Bismillâhirrahmanirrahîm
Sahibimiz ALLAH’ın (CC) adıyla, nasipse, söze başlayalım.
Dünyanın en kıymetli vakitleri sizin olsun, hayat her sabah taze umutları kapınıza bıraksın, doğan Güneş’le yuvanız ısınsın, her bakışınız, attığınız her adım Rabb’imiz için olsun, dilinizden dökülen her cümle O’ndan bahsetsin, içiniz mutluluğun evi olsun, değil mi ki adına kurban olduğum Mevlâ’m sizi yaratmaya değer gördü, siz, bizim için değerlisiniz, her bir yürek, her bir can.
İsterseniz bizimle ya da bizsiz. Ben derim ki,
Ömründe “adam” görmek isteyen, ömründe “Müslüman”, ömründe “insan” görmek isteyen, başını çevirip “Hakan Albayrak”a baksın.
Hakkında hiç, hiçbir şey bilmeden, bir “adına” geldiğim insan Hakan Albayrak.
Tek bildiğim “Bu adamın olduğu yerde insana zulmedilmez; çünkü o buna müsaade etmez” dediğimdi.
‘Hakan Albayrak’ın benim, derinimdeki algısı “Vicdanlı” olduğuydu.
“Haksızlık karşısında hayatta susacak bir adam değil o” dedim ve geldim. Şimdi bana soruyorlar, “Ne düşünüyorsun, nasıl biri, ekrandaki gibi mi,
sandığın gibi mi?”
Bir tek adına geldiğim adam için söyleyecek yine tek bir cevabım var:
Sandığımdan da fazlası, zannettiğimin de çok, pek çok ötesi. Değerliymiş, hakikaten çok, pek çok değerli.
Fikirleri, düşünceleriyle. Benim
Genel Yayın Yönetmenim, dünyanın en iyi kalbi.
O, bu ülkede -ne babayiğit gazetecilerin, kanaat önderlerinin, ne isimlerin ne unvanların, halka en yakınların bilekimsenin, hiç kimsenin yapamadığı, yapmayacağı, yapamayacağı, yapmaya cesaret dahî edemeyeceği bir şeyi yaptı. “Sizin için”!
Biliyor musunuz?
Sabahın 6’sından akşamların 8’lerine kadar doğru düzgün yemek bile yemeden harıl harıl çalışarak, tek başına, tüm sayfaları yüklenerek, sıfırdan üreterek, en ‘iyisi’, en ‘güzeli’, en ‘doğrusu’ olsun diye tabir-i caizse çırpınarak öyle çıkardı Müstakil’i.
Kendine has, kendi nev-i şahsına münhasır bir gazete.
MÜSLÜMANCA KONUŞAN BİR GAZETE MÜSTAKİL
Kaç gazete Müslümanca konuşur, bu ülkede?
Evlere sokulan şeyin, beyinleri, dimağları, algıları, zihinleri hedef aldığının, kaç okur, ayırdındadır?
Kaç gazete “aman hak geçmesin’ diye titrer?
Kaç gazetenin ‘başına ne gelirse gelsin’ ayakta durabilen bir ‘bakışı’, bir ‘duruşu’, ‘ilkelerinde tavizsiz’ bir kalışı, bir ‘karakteri’ vardır?
‘Bağımsızlığı’ olan bir gazeteydi Müstakil, kement atılıp oraya buraya çekiştirilemeyen, söz geçirilemeyen, ayar çekilemeyen, hizaya getirilip diz çöktürülemeyen. Okuru adına, öylesine ‘özgür’ kalanların gazetesi.
Kaç gazete elinize aldığınızda ‘kardeşlik’ten bahseder, taraf olur, tavır koyar?
Okuduğunuz gazete sıradışıydı, sahibi gibi.
Okuduğunuz gazete ‘müstakil’di, ‘seküler’ söylemlerle savaşan, sahibi gibi.
Tüm gazetecilik ilkelerini yerle bir eden bir ezberbozandı; sahibi gibi.
Algıların ayarlarıyla yeniden oynadı Albayrak, beyinlerdeki Siyonizm’le, bize ait olmayan ne varsa, sabun köpüklerini üfledik, birlikte,
onun ellerinden. Farkında mısınız?
Söze ‘Besmele’ ile başlayan, ‘Nasipse’ ile devam eden, ‘Hamdü senâlar’la konuşmasını bitiren bir ‘zihnin’ gazetesi; Müstakil.
Şucu olmayı başkalarına bırakan, bucu olmayı kendine yakıştıranlara eyvallahı olmayanların… Bize ait olanı ‘tercih edenlerin’ Müstakil’i.
Hakan Albayrak,
İnsan ancak teşekkür eder. Yaptığınız şey.
Şu “Başardığınız” şey. Çok değerli!
Sizinle gurur duyuyoruz efendim. Ve siz,
sevgili okurlar, bu son baskı
hep “Müstakil” kalınız, Kendiniz gibi
Sakın değiştirmeyin ilkelerinizi, Başkalarınınkilerle…
***
NOT: Bir sonraki hikâyede,
Hakan Albayrak’ın “Bir Müstakil-Diriliş” hikâyesini anlatacağım o kitapta, elbette ki nasipse, görüşmek üzere.
21 Nisan 2016, Perşembe, İstanbul
Sahibimiz ALLAH’ın (CC) adıyla, nasipse, söze başlayalım.
Dünyanın en kıymetli vakitleri sizin olsun, hayat her sabah taze umutları kapınıza bıraksın, doğan Güneş’le yuvanız ısınsın, her bakışınız, attığınız her adım Rabb’imiz için olsun, dilinizden dökülen her cümle O’ndan bahsetsin, içiniz mutluluğun evi olsun, değil mi ki adına kurban olduğum Mevlâ’m sizi yaratmaya değer gördü, siz, bizim için değerlisiniz, her bir yürek, her bir can.
İsterseniz bizimle ya da bizsiz. Ben derim ki,
Ömründe “adam” görmek isteyen, ömründe “Müslüman”, ömründe “insan” görmek isteyen, başını çevirip “Hakan Albayrak”a baksın.
Hakkında hiç, hiçbir şey bilmeden, bir “adına” geldiğim insan Hakan Albayrak.
Tek bildiğim “Bu adamın olduğu yerde insana zulmedilmez; çünkü o buna müsaade etmez” dediğimdi.
‘Hakan Albayrak’ın benim, derinimdeki algısı “Vicdanlı” olduğuydu.
“Haksızlık karşısında hayatta susacak bir adam değil o” dedim ve geldim. Şimdi bana soruyorlar, “Ne düşünüyorsun, nasıl biri, ekrandaki gibi mi,
sandığın gibi mi?”
Bir tek adına geldiğim adam için söyleyecek yine tek bir cevabım var:
Sandığımdan da fazlası, zannettiğimin de çok, pek çok ötesi. Değerliymiş, hakikaten çok, pek çok değerli.
Fikirleri, düşünceleriyle. Benim
Genel Yayın Yönetmenim, dünyanın en iyi kalbi.
O, bu ülkede -ne babayiğit gazetecilerin, kanaat önderlerinin, ne isimlerin ne unvanların, halka en yakınların bilekimsenin, hiç kimsenin yapamadığı, yapmayacağı, yapamayacağı, yapmaya cesaret dahî edemeyeceği bir şeyi yaptı. “Sizin için”!
Biliyor musunuz?
Sabahın 6’sından akşamların 8’lerine kadar doğru düzgün yemek bile yemeden harıl harıl çalışarak, tek başına, tüm sayfaları yüklenerek, sıfırdan üreterek, en ‘iyisi’, en ‘güzeli’, en ‘doğrusu’ olsun diye tabir-i caizse çırpınarak öyle çıkardı Müstakil’i.
Kendine has, kendi nev-i şahsına münhasır bir gazete.
MÜSLÜMANCA KONUŞAN BİR GAZETE MÜSTAKİL
Kaç gazete Müslümanca konuşur, bu ülkede?
Evlere sokulan şeyin, beyinleri, dimağları, algıları, zihinleri hedef aldığının, kaç okur, ayırdındadır?
Kaç gazete “aman hak geçmesin’ diye titrer?
Kaç gazetenin ‘başına ne gelirse gelsin’ ayakta durabilen bir ‘bakışı’, bir ‘duruşu’, ‘ilkelerinde tavizsiz’ bir kalışı, bir ‘karakteri’ vardır?
‘Bağımsızlığı’ olan bir gazeteydi Müstakil, kement atılıp oraya buraya çekiştirilemeyen, söz geçirilemeyen, ayar çekilemeyen, hizaya getirilip diz çöktürülemeyen. Okuru adına, öylesine ‘özgür’ kalanların gazetesi.
Kaç gazete elinize aldığınızda ‘kardeşlik’ten bahseder, taraf olur, tavır koyar?
Okuduğunuz gazete sıradışıydı, sahibi gibi.
Okuduğunuz gazete ‘müstakil’di, ‘seküler’ söylemlerle savaşan, sahibi gibi.
Tüm gazetecilik ilkelerini yerle bir eden bir ezberbozandı; sahibi gibi.
Algıların ayarlarıyla yeniden oynadı Albayrak, beyinlerdeki Siyonizm’le, bize ait olmayan ne varsa, sabun köpüklerini üfledik, birlikte,
onun ellerinden. Farkında mısınız?
Söze ‘Besmele’ ile başlayan, ‘Nasipse’ ile devam eden, ‘Hamdü senâlar’la konuşmasını bitiren bir ‘zihnin’ gazetesi; Müstakil.
Şucu olmayı başkalarına bırakan, bucu olmayı kendine yakıştıranlara eyvallahı olmayanların… Bize ait olanı ‘tercih edenlerin’ Müstakil’i.
Hakan Albayrak,
İnsan ancak teşekkür eder. Yaptığınız şey.
Şu “Başardığınız” şey. Çok değerli!
Sizinle gurur duyuyoruz efendim. Ve siz,
sevgili okurlar, bu son baskı
hep “Müstakil” kalınız, Kendiniz gibi
Sakın değiştirmeyin ilkelerinizi, Başkalarınınkilerle…
***
NOT: Bir sonraki hikâyede,
Hakan Albayrak’ın “Bir Müstakil-Diriliş” hikâyesini anlatacağım o kitapta, elbette ki nasipse, görüşmek üzere.
21 Nisan 2016, Perşembe, İstanbul
Hakan Albayrak’ın Bir Müstakil-Diriliş’i
Reviewed by Habersizim
on
07:57:00
Rating:
Reviewed by Habersizim
on
07:57:00
Rating:


Hiç yorum yok: