Bir zamanlar Küçük Emrah adında bir arabesk şarkıcımız vardı, daha doğrusu hala var, ama 50 yaşına da gelse, adının başındaki “küçük” lafza hala duruyor. Ancak Küçük Emrah’ın literatürümüze kazandığı “biz eskiden o kadar fakirdik ki” kalıbı hafızalarımızdan hiç silinmedi. Bugün bile internette bolca bu temele dayanan espriler dolaşmaktadır.
Tabii bu sadece Emrah’ın şahsını ilgilendirir, ama koskoca bir Atatürkçülük literatürü biz eskiden çok “fakırdık” mantığı üzerine kuruluyorsa, orada biraz durup düşünmek gerekir. Cumhuriyet tarihi yalanlarından en büyüğü, bizi 1923’ten önce mağaralarda yaşadığımız, hayvan postları ile örtündüğümüz ve hiç okuma yazma bilmediğimiz gerçeğine inanmamızı beklemesidir.
1923’ten önce hiçbir şeyimiz yoktu. Bizden buna inanmamız beklenir. 1909 ile 1919 arasında başımıza gelen belalardan hep sorumsuz ve beceriksiz Osmanlı yöneticileri sorumludur. Nedense 1923’te iktidara gelen kadronun İttihat ve Terakki’nin B kadrosu olduğu, hepsinin Harekât Ordusu içerisinde yan aldığı bize unutturuldu veya hiç öğretilmedi. Bu kadronun 1923 yılında gökten beyaz bulutlar içinde indiğine inanmamız beklendi. Tabii böyle olunca da, genç cumhuriyetin mucizevi başarılarına rahatlıkla inandık. Hiçbir sanayimiz yoktu, genç cumhuriyet Sümerbank fabrikalarını kurdu ve sanayi ile tanıştık. Gerçi hepsi Osmanlı döneminde kurulmuş ve savaş sırasında üretimi kesintiye uğramış tesislerdi.
Genç cumhuriyet, mükemmel bir SGOT analizi yaparak tarım ve sanayiyi birleştiren bir konsept geliştirdi. Şeker fabrikaları denen bir mucize ila tanıştık. Yüce Kurucumuz’un engin vizyonu ile son derece stratejik bir alana giriş yaptık. Böylece Avrupa çay içmek isteyip de seker bulamayınca bize muhtaç hale gelecek ve biz de her istediğimizi onlara kabul ettirebilecektik. Bravo. Bu son derece stratejik sektörün ufak tefek bazı kuruşları vardı. Örneğin çalışan işçileri yılın 9 ayı boyunca sübvanse etmek gerekiyordu. Sağladığı istihdam çok düşüktü. Ha bu arada teknolojileri biraz eskiydi. Güney Amerika’dan ithal edilmişti. Sanayi toplumundan çok tarım toplumuna, yani ayıptı söylemesi kölelikdüzenine göre tasarlanmışlardı. Tabii bu tesislerde işçilerin çalışırken çok mutlu olacakları kesindi. Bu nedenle balo salanları üretim tesislerinden daha büyük tutuldu. Böylece birinci sınıf vatandaş olan CHP üyelerine de stres atma imkanı sağlandı.
Ayrıca Osmanlı döneminde kurulmuş, ama hain Osmanlı yöneticilerinin çalışmasına imkanvermedikleri tesislere de çalışma ortamı sağlandı, çünkü o dönemde bu fabrikalar zavallı tebaanın fabrika denen yapının nasıl çalıştığını gözleriyle görmeleri için inşa edilmiş birer müzeydi. İşte bu müzeler Sovyet teknolojisi ile ayağa kaldırıldı.
Tabii bu müthiş ve kalkınmaya finanse etmek için de bir banka gerekiyordu. Bu bankaya sermaye olacak para da Hint Müslümanlarının gönderdiği yardım paraları ile sağlandı. Zekât paraları, cihat paraları faizli bir bankanın harcına katıldı.
Ne kadar adil ve doğru değil mi? Yollar yapıldı. Ne yapıldığını, ne keder yapıldığını bilmiyoruz, ama 2000km demiryolu döşendi. Bunun da 4000 km olduğuna iman etmemiz beklenir, çünkü bu kadar devletleştirme yapılmıştır. Bir ray fabrikası düşünülmemiştir, bir vagon fabrikası kimsenin aklına gelmemiştir. Mesela o dev uçak fabrikamızda aynı zamanda lokomotif üretmek de mümkün olamamıştır çünkü o akıllara durgunluk veren uçak pavlikamız tam bir üfürükten tayyaredir. Evet, kelimenin tam anlamı bir şehir efsanesidir, balondur. Hani iddia edildiği gibi üretimi emperyalistler tarafından da durdurulmamıştır. Cukkalanan malzeme bittiği için kendiliğinden kapanmıştın Bu konu uzun, başka bir yazıda daha detaylı olarak ele almanın sözünü verelim.
İşte efendim, 80 yıllık cumhuriyet dönemi sanayileşmesinin kısa tarihi, Küçük Emrah palavraları. Biz o kadar fakirdik ki kandırmacası. Yüzünüz varsa, rakam açıklayın, ondan sonra tekrar konuşalım. Haydi, buyurun, ama suyun kaldırma gücünü öğrendiğimiz günü kabotaj bayramı ilan ettik türünden saçmalıklar olmasın Odasındaki Atatürk resmini çöpe atan CHP milletvekilinin haklı olarak dediği gibi “Artık, yeni şeyler söylemek lazım!”
Tabii bu sadece Emrah’ın şahsını ilgilendirir, ama koskoca bir Atatürkçülük literatürü biz eskiden çok “fakırdık” mantığı üzerine kuruluyorsa, orada biraz durup düşünmek gerekir. Cumhuriyet tarihi yalanlarından en büyüğü, bizi 1923’ten önce mağaralarda yaşadığımız, hayvan postları ile örtündüğümüz ve hiç okuma yazma bilmediğimiz gerçeğine inanmamızı beklemesidir.
1923’ten önce hiçbir şeyimiz yoktu. Bizden buna inanmamız beklenir. 1909 ile 1919 arasında başımıza gelen belalardan hep sorumsuz ve beceriksiz Osmanlı yöneticileri sorumludur. Nedense 1923’te iktidara gelen kadronun İttihat ve Terakki’nin B kadrosu olduğu, hepsinin Harekât Ordusu içerisinde yan aldığı bize unutturuldu veya hiç öğretilmedi. Bu kadronun 1923 yılında gökten beyaz bulutlar içinde indiğine inanmamız beklendi. Tabii böyle olunca da, genç cumhuriyetin mucizevi başarılarına rahatlıkla inandık. Hiçbir sanayimiz yoktu, genç cumhuriyet Sümerbank fabrikalarını kurdu ve sanayi ile tanıştık. Gerçi hepsi Osmanlı döneminde kurulmuş ve savaş sırasında üretimi kesintiye uğramış tesislerdi.
Genç cumhuriyet, mükemmel bir SGOT analizi yaparak tarım ve sanayiyi birleştiren bir konsept geliştirdi. Şeker fabrikaları denen bir mucize ila tanıştık. Yüce Kurucumuz’un engin vizyonu ile son derece stratejik bir alana giriş yaptık. Böylece Avrupa çay içmek isteyip de seker bulamayınca bize muhtaç hale gelecek ve biz de her istediğimizi onlara kabul ettirebilecektik. Bravo. Bu son derece stratejik sektörün ufak tefek bazı kuruşları vardı. Örneğin çalışan işçileri yılın 9 ayı boyunca sübvanse etmek gerekiyordu. Sağladığı istihdam çok düşüktü. Ha bu arada teknolojileri biraz eskiydi. Güney Amerika’dan ithal edilmişti. Sanayi toplumundan çok tarım toplumuna, yani ayıptı söylemesi kölelikdüzenine göre tasarlanmışlardı. Tabii bu tesislerde işçilerin çalışırken çok mutlu olacakları kesindi. Bu nedenle balo salanları üretim tesislerinden daha büyük tutuldu. Böylece birinci sınıf vatandaş olan CHP üyelerine de stres atma imkanı sağlandı.
Ayrıca Osmanlı döneminde kurulmuş, ama hain Osmanlı yöneticilerinin çalışmasına imkanvermedikleri tesislere de çalışma ortamı sağlandı, çünkü o dönemde bu fabrikalar zavallı tebaanın fabrika denen yapının nasıl çalıştığını gözleriyle görmeleri için inşa edilmiş birer müzeydi. İşte bu müzeler Sovyet teknolojisi ile ayağa kaldırıldı.
Tabii bu müthiş ve kalkınmaya finanse etmek için de bir banka gerekiyordu. Bu bankaya sermaye olacak para da Hint Müslümanlarının gönderdiği yardım paraları ile sağlandı. Zekât paraları, cihat paraları faizli bir bankanın harcına katıldı.
Ne kadar adil ve doğru değil mi? Yollar yapıldı. Ne yapıldığını, ne keder yapıldığını bilmiyoruz, ama 2000km demiryolu döşendi. Bunun da 4000 km olduğuna iman etmemiz beklenir, çünkü bu kadar devletleştirme yapılmıştır. Bir ray fabrikası düşünülmemiştir, bir vagon fabrikası kimsenin aklına gelmemiştir. Mesela o dev uçak fabrikamızda aynı zamanda lokomotif üretmek de mümkün olamamıştır çünkü o akıllara durgunluk veren uçak pavlikamız tam bir üfürükten tayyaredir. Evet, kelimenin tam anlamı bir şehir efsanesidir, balondur. Hani iddia edildiği gibi üretimi emperyalistler tarafından da durdurulmamıştır. Cukkalanan malzeme bittiği için kendiliğinden kapanmıştın Bu konu uzun, başka bir yazıda daha detaylı olarak ele almanın sözünü verelim.
İşte efendim, 80 yıllık cumhuriyet dönemi sanayileşmesinin kısa tarihi, Küçük Emrah palavraları. Biz o kadar fakirdik ki kandırmacası. Yüzünüz varsa, rakam açıklayın, ondan sonra tekrar konuşalım. Haydi, buyurun, ama suyun kaldırma gücünü öğrendiğimiz günü kabotaj bayramı ilan ettik türünden saçmalıklar olmasın Odasındaki Atatürk resmini çöpe atan CHP milletvekilinin haklı olarak dediği gibi “Artık, yeni şeyler söylemek lazım!”
Küçük Emrah
Reviewed by Habersizim
on
09:38:00
Rating:

Hiç yorum yok: