Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Güney ve Orta Amerika ziyaretinin sıradan bir Müslüman olarak bende etkisi büyük. Hiç bir şey olmasa bile kendimi iyi hissettim, bu da bir şeydir. Misak-ı Milli ile sınırlı bir hayal dünyasında -Ne hayal dünyası, gerçekler evreninin küçücük bir parçası- sıkışıp kalmış olmaktan fevkalade rahatsızdım.
Etrafıma bakınca Allah’tan arada sırada TİKA’yı, İHH’yı ve bitip tükenmeyen enerjileriyle çırpınan bazı kurumları görüyorum da rahat bir nefes alıyorum. Tayyip Erdoğan’a Şili’de 180 bin kilometre ötede, burada kimsenin izlemediği bir televizyon programına konuk olmuş eski bir milletvekili ile ilgili soru soranları ve Erdoğan’ın laf arasında kurduğu cümlelerle burada sağa sola hücuma kalkanları da zavallı olarak görüyorum. Tayyip Erdoğan nerede? Orada ne yapıyor? Ümmetin maslahatı? İslam Birliği? Mazlum dayanışması? Güney Amerika’nın önemi, ihtiyaçları. O bölgede ne yaparız, ne yapmalıyız? Bu sorulara cevap verecek bir düşünce ufku yok ki. Emin olun burnumuzun dibindeki Azez neresi, Halep neresi bununla ilgili de bir ufuk yok. Eğer Tayyip Erdoğan’ın kendisi kalkıp ta Güney Amerika’ya gitmemiş olsaydı, bu mantık dışı akıl tutulmasının bizzat Erdoğan tarafından üretildiğini söyleyebilirdim.
Fakat değil. Düşmanlığı da dostluğu da alabildiğine konjonktürel olan bir kitleye Erdoğan ne yapsın? Eğer ‘iç gündem’e ilişkin malzeme vermese eninde sonunda birbirini ya da kendini yiyecek bir güruhu gündem kırıntılarıyla beslemekten ve onlar bu gündemle uğraşırken ‘işine bakmaktan’ başka şansı yok gibi görünüyor. İşine bakmak evet. Dönüşte Senegal’e uğrayıp tarihi imzalar atmak gibi mesela. Belki ‘bizim tarihimiz açısından tarihi’ değil ama Senegal tarihi için kesinlikle öyle.
Kendi adıma; kulis bilgileri, fısıltı gazetesinden yayılan cılız sesler, sabah akşam önümüze düşen 140 karakterlik twitlerle hayatımı örmeyi reddettiğim için, gerek Erdoğan’ın Senegal bağlantılı Güney ve Orta Amerika seyahatinden gerekse Davutoğlu’nun Mardin’de yaptığı açıklamalardan müthiş zevk aldım. Bir rahatlama yaşadım yine kendi adıma. Düşmanlık ufkunu Fethullahçı hainler, dostluk ufkunu genel merkeze biat edenlerle sınırlamayan bir memleket idaresi fotoğrafı beni çok rahatlattı.
Dün Sudan’dan bir misafirim vardı. Memleketi için hiç iyimser cümleler kurmadı. Ülkesinin büyük bir ‘dolar tuzağı’nda olduğunu; uluslararası dolar transferlerinin Amerika tarafından kısıtlandığını, buna rağmen farklı para birimleriyle uluslararası ticaret yapmanın da imkansız olduğunu, (gâvurların bunu neredeyse savaş nedeni sayacaklarını) Darfur başta olmak üzere Batı Sudan’da işlerin iyiye gitmediğini, Güney Sudan’ın ayrıldığına bin pişman olduğunu ve bu pişmanlığının mali yükünü (Kuzey) Sudan’ın çektiğini, maden ocakları ile ilgili tasarrufun bir türlü gâvurların elinden alınamadığını, halkın genel olarak mutsuzluğunu anlattı. Yatırımcıların -Türk yatırımcılar dahil- para transferleri ve gümrüklerdeki kayıt dışılık sebebiyle Sudan’dan ümitlerini kesmeye başladıklarını, Sudan’ın zenginlerinin de Suudi Arabistan, Türkiye ve Körfez ülkelerinde kendilerini garanti altına almakla meşgul olduklarını aktardı. Misafirim orta sınıf bir tüccardı, ekonomik yakınmalardan İslami hareketin durumunu istişare etmeye sıra gelmedi.
Madem ki yöneticilerimiz, Türkiye’nin artık gına getirdiğimiz kof gündem maddelerinden büyük bir iş birliği ve eşgüdümle sıyrılıp esas meselelere dalmaya başladılar yeniden, artık gözümüzü yeniden beş on aydır biraz aksatt ığımız dünya mazlumlarına çevirmeye başlayabiliriz.
Keşke Senegal dönüşü Cumhurbaşkanımız, dünyanın dengelerini takmadan Hartum’a da inip havalimanında Beşir ile kısa bir görüşme yapıp benim Sudanlı misafirimin gönlüne birazcık su serpseydi.
O bitse daha Tunus var, Cezayir var, Gana var, Kamerun var. Dünyada mazlum çok, gâvur da çok. Daha çok işimiz var.
Etrafıma bakınca Allah’tan arada sırada TİKA’yı, İHH’yı ve bitip tükenmeyen enerjileriyle çırpınan bazı kurumları görüyorum da rahat bir nefes alıyorum. Tayyip Erdoğan’a Şili’de 180 bin kilometre ötede, burada kimsenin izlemediği bir televizyon programına konuk olmuş eski bir milletvekili ile ilgili soru soranları ve Erdoğan’ın laf arasında kurduğu cümlelerle burada sağa sola hücuma kalkanları da zavallı olarak görüyorum. Tayyip Erdoğan nerede? Orada ne yapıyor? Ümmetin maslahatı? İslam Birliği? Mazlum dayanışması? Güney Amerika’nın önemi, ihtiyaçları. O bölgede ne yaparız, ne yapmalıyız? Bu sorulara cevap verecek bir düşünce ufku yok ki. Emin olun burnumuzun dibindeki Azez neresi, Halep neresi bununla ilgili de bir ufuk yok. Eğer Tayyip Erdoğan’ın kendisi kalkıp ta Güney Amerika’ya gitmemiş olsaydı, bu mantık dışı akıl tutulmasının bizzat Erdoğan tarafından üretildiğini söyleyebilirdim.
Fakat değil. Düşmanlığı da dostluğu da alabildiğine konjonktürel olan bir kitleye Erdoğan ne yapsın? Eğer ‘iç gündem’e ilişkin malzeme vermese eninde sonunda birbirini ya da kendini yiyecek bir güruhu gündem kırıntılarıyla beslemekten ve onlar bu gündemle uğraşırken ‘işine bakmaktan’ başka şansı yok gibi görünüyor. İşine bakmak evet. Dönüşte Senegal’e uğrayıp tarihi imzalar atmak gibi mesela. Belki ‘bizim tarihimiz açısından tarihi’ değil ama Senegal tarihi için kesinlikle öyle.
Kendi adıma; kulis bilgileri, fısıltı gazetesinden yayılan cılız sesler, sabah akşam önümüze düşen 140 karakterlik twitlerle hayatımı örmeyi reddettiğim için, gerek Erdoğan’ın Senegal bağlantılı Güney ve Orta Amerika seyahatinden gerekse Davutoğlu’nun Mardin’de yaptığı açıklamalardan müthiş zevk aldım. Bir rahatlama yaşadım yine kendi adıma. Düşmanlık ufkunu Fethullahçı hainler, dostluk ufkunu genel merkeze biat edenlerle sınırlamayan bir memleket idaresi fotoğrafı beni çok rahatlattı.
Dün Sudan’dan bir misafirim vardı. Memleketi için hiç iyimser cümleler kurmadı. Ülkesinin büyük bir ‘dolar tuzağı’nda olduğunu; uluslararası dolar transferlerinin Amerika tarafından kısıtlandığını, buna rağmen farklı para birimleriyle uluslararası ticaret yapmanın da imkansız olduğunu, (gâvurların bunu neredeyse savaş nedeni sayacaklarını) Darfur başta olmak üzere Batı Sudan’da işlerin iyiye gitmediğini, Güney Sudan’ın ayrıldığına bin pişman olduğunu ve bu pişmanlığının mali yükünü (Kuzey) Sudan’ın çektiğini, maden ocakları ile ilgili tasarrufun bir türlü gâvurların elinden alınamadığını, halkın genel olarak mutsuzluğunu anlattı. Yatırımcıların -Türk yatırımcılar dahil- para transferleri ve gümrüklerdeki kayıt dışılık sebebiyle Sudan’dan ümitlerini kesmeye başladıklarını, Sudan’ın zenginlerinin de Suudi Arabistan, Türkiye ve Körfez ülkelerinde kendilerini garanti altına almakla meşgul olduklarını aktardı. Misafirim orta sınıf bir tüccardı, ekonomik yakınmalardan İslami hareketin durumunu istişare etmeye sıra gelmedi.
Madem ki yöneticilerimiz, Türkiye’nin artık gına getirdiğimiz kof gündem maddelerinden büyük bir iş birliği ve eşgüdümle sıyrılıp esas meselelere dalmaya başladılar yeniden, artık gözümüzü yeniden beş on aydır biraz aksatt ığımız dünya mazlumlarına çevirmeye başlayabiliriz.
Keşke Senegal dönüşü Cumhurbaşkanımız, dünyanın dengelerini takmadan Hartum’a da inip havalimanında Beşir ile kısa bir görüşme yapıp benim Sudanlı misafirimin gönlüne birazcık su serpseydi.
O bitse daha Tunus var, Cezayir var, Gana var, Kamerun var. Dünyada mazlum çok, gâvur da çok. Daha çok işimiz var.
Kendimi iyi hissettim, bu da bir şeydir
Reviewed by Habersizim
on
07:36:00
Rating:

Hiç yorum yok: