahî yasaklamış, onları cebir marifetiyle İtalyanlaştırma gayretine girmiş, derken miladi 20’nci asırda Cenubî Tirol’un istiklali veyahut Avusturya’ya iadesi hedefini gözeten silahlı bir ihtilâl hareketi ortaya çıkmış, askılı pantolunlu ve tüylü Bavyera şabkası giyen ihtilâlcilerin sağda solda patlatdığı bombalar İtalya’ya epeyce zayiat verdirmiş, nihayet miladi 1980’li senelerin sonlarında Nemçe ve Avusturya, İtalya ile anlaşarak Cenubi Tirol’un bir nevi muhtar cumhuriyet haline getirilmesi mukabilinde Cenubî Tirol ihtilâlcilerini o işlerden vazgeçirmişler.

Malumatı alıp tekrar yola koyuldum. Cenubî Tirol’un pâyitahdı Bozen’e (Botzın diye okunur) girmeye çalışırken yanlış yola girdim, bakdım ki orada bisikletli bir polis, bana ters ters bakıyor, hemen maşini durdurup camı açdım ve gayri ihtiyari Nemçe lisanında “Bozen’e nasıl giderim?” diye sordum. Ben Nemçe lisanında konuşunca polisin sert surat ifadesi hemen kaymak gibi yumuşadı, gülümseyerek ve bittabii Nemçe lisanında yolu güzelce tarif etdi.

Gelin görün ki koca pâyitahdda bir tane boş park yeri bulamadım ve Cenubî Tirol’da daha fazla oyalanmayıb İtalya’nın kalbine doğru maşinimi sürmeye karar verdim. Orada beni Mussolini’yi özleyen bir taksi şoförünün beklediğini bilmiyordum henüz. Ama yok... Karıştırdım... Seneler evvel, başka bir seferdeydi o. Yeri gelince anlatırım inşaallah.

“SİZ” DEDİM, “AZ EVVEL” DEDİ, “BİR TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞINA” DEDİM...
Yine bir gün maşinimle bir Balkan memleketinin (beynelmilel buhran çıkmasın diye ismini vermeyeyim) yollarını arşınlıyordum ki polis dur dedi, durdum. Vay işte süratli gitdin, şöyle yapdın böyle etdin diye makineli tüfek gibi sıralamaya başlayınca, kendisini husûlete davet eyleyib, ithamları kabul etmesem de cezaya itiraz etmeyeceğimi ve icap eden muameleyi yapmasını sîneye çekeceğimi söyledim.

-Ammâ, dedi, cezası pek yüksek.
-Yapılacak bir şey yok, dedim, başa gelen çekilir.
-Ammâ, dedi, cezayı ödemek için taaaa falanca şehre gideceksin.
-Olsun, dedim, giderim.

Burada araya girib itiraf etmeliyim ki o memleketin polisinin (hiç rastlamadığım istisnalar bir tarafa) rüşvetçiliğini bildiğimden hiç altdan almadım, yalvarıp yakarmak şöyle dursun burnumdan kıl bile aldırmadım ki sert kayaya tosladık deyib yakamı bıraksın. Yakamı bırakması içün bir şey daha dedim: “Ben süratli gitmiyordum ve diğer ithamlarınız da yerinde değil, lakin ceza kesmek istiyorsanız kesiniz ve polis merkezine de lütfen benimle beraber geliniz, zira sizden davacı olacağım.”

Adam sinirlendi, kendi lisanında bir şeyler dedi, bu fakirin o lisanı bildiğini bilemedi, arada “İdiot” (Salak) kelimesini telaffuz etdi... ve, bu fakir tevazuu elden bırakıp kibrin caiz olduğu yerde kibri konuşturdu.

Edâmı değiştirdim, dirseğimi camdan dışarıya çıkardım, adama şöyle yan yan bakarak, tane tane, her tanesinde tarih yazarmış gibi, bir mareşal edâsıyla, “Siz” dedim, “az evvel” dedim, “bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına” dedim, “Salak mı dediniz?” dedim.

Bunu derken gözlerim adama çevrili değildi, önüme bakarak konuşdum (karizmatik derler ya şimdilerde, öyle görünsün diye). Diyeceğimi deyince de bakışımı yavaş yavaş -gerilim filmi sessizliği ile- adamın gözlerine çevirdim. O gözlerde dehşeti okudum desem yeridir. Yutkundu. Pasaport, ehliyet ve ruhsatımı almış idi, onları aniden geri verib, Türkçe “Hayırlı yolculuklar” dedi.

Çekdim gitdim.
Eskiden böyle olmuyordu. Memleketimizin yükselen itibarı için Rabb’ul Alemin’e ne kadar şükretsek az. Tayyib gelib bizi döver diye korkuyorlar adeta.

PORT LUİS’DE BİR BANKADA BİR GARİB BEYAZ ADAM
Sene miladi 1995. Bir de Hint Okyanusu’ndaki Maritus’a gideyim dedim. Gitdim. Faysal isminde aslen Hintli bir Müslüman karşıladı fakiri Port Luis tayyare meydanında. Zaten Maritus Müslümanları, ki 1 milyon 200 bin nefer nüfusun 200 binini teşkil ederler, silme Hint asıllıdır.

Port Luis, Maritus devletinin payitahtı olup, nüfusunun ekseriyeti Müslümandır ve bunlar hep Pepsi içerler.

Misal; yan yana iki çay bahçesi yahut lokanta var ise ve birinde Coca Cola öbüründe Pepsi levhası var ise, Coca Cola yazan yere girmek Müslümanlığa ihanet, Pepsi yazan yere girmek adeta Müslümanlığın icabı sayılır. Şu sebebden ki, Coca Cola’nın Maritus bayii Hindu, Pepsi bayii ise Müslüman imiş. Faysal beni evine götürdü, zevcesi yemek ikram etti, 3-4 yaşlarındaki oğlu Yasin bana kızdı. Şöyle ki: Ben kendisine “Yasin-i Şerif” diye hitap etdim. Ağzımdan çıkdığı anda fevkalade sünürlenip tepinmeye, ağlamaya başladı. Hintçe bir şeyler söyledi, anlamadım, sövdü herhal. Böyle bir felaket manzarasına sebebiyet verdiğim için pek üzüldüm, utandım.

Nerede hata yapdığımı anlamaya çalışdım. Neyse ki Faysal, uzun uzun güldükden sonra, mevzuu izah etti: “Bizim veledi çocuk yuvasına yolluyoruz. Orada Şerif diye velet var. Bizimkini dövmüş mü ne etmiş, hiç sevmez bizimki onu. Sen Yasin-i Şerif deyince ona Şerif dediğini zannetti.”

Sonra Port Luis’in merkezine gitdik. Faysal’ın biraz işi varmış, sen bekle ben gelirim dedi. Pepsi levhalı bir çay bahçesinde beklerken sıkıldım, gidip bankada para bozdurayım dedim.

Hemen karşıda bir banka vardı. İçeri girdim, vezneye yöneldim ki bütün memurlar hörmetle ayağa kalkıp, hepsi aynı anda, üst kata çıkan merdivenleri işaret etdiler. Hepsi de Hintli yahut Afrikalı idi (Maritus nüfusunun hatırı sayılır bir kısmı, herhalde 300 bin nefer, müstemlekeci İngiliz’in Madagaskar’dan getirdiği kölelerin yahut ucuz amelelerin evladı olup, simsiyahdır ve şehid-i muhterem Malk ım X’in dediği gibi siyah güzeldir). Ne ise. Merdivene yöneldim. Bu arada farketdim ki memurlardan biri telaşla telefon ahizesine sarıldı. Yukarı çıkdığımda pek şık bir beyaz beyefendi beni aşağıdakiler gibi hörmetle karşılayıp -demek ki telefon ona imiş- “Buyrun, nasıl yardımcı olabilirim” dedi İngiliz lisanıyla. Cebimden 10 dolar çıkarıb “Bunu çeynç edecekdim” dedim. Yüzünü buruşdurub “Aşağıda, aşağıda” dedi.

Aşağı indim, oradakilere de durumu izah etdim, onlar da yüzlerini buruşdurup homurdana homurdana paramı Maritus parasına çevirdiler. Anladım ki Maritus’da bankaya bir beyaz adam girdi mi onunla sadece beyaz memurlar muhatab olabilir ve o muhakkak büyük meblağlı bir iş için gelmişdir. Ben demek ki beyaz ırkı rezil etdim! Burada esas mesele, bittabii, kahverengi ve siyah ırka mensub garibanın da zengin beyaz adama hörmet ederken beyaz garibanı adamdan saymaması. Pek hazin.

Yine Pepsi levhalı çay bahçesine oturmuş ve hüzne dalmaya hazırlanıyor idim ki, hatırıma bizim Faysal’ın oğlu ve Şerif meselesi geldi. Pek güldüm. Ne komik velet.

ERİVAN’DA SOKAĞIN ORTASINDAKİ BİR SOHBETE DAİR
Yine bir gün Ermenistan’ın pâyitahtı Erivan’da gezerken her nasılsa Türk olduğumu farkedüb yanıma yaklaşan bir gençle aramızda geçen kısa sohbeti paylaşmak isterim sizinle. Lakin, ondan evvel, seyahatname serlevhası altında hiç mi manzara tarifi olmaz, hiç mi dağların sokakların tafsilatına girilmez, hep mi onunla şunu konuşdum bununla şunu konuşdum diye anlatılır ve üstelik o kimselerin tipi yahut kılık-kıyafeti de tarif edilmez, yemek tarifi bile yok, bu nasıl seyahatnamedir sorusuna cevâb vermek isterim: Bilmiyorum.

Erivan’da tanışdığım o delikanlyla -ismi Nişan imiş- sohbetimize gelelim, sohbet lisan ının Türkçe olduğunu belirterek:
NİŞAN: Türk müsünüz?
BU FAKİR: Türküm. Ya siz?
NİŞAN: Ermeniyim.
BU FAKİR: Türkçeyi nerede öğrendiniz?
NİŞAN: Üniversitede Türkoloji bölümünde okuyorum.
BU FAKİR: Ne güzel. Türkiye’yi ziyaret etmişliğiniz?
NİŞAN: Yok. Çok isterim ama. Şimdilik Türk televizyonlarını seyretmekle yetiniyorum.
BU FAKİR: Öyle mi? En çok neyi seviyorsunuz Türk televizyonlarında?
NİŞAN: Şaban’ı.
BU FAKİR: Ne?
NİŞAN: Şaban, Şaban. Var ya.
BU FAKİR: Vardır muhakkak, ama... Ne
Şaban’ı? Hangi Şaban?
NİŞAN: İnek Şaban.
BU FAKİR: Allah iyiliğinizi versin, Kemal
Sunal’ı mi kasdediyorsunuz?
NİŞAN: Evet işte. Kemal Sunal. Şaban.
BU FAKİR: Cümle ahali sever mi burada Şaban’ı?
NİŞAN: Herkes sever. Herkes seyreder. Başkaca bir şey de konuşmadık pek. Bir maruzatı olacağını zannetmişdim, ama yok imiş.

Sadece, bir Türk’le Türkçe konuşmak istemiş. Öyle bir fırsat çıkınca kaçırmak istememiş. Bu çok hoşuma gitdi.

Bir de şu: Kemal Sunal merhum, Erivan’da yekden Şaban diye anılıyor, yani ki bir nevi ‘bizden’ nazarıyla bakılıyor kendisine. Hakikaten hoş şeyler bunlar.

GANA’NIN PÂYİTAHTI AKRA’DA BİR BAYRAK KRİZİ
Merhum Fethi Gemuhluoğlu’nun miladi 1950’li senelerde Arapgir Postası’nda neşredilen Afrika makaleleri arasında “Afrika’da yeni bir devlet: Gana” serlevhalı bir makale de var. O makale bu bendenize o kadar tesir etti ki, Gana’yı görmek bu dünyaya dair en büyük hayallerimden biri idi.

Gana ki İngilizlerden istiklâl kazanan ilk Afrika memleketi, Afrika ihtilâlinin beşiği, İttihad-ı Afrika fikrinin ve aksiyonunun gelmiş geçmiş en büyük mümessillerinden Kwame Nkrumah’ın (Kıvame İnkrumah diye okunur) memleketi...

Kim bilir Fethi Bey’in “...’dan peşpeşe mes’ûd haberler geliyor” diyerek zihnime bir esenlik beldesi olarak kazıdığı Akra’da (Gana’nın pâyitahtı) içim nasıl ihtilâlci bir huzur ile dolacak diye düşünürken bir de ne göreyim? İngiliz bayrağı!

Simsiyah bir şoförün sürdüğü takside! Herhalde İngiliz turistlere yahut tüccarlara af buyrun yalakalık olsun diye asmış, aynasının altına.

Asabî asabî sordum:
-Bu ne?
Şaşkın şaşkın gülümseyerek “İngiliz bayrağı” dedi, haliyle.
-Burada ne işi var?
-Eeee, anlamadım efendim. Ne demek istediniz?
-Ne mi demek istedim? Siz nasıl Afrikalısınız? Siz nasıl Ganalısınız? Burası Kıvame İnkrumah’ın memleketi değil mi? Bu bayrağı ilk indiren Afrika halkı siz değil misiniz? Boynunuza halka geçirip köpek gibi sürükledikleri, gemilere doldurub Atlantik deryâsının maverasındaki köle pazarlarına taşıdıkları o dehşetengiz asırları mı yâd ediyorsunuz? Elmas madenlerinde çalışırken aylaklık etdiniz diye bacaklar ınızın kırıldığı müstemleke devrini mi özlediniz? İngilizlerin ensenizde pişirdiği bozaya mı susadınız? İstiklâlinizin içine mi tükürdünüz ki arabanıza İngiliz’in, asırlarca can ınıza okuyan düşmanınızın bayrağını asıyorsunuz?

Şoför neye uğradığını şaşırdı. Beyaz adam, beyaz adama sövüyor! Bunu, kendisine belletilmiş olan hiçbir çekmeceye sığdıramadı.

Maşini sürerken bir yandan da şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Kaza yapacak diye korkdum. “İstirham ederim, arabanıza Gana bayrağını asınız. Kendi ülkenizi seviniz ve istiklâlinize kıymet veriniz.”

Bendeniz bunu deyince adam kendini koyuverdi. Ağlamakla sevinçten göbek atmak arasındaki bir hal ile “Yes, Sir!” (Sör), “Thank You, Sir”, “God bless you, Sir” diye bağırıp durdu uzun müddet. (Evet efendim, teşekkür ederim efendim, Tanrı sizi korusun efendim). Sonra İngilizlerin Afrikalılara etdiği fenalıkları anlatdı, dillerini gıcırdatarak. “Hah şöyle” dedim.
Kifayetsiz Vekil Çelebi | Seyahatnamesi - 2   Kifayetsiz Vekil Çelebi | Seyahatnamesi - 2 Reviewed by Habersizim on 13:16:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: