Sultan Abdülhamid’in 1323 (1905-1906) yılı Surre Alayı kethüdalığına tayin ettiği Meclis-i Maliye azası Ahmet Salahaddin Bey’in 1939 senesinde kaleme aldığı ve “Mekke’ye Surre ile Gidiş Hatıraları” adını verdiği hatırat-seyahatnamesini İsmail Kara ve Yusuf Çağlar yayına hazırladı, Dergâh Yayınları’nın 608. kitabı olarak 2015 Şubatında “Kâbe Yollarında – Surre Alayı Hatıraları” adıyla basıldı. Bendeniz de bu kitabı 8-17 Ocak 2016 tarihleri arasında açılan 10. Ankara Kitap Fuarı’nda Dergâh Yayınları standından aldım, okudum.
Şu satırları yazarken, bilgisayarın ısrarla ‘sure’ diye düzelttiğini sandığı SURRE ne demektir , hatırlayalım:
“Surre, akçe kesesi ve bir kişiye gönderilen hediye mânasına gelen bir kelime. Daha sonraları İslamiyet’in doğup yeşerdiği ve Hz. Peygamber’in yaşadığı iki şehirde; Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevverede yaşayan, başta seyyitler ve şerifler olmak üzere haremi şeriflerin hizmetinde bulunan kişilere, belde yöneticilerine, ilim ve irfan sahiplerine, eşrafa, Müslüman halka, mücavirlere, fakirlere… hürmet ve sadakat ifadesi olarak para ve eşya cinsinden gönderilen hediyelere de surre denilmiştir.”
Surre ilk ne zaman ortaya çıkmış:
“İslâm tarihi içinde dinî ve siyasî anlamları, sembolleri, folkloru ve gelenekleri teşekkül eden bu güzel âdetin ilk örnekleri Emevîlere, Abbasîlere kadar çıkıyor.
Peki ya Osmanlı’da surre..:
“Osmanlı Devleti'de kuruluş asrından itibaren bu mühim geleneği önemsemiş ve unsurlarını zenginleştirerek, sembollerini ve hürmet ifadelerini arttırarak geliştirmiştir. İlk Osmanlı surresinin 791/1389 senesinde Edirne’den gönderildiği kabul edilir. Yavuz Sultan Selim’in hilafeti devralmasından ve Haremeyn-i şerifeynin hizmetkârı (hâdimü’l-Haremeyni’ş-şerîfeyn) unvanını almasından sonra surrenin giderek daha fazla ehemmiyet ve derinlik kazandığında şüphe yoktur. Bu geleneği her bakımdan en üst seviyeye çıkaran son padişah ise Sultan II. Abdülhamid olmuştur. Hem İttihad-ı İslâm politikaları hem de dönemin ulaşım ve iletişim imkânları daha görkemli ve etkileyici surrelerin hazırlanması ve gönderilmesini zaruri ve mümkün hale getirmiştir. Birinci Cihan Harbi’nin ağır şartlarında, 1335/1917 senesinde İstanbul’dan Haremeyn’e gönderilen son surre birçok sıkıntı ve zorlukla ancak Medine’ye kadar gidebilmiş, Mekke’ye ulaşması mümkün olmamıştır.”
Kitabı burada öyle uzun uzun anlatacak değilim. Yıldız Sarayı’ndan başlayıp Mekke’ye uzanan o mübarek seferin günlüğü tutan Ahmet Salahaddin Bey’in rehberliğinde surre yolculuğuna çıkmak isteyenler kitabı alsınlar, okusunlar. Ben bu kitabı okuduktan sonra şöyle bir hayale kapıldım:
Her sene Şaban ayının on beşinci günü yola çıkan Surre Kervanı, yüz yıllık aradan (ihmalden mi demeli) sonra tekrar Payitaht’tan “Bismillah” diyerek yola revan olsa…
Şunun şurasında Şaban’a birkaç ay kaldı, hazırlıklar için yeter de artar bile.
Yeni Türkiye’ye ‘eski adet’…
Yakışmaz mı?
Şu satırları yazarken, bilgisayarın ısrarla ‘sure’ diye düzelttiğini sandığı SURRE ne demektir , hatırlayalım:
“Surre, akçe kesesi ve bir kişiye gönderilen hediye mânasına gelen bir kelime. Daha sonraları İslamiyet’in doğup yeşerdiği ve Hz. Peygamber’in yaşadığı iki şehirde; Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevverede yaşayan, başta seyyitler ve şerifler olmak üzere haremi şeriflerin hizmetinde bulunan kişilere, belde yöneticilerine, ilim ve irfan sahiplerine, eşrafa, Müslüman halka, mücavirlere, fakirlere… hürmet ve sadakat ifadesi olarak para ve eşya cinsinden gönderilen hediyelere de surre denilmiştir.”
Surre ilk ne zaman ortaya çıkmış:
“İslâm tarihi içinde dinî ve siyasî anlamları, sembolleri, folkloru ve gelenekleri teşekkül eden bu güzel âdetin ilk örnekleri Emevîlere, Abbasîlere kadar çıkıyor.
Peki ya Osmanlı’da surre..:
“Osmanlı Devleti'de kuruluş asrından itibaren bu mühim geleneği önemsemiş ve unsurlarını zenginleştirerek, sembollerini ve hürmet ifadelerini arttırarak geliştirmiştir. İlk Osmanlı surresinin 791/1389 senesinde Edirne’den gönderildiği kabul edilir. Yavuz Sultan Selim’in hilafeti devralmasından ve Haremeyn-i şerifeynin hizmetkârı (hâdimü’l-Haremeyni’ş-şerîfeyn) unvanını almasından sonra surrenin giderek daha fazla ehemmiyet ve derinlik kazandığında şüphe yoktur. Bu geleneği her bakımdan en üst seviyeye çıkaran son padişah ise Sultan II. Abdülhamid olmuştur. Hem İttihad-ı İslâm politikaları hem de dönemin ulaşım ve iletişim imkânları daha görkemli ve etkileyici surrelerin hazırlanması ve gönderilmesini zaruri ve mümkün hale getirmiştir. Birinci Cihan Harbi’nin ağır şartlarında, 1335/1917 senesinde İstanbul’dan Haremeyn’e gönderilen son surre birçok sıkıntı ve zorlukla ancak Medine’ye kadar gidebilmiş, Mekke’ye ulaşması mümkün olmamıştır.”
Kitabı burada öyle uzun uzun anlatacak değilim. Yıldız Sarayı’ndan başlayıp Mekke’ye uzanan o mübarek seferin günlüğü tutan Ahmet Salahaddin Bey’in rehberliğinde surre yolculuğuna çıkmak isteyenler kitabı alsınlar, okusunlar. Ben bu kitabı okuduktan sonra şöyle bir hayale kapıldım:
Her sene Şaban ayının on beşinci günü yola çıkan Surre Kervanı, yüz yıllık aradan (ihmalden mi demeli) sonra tekrar Payitaht’tan “Bismillah” diyerek yola revan olsa…
Şunun şurasında Şaban’a birkaç ay kaldı, hazırlıklar için yeter de artar bile.
Yeni Türkiye’ye ‘eski adet’…
Yakışmaz mı?
Yeni Türkiye’ye eski adet
Reviewed by Habersizim
on
14:22:00
Rating:

Hiç yorum yok: