Bir Eyüp hikâyesi

Eskilerden bir arkadaşımı görmek, kendisiyle muhabbetin dibini bulmak niyetiyle çıktım bizim huduttan, vardım Eyüp semtimize. Arkadaşım, Enise, gecikeceğini söyledi. Bunun üzerine şöyle bi’ etrafı dolanayım dedim. Seneler -muhtemelen 1, çok çok 2 sene- olmuş gelmeyeli buraya. Birden yüreğim kabardı. Yahu, ne de çok özlemişim burayı. Hiç özleyeceğim aklıma gelmezdi Eyüp’ü. Evvela gittim Ebu Eyyûb el-Ensarî hazretlerini ziyaret ettim, Fatiha’mı okudum. Avluda 3 tane teyze hayrına su dağıtıyordu. Tebessüm ettim, çok hoşuma gitti. Unutmuşum inceliklerimizi. Yine camiinin çevresindeki cümle geçmişlerimize dualar ettim. Tam cami çevresindeki güvercinleri yemlesem mi çocukluğumdaki gibi diye düşünürken Enise geldi. Güvercinlerin zikrinden nasiplenemedik.
Selam kelamdan sonra bir gölgelik bulduk, çöktük hemen, hasret giderelim dedik. Başladık hayatın bir yerinden, konuşuyoruz. Bi’ ara epeyce yaşlı bir nine yanımıza oturdu. Zaten çevremizde onlarca yaşlı insan vardı. Eyüp İhtiyar Heyeti burada toplanıyordu anlaşılan. İstifimizi bozmadan muhabbetimize devam ettik arkadaşımla. Beş dakika sonra ninenin bana bir şeyler anlattığını fark ettim. Allah Allah, hangi ara konuşmaya başlamıştı acep? Hiçbir fikrim yok. Sırtım da dönüktü ona ama. Hay Allah. Dur dedim Enise, nine bir şeyler anlatıyor. Kulak verelim. Nineyi aramıza aldık, başladık dinlemeye. Epeyce sakin bir sesle konuşuyordu. Dolayısıyla kendisini duyabilmek için çok gayret ettik. E tabi gayret bizden tevfik Allah’tan. Ninenin ağzından bal damlıyor. Bir şeyler soruyor, bildik mi “Heh yaşa!” diye bağırıyor, dualar ediyor.
Nine başta eşinin emekli olduğundan, ömrü boyunca kimseden para istemediğinden falan bahsetti. Üzüldüm. Düşünsenize bu teyze Eyüp’ün yerlilerinden. Sırtında yıpranmış fakat temiz bir kabanla, başındaki eski bir tülbentle geliyor yanınıza. Muhtemelen sık sık cami çevresine gelip birileriyle sohbet etmeye çalışıyor yalnızlıktan. Önyargılarımızdan ötürü onu dilenci sanıp ya uzaklaşıyoruz yanından ya da eline para tutuşturuyoruz. O yüzden sohbete başlarken bize parası olduğunu söyleme ihtiyacı duyuyor. Yazık, çok yazık bize.
Ninemizin ismi Nimet, 25 yaşında Çanakkale’den gelin gelmiş İstanbul’a, şimdi 85 yaşındaymış. Neler görmüş, neler çekmiş. “Anlatsam roman olur.” denir ya, aynen o hesap. Bana nereli olduğumu sordu. Maraşlı’yım nineciğim, deyince “Olsun yavrum, hepimiz insanız. Bir şey olmaz.” dedi. Böylelikle hak ettiğim değeri bir kez daha bulmuş oldum  Okula girerken okuyacağımız bir dua varmış, onu ezberlettirdi bir de. Kaç kez tekrar ettik sayamadım. Dua şöyle: “Bismillahirrahmanirrahim. Allah baş, peygamber yoldaşım olsun. Lailaheillallah, Hak Muhammed resulullah.” Oracıkta hemen ezberlemesek kafamızı kırardı kesin. Hadi ben Esenler’e kızımın yanına gideceğim şimdi dedi, fotoğraf çekildik, vedalaştık, dualaştık. Gitti. Gitti ama nereye? Siz Esenler’e sanın. Az ötedeki simitçinin yanına gitti. Sanırım bizden sıkıldı, başka bir izahı yok vaziyetin.
Eyüp’e geldiysek meşhur Eyüp güvecinden yemeden gitmek olmaz, yakışık almaz, rocana sığmaz. Camiyi sağınıza alıp dümdüz devam ettiğinizde karşılıklı dükkanların olduğu bir sokak karşılar sizi. Orada 2 tane “güveççi” vardır. İkisinin de birbirinden farkı yok ama ben ne zaman gidersem gideyim solda kalanı tercih ediyorum. Güveç dediğimiz de kıymalı pide. Pek bir numarası yok. İsmi güveç ama. Neyse. Aldık güveçleri, Pierre Loti’ye doğru çıkıyoruz. Bu tepeye Aşıklar Tepesi dememizi salık veren ortaokuldan bir hocam vardı, ama sözünü pek tutamıyorum.
Eyüp’ü bilenler bilir Pierre Loti’ye doğru çıkarken sağlı sollu “mezarlık cenneti” sarar sarmalar kişiyi. Sevdiğimiz kimseler yatar bu mezarlıkta. Ahmet Haşim, Zekai Dede Efendi, M. Esad Coşan, Necip Fazıl Kısakürek, Seyyid Ahmet Arvasi, Peyami Safa, Süheyl Ünver, Ahmet Kabaklı ve daha niceleri… Hepsine durduk, fatihalarımızı okuduk, selam eyledik. Şad olduk. İnsanın Haliç’e nazır olan bu yeşil mezarlığı görünce oracığa düşüp ölesi geliyor gerçekten. Yol boyu kediler yoldaş oldu bizlere. Bilge Karasu’nun “Ne Kitapsız, Ne Kedisiz” diye bir kitabı vardı. Aynen öyle; ne kitapsız, ne kedisiz.
Son olarak, Eyüp’ün büyük güzelliklerinden Akmanoğlu Fırını’ndaki “acıbadem kurbiyeleri” vardır ki tadına doyum olmaz. İşte öyle. Eyüp bize cennet vatan. Arada bir gidip yüz sürmek gerek. Hümeyra hocamdan işittim, şehrin sahibini ziyaret eden şehrin hakkını vermiş olur buyrulurmuş. Şehrin sahiplerini ziyaret etmek lazım. Şehre sahip çıkmak lazım. Güvercinleri, nineleri, mezartaşlarını ve kedileri çokça sevmek lazım. Yoksa hâlimiz nice olur?

Ayşe Beyza Çiçek - aysebeyzacicek@hotmail.com

Bir Eyüp hikâyesi Bir Eyüp hikâyesi Reviewed by Habersizim on 11:26:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: