Birçok yazı yazdım, hikaye yazdım, masal yazdım, şiir yazdım. Fakat hiç birini bu ufacık köşede yazdıklarım kadar önemsemedim. Yazdıklarım “ben yazıyorum” diye önemli değil, haşa, benlikten Allah’a sığınırım. Bir derdim, bir meselem var.
Kavramlarla inşa edilen bir cephe savaşı yürütülüyor. Üstelik bizim ‘cephanemiz’ her ne kadar onlardan kat be kat üstünse de gâvurlar ellerindeki her türlü imkanı seferber ederek kendi kavramlarını boca etmişler üzerimize.
Bu yazı dizisi fikri aklıma ne zaman geldi anlatayım. İlk orta Afrika seyahatimi Tanzanya’ya yaptım. Tanzanya! Ne kadar uzak değil mi? Amerika’dan bile uzak.
Ve gitmeden önce zihnimde uçuşan düşünceler şunlardı: “Sıtma olacağım”, “otel odamda kertenkeleler dolaşacak”, “otel var mıdır acaba orada”, “sokakta kara kara adamlar cüzdanımı çalıp beni dövecekler”, “timsahlara yem olacağım”, “hepsi açtır şimdi onların, kemikleri sayılıyordur, yanımda biraz yemek götüreyim”, “nihayet kaplan ve arslan göreceğim, göreceğim ama dikkatli olayım durduk yere yemesinler beni”, “klima nedir biliyorlar mı acaba”
vesaire vesaire…
Fakat esnafmeşrep olduğum için adapte olmakta sorun çekmeyeceğimi ve her tür şarta hazır olduğumu kendi kendime tekrar ederek gittim Tanzanya’ya. Görseniz aile fertleri nasıl vedalaşıyorlar benimle. Belli ki hepsinin kafasında aynı sorular.
Dar’es selam’a indiğim anda “gavurca-türkçe sözlük” yazmaya karar verdim. Ne garip. Buraya gelmeden önce kafamda oluşan tüm soruların müsebbibinin İngiliz belgesel kanalları olduğunu hemencecik anladım. Timsah görmedim. Kaplan da görmedim. Otelim fevkalade konforluydu. Sokakta da rahatça gezdim.
Tanzanya’da aç insanlar var. Biliyorum. Kaplan da var. Timsah da var. Ama gâvurlar zihnimize kendi istedikleri dünyayı kavramlarla çiziyorlar. Görüntüleri peş peşe sıralayıp seni onlarla inşa ediyorlar. Afrika için kafama çizdikleri dünyayı; herkesin zihnine hemen hemen her şey için ilmek ilmek işlediklerini her seferinde şaşırarak fark ettim. Üstelik bazen bütünüyle sıfırdan bir kavram türetiyorlar, bazen ve hatta çoğunlukla zaten dilimizde olan bir kavramı dejenere ederek zihnimize sokuşturuyorlar.
Sonra etrafımda dolaşan gâvurca kavramlarla hesaplaşmaya başladım. Empati, ötekileştirme, dünya vatandaşlığı, daha fazla, standart… Ve daha bir dolu sıfat ve isim.
İlk olarak bu kavramları kendi çocuğumdan uzak tutarak başladım işe. Her gün kızıma, “biz öyle demeyiz, böyle deriz” diye ders veriyorum.
Bazı dostlarımız burayı “sözlük” zannedebilirler. Adı sözlük. Aslında bir kişisel zihin temizleme günlüğü. Kendimden, evimden barkımdan temizlemeye çalıştığım gâvurca kavramlar ile ilgili aldığım notlar. Allah (cc) sonucunu hayırlı eylesin, kendi kadim sözcüklerimize “dönmeyi” nasip eylesin.
(Bu açıklamayı belki tefrikanın başında yapmam gerekiyordu. Şimdiye nasip oldu. Yarın zihnimizi ayıklamaya devam ederiz inşallah.)
Kavramlarla inşa edilen bir cephe savaşı yürütülüyor. Üstelik bizim ‘cephanemiz’ her ne kadar onlardan kat be kat üstünse de gâvurlar ellerindeki her türlü imkanı seferber ederek kendi kavramlarını boca etmişler üzerimize.
Bu yazı dizisi fikri aklıma ne zaman geldi anlatayım. İlk orta Afrika seyahatimi Tanzanya’ya yaptım. Tanzanya! Ne kadar uzak değil mi? Amerika’dan bile uzak.
Ve gitmeden önce zihnimde uçuşan düşünceler şunlardı: “Sıtma olacağım”, “otel odamda kertenkeleler dolaşacak”, “otel var mıdır acaba orada”, “sokakta kara kara adamlar cüzdanımı çalıp beni dövecekler”, “timsahlara yem olacağım”, “hepsi açtır şimdi onların, kemikleri sayılıyordur, yanımda biraz yemek götüreyim”, “nihayet kaplan ve arslan göreceğim, göreceğim ama dikkatli olayım durduk yere yemesinler beni”, “klima nedir biliyorlar mı acaba”
vesaire vesaire…
Fakat esnafmeşrep olduğum için adapte olmakta sorun çekmeyeceğimi ve her tür şarta hazır olduğumu kendi kendime tekrar ederek gittim Tanzanya’ya. Görseniz aile fertleri nasıl vedalaşıyorlar benimle. Belli ki hepsinin kafasında aynı sorular.
Dar’es selam’a indiğim anda “gavurca-türkçe sözlük” yazmaya karar verdim. Ne garip. Buraya gelmeden önce kafamda oluşan tüm soruların müsebbibinin İngiliz belgesel kanalları olduğunu hemencecik anladım. Timsah görmedim. Kaplan da görmedim. Otelim fevkalade konforluydu. Sokakta da rahatça gezdim.
Tanzanya’da aç insanlar var. Biliyorum. Kaplan da var. Timsah da var. Ama gâvurlar zihnimize kendi istedikleri dünyayı kavramlarla çiziyorlar. Görüntüleri peş peşe sıralayıp seni onlarla inşa ediyorlar. Afrika için kafama çizdikleri dünyayı; herkesin zihnine hemen hemen her şey için ilmek ilmek işlediklerini her seferinde şaşırarak fark ettim. Üstelik bazen bütünüyle sıfırdan bir kavram türetiyorlar, bazen ve hatta çoğunlukla zaten dilimizde olan bir kavramı dejenere ederek zihnimize sokuşturuyorlar.
Sonra etrafımda dolaşan gâvurca kavramlarla hesaplaşmaya başladım. Empati, ötekileştirme, dünya vatandaşlığı, daha fazla, standart… Ve daha bir dolu sıfat ve isim.
İlk olarak bu kavramları kendi çocuğumdan uzak tutarak başladım işe. Her gün kızıma, “biz öyle demeyiz, böyle deriz” diye ders veriyorum.
Bazı dostlarımız burayı “sözlük” zannedebilirler. Adı sözlük. Aslında bir kişisel zihin temizleme günlüğü. Kendimden, evimden barkımdan temizlemeye çalıştığım gâvurca kavramlar ile ilgili aldığım notlar. Allah (cc) sonucunu hayırlı eylesin, kendi kadim sözcüklerimize “dönmeyi” nasip eylesin.
(Bu açıklamayı belki tefrikanın başında yapmam gerekiyordu. Şimdiye nasip oldu. Yarın zihnimizi ayıklamaya devam ederiz inşallah.)
Gavurca - Türkçe Sözlük (Kısa Bir Açıklama)
Reviewed by Habersizim
on
09:15:00
Rating:

Hiç yorum yok: