"İki gündür açım" diyor çocuk. "Aklıma ekmek geliyor" diyor. "Ot yiyorum" diyor. "Üzerinde tam yanmamış biraz da tereyağı gezdirirseniz sevinirim" diyorum ben; "İskender yemeyi böyle daha çok seviyorum. Bir de yayık ayranı mümkünse."
Geçen hafta içerisinde Tv Net'te yayınlanan Azez'de İki Gün adlı haber programını seyretmek niyetindeydim. Bir kaç dakikadan sonra tamamını seyretmeye gönlüm el vermedi. Daha sonrasında da yayınlanan videosuna baktım, o da ancak bir kaç dakika.
Bu yazı Azez'e, Türkmen Dağına ve İslam'ın izzeti için cihad edip de kardeşleri tarafından terk edilenlere adanmıştır. Onların durumundan hesaba çekileceksek vay halimize; Rabbim dilerim bizi bağışlasın.
Memleket meselelerine fikrimizi ve yüreğimizi gönüllü olarak teslim ettiğimiz zaman ben on iki, on üç yaşlarındaydım. En heyecanla konuştuğunuz ne varsa hayatta, en müptelası olduğunuz şey neyse ve bir de vazgeçemediğiniz sevdalarınızı katın üzerine eğer yaşamışsan ız; öyle bir bağlılık düşününüz. Ama memleketinize. Muhacirlik sebebiyle Esir Türk illeri davasına dertlenen bir çocukluk yaşadım. Bir de Minyeli Abdullah romanı sebebiyle, Müslümanların savaş meydanlarındaki mağlubiyetine kahırlanan bir çocukluktu. Ağlarken "anne, anne" diye ağlayan küçücük biriydik daha. Çocukluğumda oyuncak, büyüdüğümde mal için yoksunluk çektiğimi bilmem. Her şeyimin olmasından değil, temini mümkün olmayacak şekilde 'eşyadan yana öksüz' kalışımızdan. Hiç heveslenmedim. En büyük derdim, düşmanın insafına kalmış bir hayatı yaşamakta olan insanlar oldu. Biz kısmetliydik, rahmetli dedem Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yapılan bir anlaşma neticesinde gelmişti bu topraklara. Yolculuk ve yer edinmek zor olsa da hukuki bir karşılığı vardı gelmemizin. Bu topraklara yapılan hicretin en kolay olanlarından biriydi atalarımın gelmesi.
Azez'de İki Gün haber programını seyredemeyince 'ben ne yapıyorum' diye yazdıklarıma dair düşünme ihtiyacı hissettim. 'Bu cümleyi daha güzel nasıl yazarım' diye kederlenmek bir yazar için önemli olmalıdır belki ama benim neyime. Evini, eşini, çocuklarının bir kısmını kaybetmiş insanlara yemek ve barınmak için yardım gidiyor ve o yardımlar zalimlerin/müşriklerin ve kalbi onlarla birlikte çarpanların bombalarına hedef oluyorsa ben ne yazayım kardeşim. Gök çökmüyorsa, yer yarılmıyorsa arada biz olduğumuz için midir acaba? İdraksizliğimize belki bir çare buluruz veya Allah (Azze ve Celle) muhafaza buyursun, azgınlaşıp şımaralım diye zaman verilenlerden miyiz? Yoksa vebalimiz artsın diye mi bütün bu yaşananlar?
Müslüman'ın birbiriyle anlaşmazlıklarının/düşmanlıklarının da her şeyde olduğu gibi bir hukuku da vardır; dünyada ve ahrete taalluk eden cezası da vardır. Ama Müslüman'a karşı kafirlerle/müşriklerle birlikte olmayı hangi ictihad öneriyor bilmek isterim. Müslüman'a karşı kafir ve müşriklerle birlikte yan yana durmak ve Müslüman'a düşmanlık etmekte haddi aşmak şeytanın fıkhına tabi olmaktan başka bir şey değildir. Bütün hesapların Allah'a (Azze ve Celle) döneceği günden çekinmeyen ve -ister DAEŞ isterse İrani Şia olsun Müslüman'ı tekfir ederek düşmanlık edenlerden kalbinizi uzak tutunuz. Garip ve mazlumun ne itikadına bakınız ne de dinine; zalimin de. Bunun dışında Müslüman olanlardan gayrısına ağız alışkanlığı dışında kardeşim demeyiniz ve kardeş olarak görmeyiniz. Allah'ın (Azze ve Celle) dinine ve Müslüman'a düşmanlık edenlere karşı zerrece bir muhabbet beslemeyiniz. Rabbim kalbimizi muhafaza eylesin. Nihayetinde bu din Allah (Azze ve Celle) için sevmek ve Allah (Azze ve Celle) için düşmanlık etmek ile ayakta durur. İster kişi isterse işlerden yana olsun velev ki kendinizden neşet etsin; Allah'ın (Azze ve Celle) razı olduğunu sevin, razı olmadığına buğz edin. Bunu kaybedenlerin hesap gününü kolaylaştıracak işlerinin kalmamasından korkarım. Kur'an, Hak ile batıl olanın arasını ayırmak için indirilmiştir. Hak ve batıl olan ayrılsın ki; kim neye inanmak istiyorsa bunun sonucunda karşılaşacağı şeyi bilerek onu tercih etsin. Kim bunları birbirine katıştırmak isterse, sözü eğip bükerek kelimelerin/hükümlerin yerlerini değiştirirse kendisi için kazandığı azabı beklesin.
Din ile ilgili delili olmadan konuşanların sözlerine kulak vermeyin. Size delili ile birlikte sunulan hakikate de sırtınızı çevirmeyin. Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve sellem) Ehl-i Beyt'ine ve Ashabına, Tevhid/din yolunun kandilleri olan alimlerimize muhabbet beslemeyenleri hatta haddi aşarak düşmanlık edenleri kendi durumları ile baş başa bırakınız. Cevap vermek için bile olsa onlarla vakit geçirmeyiniz. Yoksa ateş dokunur. Ashaba en yakın dönemde ve büyük fitnelerin meydana geldiği veya tesirinin devam ettiği zamanlarda yaşaması ve çoğunluğumuzun O'nun fıkhına tabi olması sebebiyle İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin (rahmetullahi aleyh) ilmini, usulünü, itikadını, hayatını iyi öğreniniz. M. Emin Akın'ın İmam Ebu Hanife İlim ve Hayrat Vakfı açılışında yaptığı 'Bir Müctehid ve Fakih Olarak İmam Ebu Hanife' konuşmasının paylaşımdaki videolarını seyretmenizi öneririm. Muhtevanın yanında, alim ile malumat sahibi arasındaki farkı anlamak cihetinden de bereketli bir konuşma. Müsaade edilenden fazla olarak (miktar ve müddet bakımından) mal biriktirmeyin. Saçıp savurma hükmüne girmeyecek şekilde, elinizde avucunuzda olan ı dağıtın Müslümanlar. Müslümanların birbirine kaynaşmasını mı istiyorsunuz; insanların kalplerinin İslam'a yakınlaşmasını mı istiyorsunuz; işlerinizin bereketlenmesini mi istiyorsunuz; Allah'ın (Azze ve Celle) size yardım etmesini mi istiyorsunuz; ihtiyaç sahihlerini gözetin. Karşınıza çıkınca vermekten söz etmiyorum. Onları bulunuz ve veriniz; gerçek ihtiyaç sahiplerini görünce bilirsiniz. Onlar sizden istemekten geri dururlar, siz geride durmayın. Vallahi bu zamanın en kolay kazançlı işlerinden biri budur. Melekler sadaka verenlere dua etmek için yeryüzüne inerler. Onların size dua etmelerinden vazgeçmek istemezsiniz.
“Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman'dan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslüman'ın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhârî/Müslim)
Geçen hafta içerisinde Tv Net'te yayınlanan Azez'de İki Gün adlı haber programını seyretmek niyetindeydim. Bir kaç dakikadan sonra tamamını seyretmeye gönlüm el vermedi. Daha sonrasında da yayınlanan videosuna baktım, o da ancak bir kaç dakika.
Bu yazı Azez'e, Türkmen Dağına ve İslam'ın izzeti için cihad edip de kardeşleri tarafından terk edilenlere adanmıştır. Onların durumundan hesaba çekileceksek vay halimize; Rabbim dilerim bizi bağışlasın.
Memleket meselelerine fikrimizi ve yüreğimizi gönüllü olarak teslim ettiğimiz zaman ben on iki, on üç yaşlarındaydım. En heyecanla konuştuğunuz ne varsa hayatta, en müptelası olduğunuz şey neyse ve bir de vazgeçemediğiniz sevdalarınızı katın üzerine eğer yaşamışsan ız; öyle bir bağlılık düşününüz. Ama memleketinize. Muhacirlik sebebiyle Esir Türk illeri davasına dertlenen bir çocukluk yaşadım. Bir de Minyeli Abdullah romanı sebebiyle, Müslümanların savaş meydanlarındaki mağlubiyetine kahırlanan bir çocukluktu. Ağlarken "anne, anne" diye ağlayan küçücük biriydik daha. Çocukluğumda oyuncak, büyüdüğümde mal için yoksunluk çektiğimi bilmem. Her şeyimin olmasından değil, temini mümkün olmayacak şekilde 'eşyadan yana öksüz' kalışımızdan. Hiç heveslenmedim. En büyük derdim, düşmanın insafına kalmış bir hayatı yaşamakta olan insanlar oldu. Biz kısmetliydik, rahmetli dedem Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yapılan bir anlaşma neticesinde gelmişti bu topraklara. Yolculuk ve yer edinmek zor olsa da hukuki bir karşılığı vardı gelmemizin. Bu topraklara yapılan hicretin en kolay olanlarından biriydi atalarımın gelmesi.
Azez'de İki Gün haber programını seyredemeyince 'ben ne yapıyorum' diye yazdıklarıma dair düşünme ihtiyacı hissettim. 'Bu cümleyi daha güzel nasıl yazarım' diye kederlenmek bir yazar için önemli olmalıdır belki ama benim neyime. Evini, eşini, çocuklarının bir kısmını kaybetmiş insanlara yemek ve barınmak için yardım gidiyor ve o yardımlar zalimlerin/müşriklerin ve kalbi onlarla birlikte çarpanların bombalarına hedef oluyorsa ben ne yazayım kardeşim. Gök çökmüyorsa, yer yarılmıyorsa arada biz olduğumuz için midir acaba? İdraksizliğimize belki bir çare buluruz veya Allah (Azze ve Celle) muhafaza buyursun, azgınlaşıp şımaralım diye zaman verilenlerden miyiz? Yoksa vebalimiz artsın diye mi bütün bu yaşananlar?
Müslüman'ın birbiriyle anlaşmazlıklarının/düşmanlıklarının da her şeyde olduğu gibi bir hukuku da vardır; dünyada ve ahrete taalluk eden cezası da vardır. Ama Müslüman'a karşı kafirlerle/müşriklerle birlikte olmayı hangi ictihad öneriyor bilmek isterim. Müslüman'a karşı kafir ve müşriklerle birlikte yan yana durmak ve Müslüman'a düşmanlık etmekte haddi aşmak şeytanın fıkhına tabi olmaktan başka bir şey değildir. Bütün hesapların Allah'a (Azze ve Celle) döneceği günden çekinmeyen ve -ister DAEŞ isterse İrani Şia olsun Müslüman'ı tekfir ederek düşmanlık edenlerden kalbinizi uzak tutunuz. Garip ve mazlumun ne itikadına bakınız ne de dinine; zalimin de. Bunun dışında Müslüman olanlardan gayrısına ağız alışkanlığı dışında kardeşim demeyiniz ve kardeş olarak görmeyiniz. Allah'ın (Azze ve Celle) dinine ve Müslüman'a düşmanlık edenlere karşı zerrece bir muhabbet beslemeyiniz. Rabbim kalbimizi muhafaza eylesin. Nihayetinde bu din Allah (Azze ve Celle) için sevmek ve Allah (Azze ve Celle) için düşmanlık etmek ile ayakta durur. İster kişi isterse işlerden yana olsun velev ki kendinizden neşet etsin; Allah'ın (Azze ve Celle) razı olduğunu sevin, razı olmadığına buğz edin. Bunu kaybedenlerin hesap gününü kolaylaştıracak işlerinin kalmamasından korkarım. Kur'an, Hak ile batıl olanın arasını ayırmak için indirilmiştir. Hak ve batıl olan ayrılsın ki; kim neye inanmak istiyorsa bunun sonucunda karşılaşacağı şeyi bilerek onu tercih etsin. Kim bunları birbirine katıştırmak isterse, sözü eğip bükerek kelimelerin/hükümlerin yerlerini değiştirirse kendisi için kazandığı azabı beklesin.
Din ile ilgili delili olmadan konuşanların sözlerine kulak vermeyin. Size delili ile birlikte sunulan hakikate de sırtınızı çevirmeyin. Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve sellem) Ehl-i Beyt'ine ve Ashabına, Tevhid/din yolunun kandilleri olan alimlerimize muhabbet beslemeyenleri hatta haddi aşarak düşmanlık edenleri kendi durumları ile baş başa bırakınız. Cevap vermek için bile olsa onlarla vakit geçirmeyiniz. Yoksa ateş dokunur. Ashaba en yakın dönemde ve büyük fitnelerin meydana geldiği veya tesirinin devam ettiği zamanlarda yaşaması ve çoğunluğumuzun O'nun fıkhına tabi olması sebebiyle İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin (rahmetullahi aleyh) ilmini, usulünü, itikadını, hayatını iyi öğreniniz. M. Emin Akın'ın İmam Ebu Hanife İlim ve Hayrat Vakfı açılışında yaptığı 'Bir Müctehid ve Fakih Olarak İmam Ebu Hanife' konuşmasının paylaşımdaki videolarını seyretmenizi öneririm. Muhtevanın yanında, alim ile malumat sahibi arasındaki farkı anlamak cihetinden de bereketli bir konuşma. Müsaade edilenden fazla olarak (miktar ve müddet bakımından) mal biriktirmeyin. Saçıp savurma hükmüne girmeyecek şekilde, elinizde avucunuzda olan ı dağıtın Müslümanlar. Müslümanların birbirine kaynaşmasını mı istiyorsunuz; insanların kalplerinin İslam'a yakınlaşmasını mı istiyorsunuz; işlerinizin bereketlenmesini mi istiyorsunuz; Allah'ın (Azze ve Celle) size yardım etmesini mi istiyorsunuz; ihtiyaç sahihlerini gözetin. Karşınıza çıkınca vermekten söz etmiyorum. Onları bulunuz ve veriniz; gerçek ihtiyaç sahiplerini görünce bilirsiniz. Onlar sizden istemekten geri dururlar, siz geride durmayın. Vallahi bu zamanın en kolay kazançlı işlerinden biri budur. Melekler sadaka verenlere dua etmek için yeryüzüne inerler. Onların size dua etmelerinden vazgeçmek istemezsiniz.
“Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman'dan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslüman'ın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhârî/Müslim)
Kiyafetsiz yazı
Reviewed by Habersizim
on
09:20:00
Rating:

Hiç yorum yok: