On yıldır yazı yazmıyorum diye unuttunuz değil mi beni? Yazıhaneye gelince sordum hemen arayan soran var mı diye. Yokmuş. Twitter’da da sadece biri “abç kovuldu mu?” demiş. O kadar. Bu mudur yani. İnsan bi’ merak eder. Belki istifa ettim. Belki kayıplara karıştım. Belki öldüm. Bu kadar olurdu. Siz işte böylesiniz.
Zaten geldim yazıhaneye tam arkamda bir TIR posteri var. Her şey şaka gibi. Arada başımı çeviriyorum, tırın altında kalacakmış gibi hissediyorum. Adrenalin, heyecan, aksiyon dorukta. Acaba alttan alta pardon arkadan arkaya beni de mi yedek parçacı yapmaya çalışıyorlar. Olabilir yani. Burası İkitelli, burada da her an her şey olabilir.
Gerçi ben memur olmaya karar verdim. Hepimizi memur yapacaklar. İşimiz de imardan değil ikrardan ibaret olacak. Saat 17’den sonra devrim yaparız, ne var yani. KPSS mis. Kafa rahat. KPSS’ye girip devrim mi yapılır, diyeceksiniz. Yapılır kardeşim, yaparız biiznillah. Sigortasız bir işe girmeden âşık olamayız. Aşksız devrim olmaz. Zaten ben evrime inanıyorum. Devrimin evveli evrimdir. Neyse.
Kimse bana başucu kitaplarımı, filmlerimi, şarkılarımı sormadı bir de. Biz de boş beleş adam değiliz yani. Kafka filan hep okuduk. Tarkovski yaşını 35 olarak belirledik. Şarkı mı? Elbette Elvis Presley. Kimse bizim entellik seviyemizi ölçmeye kalkmasın.
Kitap, film demişken her an gazetenin önlenemez kötü gidişatına teslim olup ömrümüzün kalan kısmında yayınevi işine girebiliriz ya da bi’ filmler çevirebiliriz. Film kısmı hayal tabi ama yayınevi meselesinde essah diyorum bakın. ‘Müstakil Kitap’lar geliyor, inşallah, pek yakında!
Bahar geldi bir de. Bizim ofise bile geldi. Yok canım, öyle değil. Bahar diye bir tanışımız yok. Mevsim olarak bahar. Hani ilkbahar, yaz, sonbahar, kış. İyice sıkıcı bir insan olmaya başladım. Bu ne biçim bir mizah anlayışıdır. Bu yeni nesil çok bozdu, haklısınız. Müsaadenizle kendime teessüf ediyorum. Ofiste perde filan olmadığı için gözümüze gözümüze giriyor bahar güneşi. O yüzden bünyem alt üst oldu şu an. Böyle mizah olmaz olsun, evet.
Bu köşe de bir türlü bitmiyor. Bahsedecek bir şey bulamıyorum fark ettiyseniz. En iyisi bizim gazetede her çıkmaza giren yazar gibi ben Şahsi Fikrim abiden bahsedeyim. Tabi bizi sevmiyorsunuz sevgili okur, farkındayız bunun. Varsa yoksa Şahsi Fikrim. Biz kimiz ki zaten. Cefasını biz çekelim şu gazetenin, sefasını o sürsün. Adam müstear yahu müstear. Bırakınız artık. Tamam biraz kıskanıyor olabilirim bu popüleritesini, yazılarını filan ama. Hepten de görmezden gelemezsiniz ki bizi. Hem belki Şahsi Fikrim benim. Bu ihtimali göz ardı edemeyiz. Zaten hangimiz Şahsi Fikrim değiliz ki şu hayatta? Tamam sustum. Doldu mu köşe?
Zaten geldim yazıhaneye tam arkamda bir TIR posteri var. Her şey şaka gibi. Arada başımı çeviriyorum, tırın altında kalacakmış gibi hissediyorum. Adrenalin, heyecan, aksiyon dorukta. Acaba alttan alta pardon arkadan arkaya beni de mi yedek parçacı yapmaya çalışıyorlar. Olabilir yani. Burası İkitelli, burada da her an her şey olabilir.
Gerçi ben memur olmaya karar verdim. Hepimizi memur yapacaklar. İşimiz de imardan değil ikrardan ibaret olacak. Saat 17’den sonra devrim yaparız, ne var yani. KPSS mis. Kafa rahat. KPSS’ye girip devrim mi yapılır, diyeceksiniz. Yapılır kardeşim, yaparız biiznillah. Sigortasız bir işe girmeden âşık olamayız. Aşksız devrim olmaz. Zaten ben evrime inanıyorum. Devrimin evveli evrimdir. Neyse.
Kimse bana başucu kitaplarımı, filmlerimi, şarkılarımı sormadı bir de. Biz de boş beleş adam değiliz yani. Kafka filan hep okuduk. Tarkovski yaşını 35 olarak belirledik. Şarkı mı? Elbette Elvis Presley. Kimse bizim entellik seviyemizi ölçmeye kalkmasın.
Kitap, film demişken her an gazetenin önlenemez kötü gidişatına teslim olup ömrümüzün kalan kısmında yayınevi işine girebiliriz ya da bi’ filmler çevirebiliriz. Film kısmı hayal tabi ama yayınevi meselesinde essah diyorum bakın. ‘Müstakil Kitap’lar geliyor, inşallah, pek yakında!
Bahar geldi bir de. Bizim ofise bile geldi. Yok canım, öyle değil. Bahar diye bir tanışımız yok. Mevsim olarak bahar. Hani ilkbahar, yaz, sonbahar, kış. İyice sıkıcı bir insan olmaya başladım. Bu ne biçim bir mizah anlayışıdır. Bu yeni nesil çok bozdu, haklısınız. Müsaadenizle kendime teessüf ediyorum. Ofiste perde filan olmadığı için gözümüze gözümüze giriyor bahar güneşi. O yüzden bünyem alt üst oldu şu an. Böyle mizah olmaz olsun, evet.
Bu köşe de bir türlü bitmiyor. Bahsedecek bir şey bulamıyorum fark ettiyseniz. En iyisi bizim gazetede her çıkmaza giren yazar gibi ben Şahsi Fikrim abiden bahsedeyim. Tabi bizi sevmiyorsunuz sevgili okur, farkındayız bunun. Varsa yoksa Şahsi Fikrim. Biz kimiz ki zaten. Cefasını biz çekelim şu gazetenin, sefasını o sürsün. Adam müstear yahu müstear. Bırakınız artık. Tamam biraz kıskanıyor olabilirim bu popüleritesini, yazılarını filan ama. Hepten de görmezden gelemezsiniz ki bizi. Hem belki Şahsi Fikrim benim. Bu ihtimali göz ardı edemeyiz. Zaten hangimiz Şahsi Fikrim değiliz ki şu hayatta? Tamam sustum. Doldu mu köşe?
Ayşe Beyza Çiçek - aysebeyzacicek@hotmail.com
Yazıhane günlükleri: Arkamda tır var
Reviewed by Habersizim
on
10:00:00
Rating:

Hiç yorum yok: