İslâm Interpolü, cuntadan kaçmış bir mazlumu isterse verecek miyiz?

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın son İstanbul zirvesini Müstakil Gazete’ye değerlendiren Ortadoğu uzmanı gazeteci-yazar İsmail Yaşa, İslam Interpolü ve İslam Ordusu oluşumlarıyla ilgili, “Nasıl ve kime hizmet edecek? Mısır yönetimi tarafından terörist ilan edilerek, cuntanın şerrinden kaçıp ülkemize sığınmış bir kardeşimizi, İİT Interpolü aracılığıyla istenirse teslim edecek miyiz?” diye sordu 

MEHTAP GÜNEŞ / İSTANBUL

Ortadoğu uzmanı gazeteci-yazar İsmail Yaşa, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) 1415 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirdiği son İstanbul Zirvesi’ni, Müstakil Gazete’ye değerlendirdi.
Yaşa’ya İİT ülkelerinin, son zirvede gündeme gelen Doğu Kudüs başkentli Bağımsız Filistin Devleti’nin kurulmasındaki rolünü, teşkilatın gidişatını, Adalet Divanı, İslam Interpolü, İslam Ordusu oluşumlarını, İslam dünyası liderliğini, “Birleşmiş Milletler mi büyük; 5 vetocu mu” tartışmalarını sorduk.
13. İstanbul Zirvesi, öncekilere göre aldığı kararlar açısından farklılık arz ediyor mu, bu ilk mi?
Radikal kararların hayata geçirilmesi, dillendirilmesinde daha önemlidir. Daha da mühim olan; alınan bu kararların diktatör rejimlerin değil İslam ümmetinin yararına olacak şekilde gerçekleştirilmesi. Misâl; Adalet Divanı, İslam Interpolü, İslam Ordusu kime ve nasıl hizmet edecek? İslam Interpolü kimin peşine düşecek? Mısır, cunta zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınan Mısırlıları isterse, geri verecek miyiz? İslâm Ordusu da aynı şekilde, Suriye'de Beşşar El Esed'i deviremedikten sonra kime karşı savaşacak?
Şu ana kadar İslam Ordusu denilen yapı, tek bir tatbikat yaptı. Ciddi anlamda çatışma ve savaş durumu olursa tatbikata katılan ülkelerin çoğu asker göndermeyi reddedecektir. Aşırı iyimserlikle beklentilerimizin çıtasını çok fazla yükseltmememiz gerek. Çünkü Adalet Divanı, İslam Interpolü ve İslam Ordusu'nu oluşturan rejimleri tanıyoruz.

DOSTANE BİR SİTEM
Sizce zirvede Erdoğan, 2009 Davos örneğinde olduğu gibi, bu kez de Müslüman ülkelere “one minute” mi dedi? ‘Utanmalıyız’ kavramını özellikle tercih ettiğini düşünüyor musunuz?
İkisi aynı şey değil. Çünkü İsrail'e “one minute” dedikten sonra Mavi Marmara katliamı yaşandı, ardından Türkiye-İsrail diplomatik ilişkileri tamamen bozuldu. İİT’nin  İstanbul zirvesinde Erdoğan'ın konuşmasını, “one minute” olarak değil de daha ziyade dostane yapılmış bir sitem olarak değerlendirmemiz daha yerinde olur.
“Utanmalıyız” kavramını özellikle mi tercih etti, Sayın Cumhurbaşkanı'nın kendisine sormalıyız. Fakat şunu söyleyebilirim. İslam coğrafyasında o kadar utanılacak şey yaşandı, hâlâ da yaşanmaya devam ediyor ki, artık bir noktada utanacak yüz kalmadı maalesef. Her şey sanki normalmiş gibi görülür ve kabullenilir oldu.

DİKTATÖR REJİMLER BİRLİĞİ
İİT, Müslüman ordudan, polis teşkilatından söz eder hale geldi, dönüşüyor mu?
Dönüşüyor demek için çok erken. Ben açıkçası çok ümitli değilim. Çünkü ortada yapısal bir sorun var. İİT’yi oluşturan ülkelerin çoğu halklarını temsil etmiyor. Dolayısıyla oluşan birliğe ve dayanışmaya ancak “diktatör rejimler birliği” diyebiliriz. Bu tür bir birliğin ve dayanışmanın da, bu rejimlere karşı özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren halkların yararına olmayacağı kesin. Interpol, ordu ve benzeri güvenlik eksenli birliktelikler, her şeyden önce diktatör rejimleri tehdit eden özgürlük mücadelelerini hedef alacaktır. Basit bir soru: Mısır'daki cuntanın şerrinden kaçıp ülkemize sığınmış bir kardeşimizi, Mısır yönetimi tarafından terörist ilan edilerek İİT Interpolü aracılığıyla istenirse, teslim edecek miyiz?

Filistin’deki sorunun temelinde, arap dünyasındaki dikdatörlük var

Biliyorsunuz teşkilatın daha önceki adı İslam Konferansı Teşkilatı idi. Ekmeleddin İhsanoğlu döneminde ismi değiştirildi, İslam İşbirliği Teşkilatı oldu. O dönemde de birçok şey söylendi, değişimden bahsedildi. Fakat herhangi bir şey değişmedi. Belki karamsar görebilirsiniz; fakat üye ülkelerin rejimleri değişmeden ve halkların iradeleri yönetimlere yansımadan İİT'de değişime pek şans vermiyorum.
Radikal kararların alınmasına “Tayyip” etkisi denilebilir mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan hiç şüphesiz bir şeyler yapmaya çalışıyor. İslam dünyasının içinde bulunduğu durum için yüreği yanıyor. Fakat Türkiye'nin çabalarıyla İslam İşbirliği Teşkilatı'nda ciddi anlamda bir reform gerçekleştirileceğini düşünmek çok ama çok iyimserlik olur. Önce bir etkiyi görelim, sonra o etkinin ne kadarının “Tayyip etkisi” olduğunu analiz ederiz.

BATI, İRAN’LA ANLAŞINCA UYANDILAR
Oğul Bush’un 11 Eylül olayları sonrası telaffuz ettiği “Haçlı Savaşı” kavramını üzerlerine almayan İslâm ülkeleri, ne oldu da ordu kuruyor? Çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bu liderleri ‘ikna’ eden şey neydi?
Birincisi; Arap Baharı, İslam ülkelerindeki diktatör rejimleri oldukça sarstı. Her ne kadar karşı devrimlerle rüzgârı durdurduklarını düşünseler de daha büyük ve daha şiddetli bir kasırganın gelmesinden korkuyorlar.
İkincisi; Batı'nın kendilerini koruyacağından o kadar emin değiller. Saddam, Kaddafi, Zeynel Abidin Bin Ali, Ali Abdullah Salih, Mübarek örnekleri diktatörleri ürkütüyor. Mısır'da devrim amacına ulaşamadı; ama artık Mübarek yok.
Yani Batı kendi çıkarları doğrultusunda rejimlere destek verse bile şahısları feda edebiliyor.
Ayrıca Batı'nın İran'la yaptığı anlaşma da bölge ülkelerini derinden sarstı. Çünkü daha önce “Amerika bizi İran'a karşı korur” denklemi geçerliydi. Bu denklem artık geçerli değil. Bilakis Washington İran'a ve İran'ın bölgedeki uzantılarına arka çıkıyor. Fakat sonuçta yine her şey rejimlerin ve liderlerin çıkarlarını korumaya yönelik.

YÖNETİMLERİN KARDEŞLİĞİ OLMAZ
Tarihten kaynaklı sorunları, medeniyetler arası ihtilafları aşmayı öngören yeni paradigmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? ‘Kardeşlik’ sözlerini ‘güvenilir’ buluyor musunuz?
Sorunlar aslında siyasi. Tarih ve medeniyet duruma göre gündeme getiriliyor. Örneğin; Suudi Arabistan ile Türkiye'nin arası, Mısır'daki darbe nedeniyle açılınca, Türkiye'nin Osmanlı hayali kurduğu ve Arap ülkelerinde gözü olduğu söylendi.
Kral Selman ile ilişkilerde normalleşme yaşanınca ortak tarihten ve İslam bağından bahsediliyor. Kardeşlik sözü de öyle. Dün kardeş değildik de bugün mü kardeş olduk? Yarın kardeş olarak kalacağımızın garantisi ne? Biz bölge ülkeleri, halkları ve Müslümanlar olarak elbette kardeşiz. Ama yönetimler için aynı şey geçerli değil. Orada karşılıklı çıkarlar geçerlidir. İlişkiler de ona göre belirlenir.

AYRICALIKLARINI PAYLAŞMAZLAR
Erdoğan, Müslüman ülkeleri, “1. Dünya Savaşı koşulları bitmiş, şartlar artık değişmiştir” diyerek BM’nin ‘varlığını’ sorgulayarak, veto yetkisi üzerinden ‘çarpık işleyişine’ karşı bir nevi ‘başkaldırı’ya çağırdı. Ses getirir mi bu çağrı?
Böyle bir çağrının dillendirilmesi gerekiyor. Ben Birleşmiş Milletler'de reform çağrılarını, Suriye'de devrimin ilk günlerinde atılan ve reform isteyen sloganlara benzetiyorum.
BM'nin yapısı da Suriye rejimi gibi reforma açık bir yapı değil. Veto hakkı olan ülkelerin bu ayrıcalıklarını, hiçbir zorlama ve zorunluluk olmadan adalet ve reform adına başla bir üyeyle/üyelerle  paylaşmak  isteyeceklerini beklemek saflık olur. Fakat bu çağrı ve isyan mutlaka dile getirilmeli. Umarım daha yüksek sesle söylenir ve tüm dünyaya yayılır, protestolar mevcut çarpık düzeni yıkacak bir küresel devrime dönüşür.

SUUDİ ARABİSTAN, KENDİNİ LİDER GÖRÜYOR
‘Müslümanların uyanık birlikteliği’ talebi, uyandırma servisinin rehberliğini yapması Türkiye için hangi sonuçları doğurur?
Elbette derinden sarsar. Ama mevcut şartlarda bunun gerçekleşmesi o kadar kolay değil. İlk başta İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerinden birçoğu buna itiraz eder. Suudi Arabistan, kendisini İslam dünyasının lideri görüyor. İstanbul'daki zirveye bakıp “Türkiye İslam dünyasını uyandırdı” ya da “Türkiye İslam dünyasını birleştirdi” gibi bir çıkarım kesinlikle yapılamaz.

İSLAM ORDUSU, ABD ONAYLAMADAN MÜDAHALE EDEMEZ
İİT’den bir İslâm Ordusu çıkar mı hakikaten?
Çıkmaz. Henüz cevabı net olarak verilmeyen bir sürü soru var. İslam Ordusu denilen ordunun ilk tatbikatı, İran'a gözdağıydı. İran da İİT üyesi. IŞİD'e karşı mı savaşacak bu ordu? ABD liderliğinde zaten oluşturulmuş bir koalisyon yok mu? O koalisyon çatısı altında zaten IŞİD'e karşı savaşmıyorlar mı? Ben şahsen IŞİD'e karşı da olsa İslam Ordusu'nun, ABD'nin onayı olmadan Suriye ve Irak'a müdahale edebileceğini düşünmüyorum.
Ayrıca şu nokta unutulmamalı. Tatbikat başkadır, gerçek savaş başkadır. İslam Ordusu adı altında tatbikata katılan ülkelerin birçoğu gerçek anlamda girilecek bir savaşa fiilen katılmayı reddedecektir. Örneğin Pakistan, Yemen'e müdahaleye asker göndermedi.

HİLAFET Mİ GELİYOR?
Paralelcilerin dillendirdiği Hilafet ilan edilecek tartışmaları…
İslam Ordusu meselesi nedense Türkiye'de gereksiz yere büyütüldü. Kim ilan edecekmiş? Halife kim olacakmış? Bunlar çok komik iddialar.

MISIR’A BASKI, ABLUKAYI KALDIRTIRDI
Ufukta Doğu Kudüs başkentli, bağımsız bir Filistin Devleti görülüyor mu? Arap sokağında bu zirve nasıl değerlendirildi?
Maalesef tam tersi. Filistinliler, “Bize sanal bir devlet ve Birleşmiş Milletler bahçesine asılan bir bayrak verdiler, karşılığında Kudüs'ü alıyorlar” diyor. Kudüs'ü Yahudileştirme faaliyetleri ve Mescid-i Aksa'yı bölme çabaları hız kesmeden devam ediyor.
Filistin'deki sorunun temelinde de Arap dünyasında gördüğümüz diktatörlük var. Mahmud Abbas, Arap diktatörlerinden farklı değil. Bu nedenle örneğin Türkiye'nin Gazze Şeridi'ne uygulanan ablukanın kaldırılması için gösterdiği çabalara karşı çıkıyor. Gazze Şeridi'nin abluka altında kalmasını istiyor.
Ablukanın kaldırılması için İslam ülkelerinin; hatta tek bir ülkenin Mısır'a baskısı yeterli. Suudi Arabistan adaları alırken, Abdülfettah El Sisi'ye “Rafah Kapısı'nı aç” diyebilirdi. Maalesef demedi.
Arap sokağının değerlendirmesine gelince, kısaca söylemek gerekirse Arap sokağı, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi örgütlere “ümitsiz vaka” ve “ölü” gözüyle bakıyor. Herhangi bir beklentisi yok.
Suriye Kralı Selman Bin Abdülaziz’in 25 bakanı ve Kraliyet ailesi üyeleriyle gelmesi sadece bir jest mi, Mısır ile Türkiye’yi barıştırma çabaları mı?
Bu tür bir girişimin olduğu medyaya yansıdı. Fakat başarılı olamadığı kesin. Türkiye, Kral Selman'ın hatırına Abdülfettah El Sisi'nin günahlarına ortak olacak değil.
Son olarak, Türkiye dönem başkanlığını Mısır’dan devraldı, yeni ne gibi gelişmelere tanıklık edeceğiz?
Türkiye'nin samimi bir çaba içinde olduğunu söyleyebiliriz. Fakat sadece Ankara'nın çabaları ve samimiyeti değişim için yeterli değil. Dönem başkanlığı Türkiye'de olsa da İİT Genel Sekreterliği Suudi Arabistan'da ve ev sahipliği yaptığımız zirvede gözümüzün içine baka baka Mısır cuntasına teşekkür eden bir Genel Sekreteri var. Çok büyük beklentiler içine girmemek gerek.

Gazeteci İsmail Yaşa
İslâm Interpolü, cuntadan kaçmış bir mazlumu isterse verecek miyiz? İslâm Interpolü, cuntadan kaçmış bir mazlumu isterse verecek miyiz? Reviewed by Habersizim on 08:03:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: