Anayasa’nın değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri son derece muğlak biçimde ifade edilmişlerdir.
Örneğin Türkiye’nin başkenti Ankara’dır. Ama bu konuda bile bir kesinlik getirmemiştir. Örneğin Melih Gölçek, halk arasındaki yaygın telaffuzu esas olarak kentin adını “Angaara” şeklinde değiştirmeye karar verse, acaba başkentin nereye taşınması gerektiğini tartışamaya açabiliriz. Komik bulabilirsiniz, ama Cumhurbaşkanın ülkeyi Ankara’nın Çankaya ilçesinde bulunan bir bağ köşkünden yönetmesi gerektiğini düşünen saftirikler çıkmadı mı? Hani şu farelerin cirit attığı, interneti olmayan ve birçok yeri kurşun izleri ile delik deşik. Altında neler olduğu ise bizim değil siyasi antropologların işe. İşte göreve terk ettiği günden sonra bir tek kimsenin bile adını anmadığı Azeri kardeşlerimizin deyimiyle köhne cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer arkasında işte böyle bir yönetim merkezi bıraktı. Tabii buradan tasarruf ettiği paraları da terör örgütlerine aktarmayı ihmal etmedi.
İşte ilk üç madde bu tür komiklikler içermektedir, Ha bu arada, Kadir Topbaş Beyefendi İstanbul’un bir semtine Ankara ismini koyarsa, ne olur, o da ayrı bir merak konusu.
Gelelim Türkçe meselesine. Türkiye Cumhuriyeti’nin ana dili Türkçedir. Gayet güzel, tek bir nokta eksik, o da şu. Türkiye Türkçesi, Oğuz Lehçesi diye bir mülahaza eksik. Örneğin Ahmet Davutoğlu “ben İlhami Aliyev kardeşime çok örgeşmişem; bundan beyle Baqi lehçesi ile dan ışirem” dese kimsenin söyleyeceği bir şey kalmayabilir. Tabii kimimiz Gökoğuz lehçesini tercih edebilir. Neyse Uygur Lehçesini tercih edersek albayrak yerine en az onun kadar kutsal gökbayrağı kullanmam ız gerekmeyecek, çünkü bu konuda yeterli açıklık mevcut.
Azerice, Uygurca ve Gagavuzca konusundaki ileri sürdüklerimizi aşırı veya absürt bulunlar çıkabilir.
Pekiyi, sadece şu metni inceler misiniz? Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini, o denli yaltırıklı yöntemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özence değer değildir.
Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar; baysal utkusu.
Altes Ruayâl, Yetmiş beşinci doğum yılında oğuz babanız, bütün acunda saygılı bir sevginin söyüncü ile çevrelendi. Genlik, baysal içinde erk sürmenin gücü işte bundadır. Bu konuşma bir cumhurbaşkanımız tarafından yapıldı. Metin Türkçe midir?
Evet Türkçedir, ama günümüz Özbekçesinin atasını oluşturan Çağatay Lehçesinde yayınlanmıştır.
Görüldüğü gibi geçmiş dönemden kalan tüm kavramlar son derece muğlak, bulaşık, bulanık ve karmaşıktır, bu yüzden de iyice strelize edilmeden kullanılmamaları gerekir.
Elbette, yeni bir anayasa, ama kavramlara gusül abdesti aldırmamız şart.
Örneğin Türkiye’nin başkenti Ankara’dır. Ama bu konuda bile bir kesinlik getirmemiştir. Örneğin Melih Gölçek, halk arasındaki yaygın telaffuzu esas olarak kentin adını “Angaara” şeklinde değiştirmeye karar verse, acaba başkentin nereye taşınması gerektiğini tartışamaya açabiliriz. Komik bulabilirsiniz, ama Cumhurbaşkanın ülkeyi Ankara’nın Çankaya ilçesinde bulunan bir bağ köşkünden yönetmesi gerektiğini düşünen saftirikler çıkmadı mı? Hani şu farelerin cirit attığı, interneti olmayan ve birçok yeri kurşun izleri ile delik deşik. Altında neler olduğu ise bizim değil siyasi antropologların işe. İşte göreve terk ettiği günden sonra bir tek kimsenin bile adını anmadığı Azeri kardeşlerimizin deyimiyle köhne cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer arkasında işte böyle bir yönetim merkezi bıraktı. Tabii buradan tasarruf ettiği paraları da terör örgütlerine aktarmayı ihmal etmedi.
İşte ilk üç madde bu tür komiklikler içermektedir, Ha bu arada, Kadir Topbaş Beyefendi İstanbul’un bir semtine Ankara ismini koyarsa, ne olur, o da ayrı bir merak konusu.
Gelelim Türkçe meselesine. Türkiye Cumhuriyeti’nin ana dili Türkçedir. Gayet güzel, tek bir nokta eksik, o da şu. Türkiye Türkçesi, Oğuz Lehçesi diye bir mülahaza eksik. Örneğin Ahmet Davutoğlu “ben İlhami Aliyev kardeşime çok örgeşmişem; bundan beyle Baqi lehçesi ile dan ışirem” dese kimsenin söyleyeceği bir şey kalmayabilir. Tabii kimimiz Gökoğuz lehçesini tercih edebilir. Neyse Uygur Lehçesini tercih edersek albayrak yerine en az onun kadar kutsal gökbayrağı kullanmam ız gerekmeyecek, çünkü bu konuda yeterli açıklık mevcut.
Azerice, Uygurca ve Gagavuzca konusundaki ileri sürdüklerimizi aşırı veya absürt bulunlar çıkabilir.
Pekiyi, sadece şu metni inceler misiniz? Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini, o denli yaltırıklı yöntemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özence değer değildir.
Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar; baysal utkusu.
Altes Ruayâl, Yetmiş beşinci doğum yılında oğuz babanız, bütün acunda saygılı bir sevginin söyüncü ile çevrelendi. Genlik, baysal içinde erk sürmenin gücü işte bundadır. Bu konuşma bir cumhurbaşkanımız tarafından yapıldı. Metin Türkçe midir?
Evet Türkçedir, ama günümüz Özbekçesinin atasını oluşturan Çağatay Lehçesinde yayınlanmıştır.
Görüldüğü gibi geçmiş dönemden kalan tüm kavramlar son derece muğlak, bulaşık, bulanık ve karmaşıktır, bu yüzden de iyice strelize edilmeden kullanılmamaları gerekir.
Elbette, yeni bir anayasa, ama kavramlara gusül abdesti aldırmamız şart.
İlk üç madde, devamı
Reviewed by Habersizim
on
10:12:00
Rating:

Hiç yorum yok: