Mehtap Güneş aradı. “Şahsi Bey Cuma günü son sayımızı yayınlayacağız yazı gönderir misiniz” dedi. “Bitti mi yani” dedim sevinerek. Sevinmeme anlam veremedi tabi. “E-evet” dedi. “İyi” dedim, “Yazarım bir şeyler”
Üçüncü köprü bitince sevin, körfez geçişi bitince sevin, duble yol bitince sevin, rezidans bitince sevin; gazete bitince sevinme, olacak şey değil. Ben olaya böyle bakıyorum. Müstakil bitti.
E iyi işte.
Şaka şaka. Biz pdf mdf ayağına gazeteyi biraz daha açık tutalım, ola ki birileri bize kayyım atar da şu maaşlarımızı alırız diye bekliyorduk, kimse bize kayyım filan atamadı. Doğal yollarla gazete mi batar kardeşim, insan biraz ciddiye alır da kayyım vasıtasıyla batırır bizi, illa haşhaşi mi olalım yani. Kayyım atasalardı gazetenin İstanbul bürosunda direniş yapacaktık, kapının önünde Nabi Avcı posterleriyle özgür basın susturulamaz diye slogan atacaktık. İyi ki yapmadık.. Gazetenin önünde Reno servisi var, adamlar levyeyi kapıp “özgür mözgür ne biçim konuşuyonuz lan” diye üstümüze saldırırlardı kesin. Gazeteye kaçmak istesek, asansör bozuk ilk katta yakalar yedek parçalarımıza ayırılardı bizi. Dışarı kaçmaya çalışsak nereye gideceksin? Yer gök tamirci dolu. Bi Divan Otel bile yok kaçıp kurtulacağımız.
Ben Albayrak Efendi’ye demiştim zaten. Abi, gel yapma islamcılığın pdf formatı bize uymaz, islamcılık download edilmez, İslamcılık’a iki parmakla zoom yapılmaz, islamcılık internet kotasını yiyen bir şey olamaz. Kapatalım gerçek bir İslamcı gibi İzmir baskımızı, bakalım işimize demiştim. Beni dinlemedi. Olup olacağı buydu işte. Bugüne kadar bana yapılan bütün transfer tekliflerini de reddetmiştim. Bir de adım çıktı zaten Hakan Albayrak’ın adamı diye. Değil herhangi bir havuz gazetesinin, NT mağazalarının önünden bile geçemeyeceğim artık; THY’de bilet bile satmıyorlar bana Hakan Albayrak’ın adamıyım diye.
İşin garip tarafı ben bir müstearım. Beni kah Hakan Albayrak sanıyorlar kah Ertuğrul Fındık. Nihat Nasır sananlar bile var. Şimdi şu pdf islamcısı gazeteden yaptığım şuncacık şöhretimi mala mülke makama tahvil edemeyeceğim. İmza dağıtamayacağım. Konferans veremeyeceğim. Bir CV’im bile yok.
Geriye dönüp baktığımda Müstakil’in bana kattığı neredeyse hiçbir şey yok anlayacağınız. Ayşe Beyza Çiçek bile daha havalı. Twitter’da benden daha çok takipçisi var. Üstelik Abdullah Gül Twitter’da beni değil onu bloklamış. Ertuğrul Fındık, benim için değil onun için süper bir yazar demiş. Müstakil’deki panda kadar bile değerim yok. Gazeteye gittiğimde içtiğim çayları hesabımdan düşen Fındık Efendi, o pandayı baş köşeye oturtuyor, anlıyorsunuz değil mi?
Sonra gazete bitti. Biter tabi.
Anadolu Ajansı gazeteye hediye kitap göndermiş. Bana yok. Eyüp Gökhan’a bile göndermişler hediye kitabı. Bana göndermemişler.
Gazeteye gelen bir tane ‘hayran mektubum’ yok. İnsan utanır tabi. “Alıcı: Şahsi Fikrim” yazmaya. Panda’ya hitaben bile eposta gönderilmiş, bana yok. E biter tabi. Bitmez mi?
Tamam, gerçekte kim olduğumu merak eden üç beş kişi var. Onlar da sorunca hemen söylüyorum zaten. Bir gizemim de yok. Ben Tayyip Erdoğan’la aram bozulmasın diye müstearla yazıyordum Müstakil’de. Yarın bir gün işimiz düşer, sonra karşımıza çıkmasın.
Yalan söylemeye gerek yok, samimi olalım. Ben bu gazetenin en önemli yazarı olmak istiyordum. Herkes benden bahsetsin, herkes benim yazımı twitlesin, ortamlarda konuşulayım, bir pop ikonu olayım istiyordum. Olmadı.
Bu ağzını burnunu kırdığım Müstakil bitti yani anlayacağınız.
İmar planı değişti. Bire sekiz emsal verdiler Müstakil’e.
Üstüne apartman dikilecekmiş.
Yakışır.
Üçüncü köprü bitince sevin, körfez geçişi bitince sevin, duble yol bitince sevin, rezidans bitince sevin; gazete bitince sevinme, olacak şey değil. Ben olaya böyle bakıyorum. Müstakil bitti.
E iyi işte.
Şaka şaka. Biz pdf mdf ayağına gazeteyi biraz daha açık tutalım, ola ki birileri bize kayyım atar da şu maaşlarımızı alırız diye bekliyorduk, kimse bize kayyım filan atamadı. Doğal yollarla gazete mi batar kardeşim, insan biraz ciddiye alır da kayyım vasıtasıyla batırır bizi, illa haşhaşi mi olalım yani. Kayyım atasalardı gazetenin İstanbul bürosunda direniş yapacaktık, kapının önünde Nabi Avcı posterleriyle özgür basın susturulamaz diye slogan atacaktık. İyi ki yapmadık.. Gazetenin önünde Reno servisi var, adamlar levyeyi kapıp “özgür mözgür ne biçim konuşuyonuz lan” diye üstümüze saldırırlardı kesin. Gazeteye kaçmak istesek, asansör bozuk ilk katta yakalar yedek parçalarımıza ayırılardı bizi. Dışarı kaçmaya çalışsak nereye gideceksin? Yer gök tamirci dolu. Bi Divan Otel bile yok kaçıp kurtulacağımız.
Ben Albayrak Efendi’ye demiştim zaten. Abi, gel yapma islamcılığın pdf formatı bize uymaz, islamcılık download edilmez, İslamcılık’a iki parmakla zoom yapılmaz, islamcılık internet kotasını yiyen bir şey olamaz. Kapatalım gerçek bir İslamcı gibi İzmir baskımızı, bakalım işimize demiştim. Beni dinlemedi. Olup olacağı buydu işte. Bugüne kadar bana yapılan bütün transfer tekliflerini de reddetmiştim. Bir de adım çıktı zaten Hakan Albayrak’ın adamı diye. Değil herhangi bir havuz gazetesinin, NT mağazalarının önünden bile geçemeyeceğim artık; THY’de bilet bile satmıyorlar bana Hakan Albayrak’ın adamıyım diye.
İşin garip tarafı ben bir müstearım. Beni kah Hakan Albayrak sanıyorlar kah Ertuğrul Fındık. Nihat Nasır sananlar bile var. Şimdi şu pdf islamcısı gazeteden yaptığım şuncacık şöhretimi mala mülke makama tahvil edemeyeceğim. İmza dağıtamayacağım. Konferans veremeyeceğim. Bir CV’im bile yok.
Geriye dönüp baktığımda Müstakil’in bana kattığı neredeyse hiçbir şey yok anlayacağınız. Ayşe Beyza Çiçek bile daha havalı. Twitter’da benden daha çok takipçisi var. Üstelik Abdullah Gül Twitter’da beni değil onu bloklamış. Ertuğrul Fındık, benim için değil onun için süper bir yazar demiş. Müstakil’deki panda kadar bile değerim yok. Gazeteye gittiğimde içtiğim çayları hesabımdan düşen Fındık Efendi, o pandayı baş köşeye oturtuyor, anlıyorsunuz değil mi?
Sonra gazete bitti. Biter tabi.
Anadolu Ajansı gazeteye hediye kitap göndermiş. Bana yok. Eyüp Gökhan’a bile göndermişler hediye kitabı. Bana göndermemişler.
Gazeteye gelen bir tane ‘hayran mektubum’ yok. İnsan utanır tabi. “Alıcı: Şahsi Fikrim” yazmaya. Panda’ya hitaben bile eposta gönderilmiş, bana yok. E biter tabi. Bitmez mi?
Tamam, gerçekte kim olduğumu merak eden üç beş kişi var. Onlar da sorunca hemen söylüyorum zaten. Bir gizemim de yok. Ben Tayyip Erdoğan’la aram bozulmasın diye müstearla yazıyordum Müstakil’de. Yarın bir gün işimiz düşer, sonra karşımıza çıkmasın.
Yalan söylemeye gerek yok, samimi olalım. Ben bu gazetenin en önemli yazarı olmak istiyordum. Herkes benden bahsetsin, herkes benim yazımı twitlesin, ortamlarda konuşulayım, bir pop ikonu olayım istiyordum. Olmadı.
Bu ağzını burnunu kırdığım Müstakil bitti yani anlayacağınız.
İmar planı değişti. Bire sekiz emsal verdiler Müstakil’e.
Üstüne apartman dikilecekmiş.
Yakışır.
Kayyım atayacaklar diye bekledik, atamadılar
Reviewed by Habersizim
on
06:55:00
Rating:
Reviewed by Habersizim
on
06:55:00
Rating:


Hiç yorum yok: