Geçenlerde konuşuyoruz.
Sohbet ediyoruz yani.
Doğrusu, uzun ve bir monoloğa dönüşen konuşmalardan hoşlanmamakla birlikte konuşmaya mütemayil olduğumun farkında olmam bendenizi biraz kasıyor.
Yine de konuşuyorum.
Konuşmak bir lüzum. Sohbet edecek dostlar da lütuf.
Allah ile irtibatımızı sağlayan yegane vasıta kelam, kulun kul ile irtibatını sağlayan vasıta da kelam.
Lider ve kanaat önderlerinin kitleleri arkalarına takıp sürüklemelerinin esbabı mucizesi de kelam.
...
Konuşmak lazım.
İşimize gelmese de, yorulsak da, huzursuz olsak da, huzursuz ettiğimiz vehmine kapılıp kassak da konuşmak lazım.
Zira, insanları bir sürü gibi peşine takan, mankurt sürüsü gibi keyfince, keyfiyetince oraya buraya sürükleyenler bu maharetlerini konuşmanın gücü, kelimelerin büyüsü ile başarıyor.
Belki de tam olarak bu yüzden konuşmam ız, sohbet, muhabbet etmemiz gerekiyor.
Aymak için, aydırmak, uyandırmak için.
...
Hitlerden Musolini’ye, Gandi’den Chircil’e, Mustafa Kemal’den Stalin’e kitle ile münasebetleri bağlamında anakronik bir bakış attığımızda, kitleleri hipnotize eder gibi etkileyen bu liderlerin, kitle hipnozunu kelimelerle başardığını söylesem abartmış olmam.
Elbette bir diyalog değil verdiğim misallerin hakikati.
Sadece monolog.
Bu konuşmak sayılmaz.
Belki de bir monolog olduğunda bu kadar tesirli oluyor kelimeler.
Kürsüden büyük kalabalıklara doğru tek yönlü zihni akış tesirin sebebi.
Karşılıklı bir diyalog yok, itiraz yok, muhabbet yok...
Hatip her ne söylerse söylesin, çaresizce kelime bombardımanına maruz kalmak var.
İtiraz yok, razı oluş yok, maruz kalmak var.
Maruz kalmak fena bir şeydir.
Maruz kalmak, iradenizin hiçe sayılma durumudur.
İyi, kötü, yanlış yahut doğru bütün kelimelerin mutlak hedefisiniz.
Ve, hiç şansınız yok.
Cevap veremediğiniz her kelime, zihninize paslı bir mermi çekirdeği gibi saplanıp kalıyor.
- Hayır bayım, size katılmıyorum.
- Bence biraz abarttınız.
- Sözleriniz doğruluk payı taşımakla birlikte, şöyle de düşünülebilir.
- Böyle söylüyorsunuz ancak, İbni Arabi (misalen) hiç de sizin gibi yaklaşmıyor meseleye.
- Vay be. Tam da sizin gibi düşünüyorum.
Bu ne tevafuk.
Demeniz mümkün değil. Hele kürsüdeki hatip ulema kabul ettiğiniz bir zatsa.
Konuşmak, muhabbet etmek, karşılıklı mülahazalarda bulunmak başka bir şey.
Adı sohbet, seminer, meeting ne olursa olsun bir monolog yaşanıyorsa biraz kıllanmak lazım.
Fikrinizin sorulmadığı, fikrinizi saçma, noksan, hatalı, şahane, vasat, agresif, munis, uzun yahut kısacık olsun ifade edemediğiniz buluşma ve toplantılara kıllanarak bakmalı ve uzak durmalısınız.
Durumunuz Tv karşısında birilerinin hedef saydığı kitlenin bireylerinden biri olmaktan çok da farklı sayılmaz.
Abarttım mı?
Eh.
Abarttım biraz.
Baki Selam.
Sohbet ediyoruz yani.
Doğrusu, uzun ve bir monoloğa dönüşen konuşmalardan hoşlanmamakla birlikte konuşmaya mütemayil olduğumun farkında olmam bendenizi biraz kasıyor.
Yine de konuşuyorum.
Konuşmak bir lüzum. Sohbet edecek dostlar da lütuf.
Allah ile irtibatımızı sağlayan yegane vasıta kelam, kulun kul ile irtibatını sağlayan vasıta da kelam.
Lider ve kanaat önderlerinin kitleleri arkalarına takıp sürüklemelerinin esbabı mucizesi de kelam.
...
Konuşmak lazım.
İşimize gelmese de, yorulsak da, huzursuz olsak da, huzursuz ettiğimiz vehmine kapılıp kassak da konuşmak lazım.
Zira, insanları bir sürü gibi peşine takan, mankurt sürüsü gibi keyfince, keyfiyetince oraya buraya sürükleyenler bu maharetlerini konuşmanın gücü, kelimelerin büyüsü ile başarıyor.
Belki de tam olarak bu yüzden konuşmam ız, sohbet, muhabbet etmemiz gerekiyor.
Aymak için, aydırmak, uyandırmak için.
...
Hitlerden Musolini’ye, Gandi’den Chircil’e, Mustafa Kemal’den Stalin’e kitle ile münasebetleri bağlamında anakronik bir bakış attığımızda, kitleleri hipnotize eder gibi etkileyen bu liderlerin, kitle hipnozunu kelimelerle başardığını söylesem abartmış olmam.
Elbette bir diyalog değil verdiğim misallerin hakikati.
Sadece monolog.
Bu konuşmak sayılmaz.
Belki de bir monolog olduğunda bu kadar tesirli oluyor kelimeler.
Kürsüden büyük kalabalıklara doğru tek yönlü zihni akış tesirin sebebi.
Karşılıklı bir diyalog yok, itiraz yok, muhabbet yok...
Hatip her ne söylerse söylesin, çaresizce kelime bombardımanına maruz kalmak var.
İtiraz yok, razı oluş yok, maruz kalmak var.
Maruz kalmak fena bir şeydir.
Maruz kalmak, iradenizin hiçe sayılma durumudur.
İyi, kötü, yanlış yahut doğru bütün kelimelerin mutlak hedefisiniz.
Ve, hiç şansınız yok.
Cevap veremediğiniz her kelime, zihninize paslı bir mermi çekirdeği gibi saplanıp kalıyor.
- Hayır bayım, size katılmıyorum.
- Bence biraz abarttınız.
- Sözleriniz doğruluk payı taşımakla birlikte, şöyle de düşünülebilir.
- Böyle söylüyorsunuz ancak, İbni Arabi (misalen) hiç de sizin gibi yaklaşmıyor meseleye.
- Vay be. Tam da sizin gibi düşünüyorum.
Bu ne tevafuk.
Demeniz mümkün değil. Hele kürsüdeki hatip ulema kabul ettiğiniz bir zatsa.
Konuşmak, muhabbet etmek, karşılıklı mülahazalarda bulunmak başka bir şey.
Adı sohbet, seminer, meeting ne olursa olsun bir monolog yaşanıyorsa biraz kıllanmak lazım.
Fikrinizin sorulmadığı, fikrinizi saçma, noksan, hatalı, şahane, vasat, agresif, munis, uzun yahut kısacık olsun ifade edemediğiniz buluşma ve toplantılara kıllanarak bakmalı ve uzak durmalısınız.
Durumunuz Tv karşısında birilerinin hedef saydığı kitlenin bireylerinden biri olmaktan çok da farklı sayılmaz.
Abarttım mı?
Eh.
Abarttım biraz.
Baki Selam.
Hayır bayım! Size katılmıyorum...
Reviewed by Habersizim
on
07:40:00
Rating:

Hiç yorum yok: