Adam, sönmek üzere olan ateşi canlandırmak için çevreden çalı çırpı bulmak üzere ayağa kalkıyordu ki birden onu gördü. “Bir evsiz” diye düşündü, “gecenin bu saatinde sıcak bir yer buldu mu kaçırmaz elbet.” Onu görmezlikten gelerek ağaç altlarından kırık dallar, kozalakları toplamaya başladı. Bir yandan da “şimdi işin yoksa şu herifin lüzumsuz hikayelerini dinle” diyordu kendi kendine. Adam gelip ateşin yanında bağdaş kurdu. Ne renk olduğunu artık hiç kimsenin bilemeyeceği paltosunun cebinden bir avuç sigara izmariti çıkartıp aralarından en kısasını seçti ve büyük bir zevkle dudaklarının arasına iliştirdi. Bir yandan da mırıldanıyordu:
“Çatlayan kabuk mu kalp mi?” “Sana da kabuğuna da…” derken elindekileri ateşe özenle yerleştirdi adam. Dizleri üzerine eğilip üflemeye başladı. Bir yandan da söylenmeye devam ediyordu: “Evsizlerden nefret ediyorum.” Dumandan gözleri yaşardı ama ateşi de canlandırmayı başarmanın gururuyla adama baktı. Sanki ondan bir “aferin” bekler gibi durdu. Evsiz, dudağındaki sigara izmaritini göstererek: “Çok şükür sabaha yetecek kadar sigaramız mevcuttur” dedi, “lakin ateşiniz var mıdır acaba beyefendi?” Bunun üzerine adam şaşkınlıkla sordu:
“Ateş mi? Hem gelip ateşime ortak oluyorsun, hem de benden sigaranı yakmamı mı bekliyorsun ey zalim?” Evsiz, eliyle ateşi işaret ederek “bu ısınmak için… Bendeniz prensip olarak asla ısındığım yere saygısızlık etmek istemeyen birisiyimdir. Mesela siz yıkandığınız yerden mi içersiniz suyu? Şimdi sizden bir kere daha ateş rica edeceğim. Çakmak, kibrit vs. anlamında ateş…” “Saygısızlığın bu kadarında da pes artık” diye geçirdi içinden adam. Ceplerini karıştırıp yamulmuş bir kibrit kutusu aldı ve evsize uzattı:
“Şununla yakın da beni artık rahat bırakın lütfen, işim ve gücüm var ve ben rahatsız olmaktayız.” Evsiz kutuyu aldı. İnsanlık tarihinin en mühim icadını incelermiş gibi sağını solunu kontrol etti ve ağzındaki o sigaradan kalan neyse işte onu yaktı.
Memnuniyetle gülümserken:
“Teşekkürler dostum. Bu iyiliğinize karşılık size nasıl bir karşılık verebilirim söyleyin lütfen” Adam artık sinirlenmişti. Evsizin kolundan tutarak kaldırmaya çalışıyor “Defol! Haydi git buradan artık” diyordu.
Evsiz hiç oralı değildi. Yalandan darılmış gibi dudaklarını büktü “Oov! İşte şimdi kırıcı oldunuz. İsterseniz size Bach’ın ölümsüz eseri ‘re minör toccata ve füg’ünü çalayım ıslık ile ben, ne dersiniz buna?” İçinden “anlaşılan, anlaşılmaz sözlerle kafamı bulandırıp sıcaktan sonuna kadar istifade edecek” diye geçirirken: “Bak bakayım bana. Bende öyle Bach’la mahla kandırılacak göz var mı, teres!” diye bağırmaya başladı adam.
Evsiz, sanki bağırılan, kovulan o değilmiş gibi “Öyleyse size İtalyan usulü buğulama yapmama ses çıkarmayınız ekselans. Malzemeler yedi adet orta boy denizanası, tercihan defne limon…” dedi.
Adam, evsizin kolundan çekiştiriyor ateşin başından uzaklaşması için bütün gücünü harcıyordu ama nafile... “defol be adam, çattık yahu” derken hiç beklemediği bir şey oldu. Evsiz sol kolunu bir kalkan gibi kaldırıp sağ yumruğunu göstererek “Kimi kimin malından kovuyorsun lan sen, sustuk sustuk buramıza geldi. Yeter!” Gardı düşmüştü adamın. Ağlar gibi seslendi “ilk ben buldum burayı, başka yere git” dedi yutkunarak. Evsiz, ayağa kalktı “Ulan beyefendi! Belediyenin parkı babanızın tapulu malı mıdır acaba” diye sordu. Ateş sönmek üzereydi. Kurtuluş Parkı’nda yaşayan bu iki adam birbirlerine nefretle sarıldılar.
“Çatlayan kabuk mu kalp mi?” “Sana da kabuğuna da…” derken elindekileri ateşe özenle yerleştirdi adam. Dizleri üzerine eğilip üflemeye başladı. Bir yandan da söylenmeye devam ediyordu: “Evsizlerden nefret ediyorum.” Dumandan gözleri yaşardı ama ateşi de canlandırmayı başarmanın gururuyla adama baktı. Sanki ondan bir “aferin” bekler gibi durdu. Evsiz, dudağındaki sigara izmaritini göstererek: “Çok şükür sabaha yetecek kadar sigaramız mevcuttur” dedi, “lakin ateşiniz var mıdır acaba beyefendi?” Bunun üzerine adam şaşkınlıkla sordu:
“Ateş mi? Hem gelip ateşime ortak oluyorsun, hem de benden sigaranı yakmamı mı bekliyorsun ey zalim?” Evsiz, eliyle ateşi işaret ederek “bu ısınmak için… Bendeniz prensip olarak asla ısındığım yere saygısızlık etmek istemeyen birisiyimdir. Mesela siz yıkandığınız yerden mi içersiniz suyu? Şimdi sizden bir kere daha ateş rica edeceğim. Çakmak, kibrit vs. anlamında ateş…” “Saygısızlığın bu kadarında da pes artık” diye geçirdi içinden adam. Ceplerini karıştırıp yamulmuş bir kibrit kutusu aldı ve evsize uzattı:
“Şununla yakın da beni artık rahat bırakın lütfen, işim ve gücüm var ve ben rahatsız olmaktayız.” Evsiz kutuyu aldı. İnsanlık tarihinin en mühim icadını incelermiş gibi sağını solunu kontrol etti ve ağzındaki o sigaradan kalan neyse işte onu yaktı.
Memnuniyetle gülümserken:
“Teşekkürler dostum. Bu iyiliğinize karşılık size nasıl bir karşılık verebilirim söyleyin lütfen” Adam artık sinirlenmişti. Evsizin kolundan tutarak kaldırmaya çalışıyor “Defol! Haydi git buradan artık” diyordu.
Evsiz hiç oralı değildi. Yalandan darılmış gibi dudaklarını büktü “Oov! İşte şimdi kırıcı oldunuz. İsterseniz size Bach’ın ölümsüz eseri ‘re minör toccata ve füg’ünü çalayım ıslık ile ben, ne dersiniz buna?” İçinden “anlaşılan, anlaşılmaz sözlerle kafamı bulandırıp sıcaktan sonuna kadar istifade edecek” diye geçirirken: “Bak bakayım bana. Bende öyle Bach’la mahla kandırılacak göz var mı, teres!” diye bağırmaya başladı adam.
Evsiz, sanki bağırılan, kovulan o değilmiş gibi “Öyleyse size İtalyan usulü buğulama yapmama ses çıkarmayınız ekselans. Malzemeler yedi adet orta boy denizanası, tercihan defne limon…” dedi.
Adam, evsizin kolundan çekiştiriyor ateşin başından uzaklaşması için bütün gücünü harcıyordu ama nafile... “defol be adam, çattık yahu” derken hiç beklemediği bir şey oldu. Evsiz sol kolunu bir kalkan gibi kaldırıp sağ yumruğunu göstererek “Kimi kimin malından kovuyorsun lan sen, sustuk sustuk buramıza geldi. Yeter!” Gardı düşmüştü adamın. Ağlar gibi seslendi “ilk ben buldum burayı, başka yere git” dedi yutkunarak. Evsiz, ayağa kalktı “Ulan beyefendi! Belediyenin parkı babanızın tapulu malı mıdır acaba” diye sordu. Ateş sönmek üzereydi. Kurtuluş Parkı’nda yaşayan bu iki adam birbirlerine nefretle sarıldılar.
Kurtuluş Parkı'nda
Reviewed by Habersizim
on
10:18:00
Rating:

Hiç yorum yok: