“SATILIK TANRI VAR, VAR MI ARTIRAN”(!)

Tarihten bir acayip yaprak

RODOS VALİSİ SUPHİ BEY’İ ESİR ALMIŞ GÖTÜRMÜŞ İTALYANLAR
Müslüman askerler ve halk, adanın iç kesimlerine çekilerek savunma tedbirleri alırken, İtalyanlar da, Rodos’un tamamını işgal etmek için takviye birlikler yolluyorlardı, 1912 yılı mayıs ayında. Rodos adası 80 kilometre uzunluğunda ve kırk kilometre genişliğinde, evvelce Şövalyeler Adası diye bilinen ada. On iki adalar valisi bu adada otururdu. Rodos’un şu andaki nüfusu
ise elli bindir.

Yunanistan’a 363 kilometre uzaklıkta olan Rodos adası, Türkiye’ye ise sadece 18 kilometre uzaklıktadır. Uluslar arası denizcilikte, bir de Rodos Yasaları diye bilinen kurallar vardır. Rodos’un Akdeniz sularındaki beş yüz yıl (yaklaşık M.Ö. 700-200 yılları arası) boyunca sürdürmüş olduğu otoritesi, Rhodos Yasası başlığıyla MÖ 1. yüzyılda Roma Hukuku’na da geçmiştir. Roma İmparatoru Birinci Jüstinyen’in, deniz ticaretindeki riski en aza indirmek ve imparatorluğun deniz ticaret potansiyelini arttırabilmek amacıyla hazırlattığı Digesta’nın bir bölümü de, Rhodos Denizcilik Yasaları’nın (Lex Rhodia) derlenmesine ayrılmıştı. Bu yasa maddeleri, 12. yüzyıla kadar varlığını sürdürerek çeşitli konularda Doğu Romalı denizcilere rehberlik etmiştir. 13.-14.yüzyıllarda ise Doğu Roma Deniz Ticareti’nin yoğunluğunun azalmasına paralel olarak, bu yasal düzenlemeler de giderek geçerliliğini yitirmiş, artık yalnızca İtalyan ve Slav denizciler tarafından kullanılmıştır. Başarılı bir seferin ardından tüm denizcilere eşit kar dağıtılmasını öngören Rodos Denizcilik Yasaları’na göre, gemi sahibi ve/veya kaptanı iki hisse; dümenci (küreklerin idaresi onda idi), pruva sorumlusu (çapalarla ilgilenirdi), gemi marangozu ve lostromo (gemici ve miçoların amiri) birer buçuk hisse; gemiciler birer ve aşçı ise yarım hisse sahibiydiler. Rodos Denizcilik Yasası’na göre kaptan gemideki tüm paradan sorumluydu. Gemiler, liman vergileri ve bazı gümrük noktalarında ihracat harcı ödemek zorundaydılar.

OTUZ METRELİK HEYKEL RODOS’UN GİRİŞİNDE
İsa aleyhisselâm’ın doğumundan 282 yıl önce dikilmiş olan insan suretindeki Güneş tanrısı heykeli, antik çağda Rodos’un sembolü olmuştu. Rodos liman ının girişine dikilen, otuz metre yüksekliğindeki insan şeklindeki heykelin iki ayağının arasından, gemilerin geçtiği söyleniyordu. Rodoslu Rum heykeltıraş Chares’in yaptığı heykel, bronzdan imal edilmişti.

URFALI BİR YAHUDİ SATIN ALIYOR, ESKİ GÜNEŞ TANRISINI
O yıllarda yazılan bir şiirde: “Sana ! Ey Güneş! Rodos halkı, Olimpos’a erişebilmek için bu bronz abideyi dikti” deniliyordu. On yılda tamamlanan heykel, ancak elli beş yıl ayakta kalabilmiş, 226’daki büyük zelzelede, hem Rodos limanı, hem de ticari binalar büyük hasar görmüştü. Depremde otuz metrelik dev heykel de, çatırdayarak çökmüş ve sadece dizlerine kadar olan kısım, iki direk halinde kalmıştı. Heykelin bu ayakları da, diğer parçaları da, yıkıldığı arazide sekiz yüz seneden fazla kalmıştı. O zamanın Mısır Firavun’u, tekrar heykeli dikmeleri için, Rodoslulara gereken parayı vermeyi teklif etmiş fakat Rodoslular: “Herhalde (Güneş) Tanrı(sı) Helius’u darılttık” diyerek, korktuklarını ifade edip, heykeli tekrar dikememişlerdir.

“SATILIYOR TANRI, VAR MI ARTIRAN”
Müslümanlar Rodos’u 653 yılında fethedince ise, bu tunç-demirden ayakları kalmış heykeli ve geniş bir alana yayılan parçalarını ne yapmaları gerektiğini, Şam’a Muaviye’ye sordular. Muaviye ise heykeli ve kalıntılarını satılığa çıkarmıştı. Böylece ancak dizlerine kadar olan on metrelik kısmı ayakta kalmış olan ve limana düşmüş olan parçalarına, “tanrının parçası” olduğuna inandıklarından, sekiz yüz senedir, korkudan hiçbir Rodoslunun dokunamadığı muazzam heykel “eski tanrı” satışa çıkmış oluyordu.

“KİLOSU 85 KURUŞ TANRININ”
Urfalı bir Yahudi tüccar, haberi duyunca Rodos’a gitti ve heykelle limanda geniş bir alana yayılmış olup, kutsal olduğuna inanıldığından sekiz yüz yıldır kimsenin dokunamadığı tanrının ayakta kalan iki ayağı ile parçalarının ne kadar edeceğini, parçalayıp kaça satabileceğini hesap ederek, Şam’a döndü ve Muaviye’ye bir fiyat verdi. Daha fazla veren olmayınca, Muaviye, bu tanrıyı Yahudi’ye sattı. Yahudi, bu tanrıdan iyi kâr etmişti. Yahudi önce, bu bronz heykelin ayakları da dahil, diğer parçalarını gemilerle karaya taşıdı. Daha sonra da dokuz yüz deveye yüklediği bronzu götürüp gitmiştir.

YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ, VALİ VE DEFTERDAR İTALYA’DA
“Rodos’ta esir alınan Osmanlı’nın On İki Adalar Valisi Suphi Bey ile Tahrirat (yazı işleri) Müdürü ve Defterdar, İtalyanlar tarafından, (Trieste limanının seksen kilometre kuzey-batısındaki) Casarsa’ya götürülmüştür. Suphi Bey ailesine bir telgraf çekerek, sıhhatte olduğunu bildirmiştir. Yabancı savaş muhabirlerinin tahminlerine göre, İtalyanlar ancak bir buçuk ay sonra, Rodos’un tamamını işgal edebilirler, deniliyor. Bu ise, binlerce İtalyan askerinin ölümünden sonra gerçekleşir, deniliyor. Rodos adasındaki Osmanlı askeri ise, üç bin asker ve iki bin de silahlı Müslüman ahâlîden oluşuyor. Bunların şimdilik altı ay yetecek zahirelerinin bulunduğu bildiriliyor. Müslüman askerler ve ahâlî, adanın iç kesimlerindeki dağlara ve ormanlara çekilip, tabya ve istihkâm inşasıyla meşgul oluyorlar. Bu arada İtalya’nın, Tarblusgarp’daki iki bin askerini on altı gemi ile Rodos’a sevk ettiği bildiriliyor. Rodos’taki hükümet konağına İtalyanlar törenle İtalyan bayrağını çekmişlerdir. İtalyanların Rodos’un yanında Sakız, Midilli ve Limni’yi de bir iki ay içinde işgal edecekleri de konuşuluyor.

Tan gazetesinin istihbaratına göre ise, Rodos’taki Osmnalı askerleri üç bin üç yüz kişi ile dört dağ topu; Lespos’ta (Midilli) iki bin dört kişi ile dört top; Sakız’da ise bin iki yüz asker ve dört top olup, askerlerin sekiz yüzünün ise Rum olduğu bildiriliyor.” (16 Mayıs 1912 (29 Cemâziye’l-evvel, 1330) Sebîlu’r-Reşâd

178 MÜSLÜMANI HAPSE ATTI İTALYANLAR
“Öte yandan İtalyanların Rodos’ta 178 Müslümanlardan yakaladıkları 178 masum insanı intikam için hapse attıkları haber alınmıştır” 30 Mayıs 1912 (13 Cem3aziye’l-âhir, 1330)

ON BEŞ GÜN MÜHLET VERİLDİ, İZMİR’DEKİ İTALYANLARA
“İtalyan düşman donanması İzmir sahillerini topa tuttuğu gibi, On İki Adalar etrafında da tehditvari dolaşmaya devam etmesi ve Rodos adasına da asker çıkarıp işgale başlamasından ötürü, şimdilik Aydın vilayetinde bulunan (Osmanlı zamanında, İzmir, Aydın’a bağlı olduğu için, vali Aydın’da oturuyordu) İtalyan vatandaşlarının hudut dışına çıkarılmasına karar verilmiştir. Çıkarılacak olan İzmir’deki İtalyanların alakalarını kesmek için kendilerine on beş gün mühlet verilmiştir. Rahiplerle papazlar, bu karardan istisna edilmişlerdir. Karar Aydın valisiyle, Osmanlı’nın Avrupa’daki büyükelçilerine de bildirilmiştir. Bu arada İtalyan kılavuzlarla balıkçılarından yirmi kişi de tutuklanmışlardır. Tutuklananlar, harp esiri sıfatıyla, askeri kışlaya gönderilmişlerdir. Bu arada İzmir polislerinden dikkatli bir memurun üstün gayreti ile Trablusgarp’tan İzmir’e geldiği tespit edilen iki İtalyan casusu da yakalanmıştır. Casusların üzerinde bir çok para ile, Trablusgarp’taki İtalya kumandanı tarafından yazılmış bir tavsiye mektubu ile iyi hâl kağıdı ile başka evraklar da çıkmıştır. Gözaltına alınan casuslar hakkındaki soruşturma devam etmektedir. Öte yandan İtalyan donanması, savunmasız ve askeri birlik bulunmayan başka bazı Osmanlı limanlarını da bombaladığından, Osmanlı Dış İşleri Bakanlığı tarafından Düvel-i Muazzama nezdinde (büyük Avrupa devletlerine şikayet) protesto edilmiştir. Fakat fâide ne?”

GİZLİ ANLAŞMASI İNGİLİZLERLE İTALYANLARIN
“Fransa’da yayınlanan Journal de Parallon gazetesinin verdiği habere göre, İngilizlerle İtalyanlar gizli bir anlaşma yapmış durumdalar. Buna göre, İngiltere hükümeti Rodos, Sakız ve Sisam adalarının İtalyanlarca işgalini kabul etmiştir. Buna karşılık, İngiltere de Girit’in Suda limanını işgal edecek, Rusya ve Fransa hükümetlerine de başka tavizler önerilecekmiş.” 16 Mayıs 1912 (29 Cemâziye’l-evvel 1330) (İtalya ve İngiltere dışında üçüncü bir ülkenin (Fransa’nın) gazetesi bile bu anlaşmayı duyduysa, ortak o anlaşmaya “Bir Muâhade i Hafiyyenin İfşâsı” (Gizli Bir Anlaşmanın İfşası) diye alt başlık atmasına, Sebîlu’r-Reşad’ın, esasında gerek de yok. Artık görüldüğü gibi, Osmanlı toprakları paylaşılmaya başlanılmış)

“DİN VE VATAN HAİNİ BİR NAMERT
Urla tapu yazı işlerinde çalışırken hırsızlık yapıp mahkûm olan ve şimdi Rodos’ta İtalyanlara casusluk eden “Altın diş” adındaki Aksaraylı İsmail Hakkı melunu, İtalyan asker elbisesi giyip, subay şapkasıyla İtalyan kumandan ının yanında, ester süvar (katır üzerinde) (Müslümanlara karşı) harbe iştirak etmiştir.” 30 Mayıs 1912 Sebîlu’r-Reşâd, (13 Cemâziye’l-âhir, 1330)
“SATILIK TANRI VAR, VAR MI ARTIRAN”(!) “SATILIK TANRI VAR, VAR MI ARTIRAN”(!) Reviewed by Habersizim on 14:13:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: