Sare/ Sara ismini çok severim. Hatice Zeynep ve Meryem Rana’dan sonra bir kızım daha olsa idi, ismini mutlaka Sara koyardım. Başbakanımızın eşi ile tanışıklığımız onun annesi ve benim annemin aynı güneşin altında çamaşır kurutmuş olmalıdır. Bu özgün deyiş gene Mualla Hanım’ın mutfağından çıkma özgün bir deyiş. Gelde bu kadını sevme.
Sara ismi Türkçede iki kelimenin ebesidir. Bu benzetme deSare Hanımın mesleğinden mülhem, ama doğrusu cuk oturdu. Saray kelimesi Hazreti İbrahim’in ilk eşinden gelir. Kendisi kentlidir, eğitimlidir, Çocuğu olmayınca eşini çocuk doğurması taşralı Hacer’i bizzat kendisi bulur. Tabii çocuğu olduktan sonra da Hacer’i kıskanmaya başlar. İsmini duyduğu zaman bile tir tir titremeye başlar. Adeta sara hastaları gibi. İşin nereye vardığını anladınız.
Hazreti İbrahim’in hangi hanımının oğlunu kurban etmesi istendiği biraz tartışmalıdır. İsteyen yürüyen ilim hazinesi Bahaeddin Sağlam ve onun eserlerine müracaat edebilir. Bu da benim lafım. Gerçi Araplara atfetsem daha ilmi olurdu, ama akilin, yani düşünen kafanın hatasını nâkile, yani düşünmeden sadece duyduğu fikri aktarana tercih ederim.
Viyana’da okurken, kütüphaneden Katolik dini ile ilgili kütüphaneden çok kitap aldım ve okudum, ama hiçbirisi dişe dokunur şeyler değildi. Vaftiz kurnası hakkında 200 sayfa kaynak bulabilirsiniz, ama kimsenin aklına vaftiz ile abdest arasında bir ilişki kurmak gelmemiş.
Bin Protestan kenti olan 4mund’da yaşarken de ilginç bir eser inceledim. Almanca hocalarımdan birisi Eyüp mezarlarının kitabelerini okuyordu Yaptığı işe burun kıvırmayan tek öğrencisi bendim ve onun yaptığını yaptım. 30 yıl savaşlarında defalarca boşalan bir köydeki mezarlıkta yer alan kitabeleri defalarca okudum. Eski eşim, dört çocuğumun annesi o zamana kadar benim bir parça kaçık olduğumu düşünürdü. İşte bu işi yaptıktan sonra bundan hiçbir kuşkusu kalmadı. Hale beni niye boşadığını bilmiyorum, ama galiba bir nedeni de bu olsa gerek.
Yurtta sus, dünyada sus kafası ile düşünen acizlerin kafası basmaz, ama gerek Katolik, gerek Protestan literatüründe “Constantinople’e hükmeden Türk prensi” diye bir terim geçer. Bu iddianın düşüncesi bile asker postalından başka ayakkabı bilmeyen Selanikli hayta takımını ürkütebilir, ama bir Çerkez çocuğu olarak benim atamMehmedi Sani, hani namı diğer, Fatih sadece bir kenti değil, Doğu Roma’yı aldı. Batı’sını almaya ise ne yazık ki ömrü yetmedi. Unutanlara Kanuni nam Muhteşem Süleyman’ın vezirine denk tuttuğu Fransız Kralı’na yazdığı mektuptaki unvanlarını hatırlatmakta fayda görüyorum. Sizin değerlerinizi belirleyen pazardan ucuza basma ve pazen alıp bunu ütülemeden sırtına geçirmeyi bir erdem zanneden zavallı bir Rahşan ise merdiven altında basın toplantısı düzenlersiniz. 5 milyar borç almak için IMF memurunun önünde ceketinizi iliklersiniz ve efendiniz Bill Clinton size gri efendi adayı kolej bebesi muamelesi çeker. Amerika’dan üç beş yüz milyon askeri yardım alınca da sizden mutlusu yoktur. Onu da gerçek bir savaşta hiçbir işe yaramayacak silahlar için İsrail’e kaptırırsınız. Sonunuz budur. Sizin yönettiğiniz ülkeye ise uluslararası arenada köpek çekerler. Merdiven altında basın toplantısından rahatsızlık duyan danışmanınız size en fazla sanayide yüksek tavanlı bir “tükan” kiralamayı önerir. Ufku budur bu kadardır.
Oysa bazıları bırakın borç almayı, IMF’e borç vermeyi becerir. IMF komiseriuluslararası rutin gereği gelir ve gider, kimsenin haberi olmaz, haber değeri bile taşımaz. Barack Obama’nın yanağından makas alırsınız. Milli silahlarınızı kendiniz üretirsiniz, İsrail’e ise “oneminute” çekersiniz. O zaman da danışmanlarınız size bu ilişkileri yönetmek için üzerine çökülmüş bir Ermeni bağ evinin yetmeyeceğini hatırlatırlar. Bırakın Sara’lar, Hatice’ler, Asiye’ler layık oldukları mekânlarda yaşasınlar. Yaşasınlar ki, Ayşe’ler, Fatma’lar ve Zeynep’lererol model olsunlar.
Ha bu arada, candaş basında İslamcı yazar, yaranmak için Tayyip’e Roma imparatoru veya Türk prensi dedi diye çığırıracak bazı mercimek beyinliler mutlaka çıkacaktır. Lütuf buyurup beni tanımak isterlerse adresimi vereyim. Aydın Doğan’ın rezidans dikmeyi bir türlü beceremediği arsanın karşısında Ermeni Hastanesi vardır. Yanındaki dikineyokuştan aşağı indiğinizde Kasımpaşa semtine ulaşırsınız. Oradaki esnafa beni sorabilirsiniz.
Sara ismi Türkçede iki kelimenin ebesidir. Bu benzetme deSare Hanımın mesleğinden mülhem, ama doğrusu cuk oturdu. Saray kelimesi Hazreti İbrahim’in ilk eşinden gelir. Kendisi kentlidir, eğitimlidir, Çocuğu olmayınca eşini çocuk doğurması taşralı Hacer’i bizzat kendisi bulur. Tabii çocuğu olduktan sonra da Hacer’i kıskanmaya başlar. İsmini duyduğu zaman bile tir tir titremeye başlar. Adeta sara hastaları gibi. İşin nereye vardığını anladınız.
Hazreti İbrahim’in hangi hanımının oğlunu kurban etmesi istendiği biraz tartışmalıdır. İsteyen yürüyen ilim hazinesi Bahaeddin Sağlam ve onun eserlerine müracaat edebilir. Bu da benim lafım. Gerçi Araplara atfetsem daha ilmi olurdu, ama akilin, yani düşünen kafanın hatasını nâkile, yani düşünmeden sadece duyduğu fikri aktarana tercih ederim.
Viyana’da okurken, kütüphaneden Katolik dini ile ilgili kütüphaneden çok kitap aldım ve okudum, ama hiçbirisi dişe dokunur şeyler değildi. Vaftiz kurnası hakkında 200 sayfa kaynak bulabilirsiniz, ama kimsenin aklına vaftiz ile abdest arasında bir ilişki kurmak gelmemiş.
Bin Protestan kenti olan 4mund’da yaşarken de ilginç bir eser inceledim. Almanca hocalarımdan birisi Eyüp mezarlarının kitabelerini okuyordu Yaptığı işe burun kıvırmayan tek öğrencisi bendim ve onun yaptığını yaptım. 30 yıl savaşlarında defalarca boşalan bir köydeki mezarlıkta yer alan kitabeleri defalarca okudum. Eski eşim, dört çocuğumun annesi o zamana kadar benim bir parça kaçık olduğumu düşünürdü. İşte bu işi yaptıktan sonra bundan hiçbir kuşkusu kalmadı. Hale beni niye boşadığını bilmiyorum, ama galiba bir nedeni de bu olsa gerek.
Yurtta sus, dünyada sus kafası ile düşünen acizlerin kafası basmaz, ama gerek Katolik, gerek Protestan literatüründe “Constantinople’e hükmeden Türk prensi” diye bir terim geçer. Bu iddianın düşüncesi bile asker postalından başka ayakkabı bilmeyen Selanikli hayta takımını ürkütebilir, ama bir Çerkez çocuğu olarak benim atamMehmedi Sani, hani namı diğer, Fatih sadece bir kenti değil, Doğu Roma’yı aldı. Batı’sını almaya ise ne yazık ki ömrü yetmedi. Unutanlara Kanuni nam Muhteşem Süleyman’ın vezirine denk tuttuğu Fransız Kralı’na yazdığı mektuptaki unvanlarını hatırlatmakta fayda görüyorum. Sizin değerlerinizi belirleyen pazardan ucuza basma ve pazen alıp bunu ütülemeden sırtına geçirmeyi bir erdem zanneden zavallı bir Rahşan ise merdiven altında basın toplantısı düzenlersiniz. 5 milyar borç almak için IMF memurunun önünde ceketinizi iliklersiniz ve efendiniz Bill Clinton size gri efendi adayı kolej bebesi muamelesi çeker. Amerika’dan üç beş yüz milyon askeri yardım alınca da sizden mutlusu yoktur. Onu da gerçek bir savaşta hiçbir işe yaramayacak silahlar için İsrail’e kaptırırsınız. Sonunuz budur. Sizin yönettiğiniz ülkeye ise uluslararası arenada köpek çekerler. Merdiven altında basın toplantısından rahatsızlık duyan danışmanınız size en fazla sanayide yüksek tavanlı bir “tükan” kiralamayı önerir. Ufku budur bu kadardır.
Oysa bazıları bırakın borç almayı, IMF’e borç vermeyi becerir. IMF komiseriuluslararası rutin gereği gelir ve gider, kimsenin haberi olmaz, haber değeri bile taşımaz. Barack Obama’nın yanağından makas alırsınız. Milli silahlarınızı kendiniz üretirsiniz, İsrail’e ise “oneminute” çekersiniz. O zaman da danışmanlarınız size bu ilişkileri yönetmek için üzerine çökülmüş bir Ermeni bağ evinin yetmeyeceğini hatırlatırlar. Bırakın Sara’lar, Hatice’ler, Asiye’ler layık oldukları mekânlarda yaşasınlar. Yaşasınlar ki, Ayşe’ler, Fatma’lar ve Zeynep’lererol model olsunlar.
Ha bu arada, candaş basında İslamcı yazar, yaranmak için Tayyip’e Roma imparatoru veya Türk prensi dedi diye çığırıracak bazı mercimek beyinliler mutlaka çıkacaktır. Lütuf buyurup beni tanımak isterlerse adresimi vereyim. Aydın Doğan’ın rezidans dikmeyi bir türlü beceremediği arsanın karşısında Ermeni Hastanesi vardır. Yanındaki dikineyokuştan aşağı indiğinizde Kasımpaşa semtine ulaşırsınız. Oradaki esnafa beni sorabilirsiniz.
Kasımpaşa
Reviewed by Habersizim
on
07:43:00
Rating:

Hiç yorum yok: