Saçların altın sarısı omuzlarına kadar, başın dimdik, sevdiğinin sıcaklığı ısıtırken yüzünü, ılık ılık esen meltem hem ferahlatıyor içini hem de savuruyor saçlarını dört bir yana. Hür olmak yalnız olmak değildir, sen de yalnız değilsin. Sımsıkı bağlısın annenin kara bağrına, dört kolla sarılmışsın ona. Dedim ya başın dimdik ne kadarda mağrursun, işte bu yüzden Başak diyorlar sana.
Mutluluk ebediyen sürmez derler ya seninki de sürmeyecek. Ağırlaştı gövden, yavaş yavaş önüne eğdin başınıbüyük bir kabahat işlemişçesine. Savuramıyorsun artık saçlarını rüzgârda, bakamıyorsun sevdiğinin yüzüne doya doya. Git gide doğruluyor belin, artık tek görebildiğin annenin kara bağrı. Dahabir sıkı sarıldın ona ama nafile… Bilemediğin hasat vaktinin geldiğiydi. Ne kadar sıkı sarılsan da kopardılar seni annenden, ayırdılar köklerinden, sıyırdılar seni sen yapan herşeyinden. Artık bir Buğday tanesiydin.
İçinin ne kadar acıdığını biliyorum, nasıl üzüldüğünü de. Ancak bitmeyecekti acıların daha da artacaktı üstelik.Nitekim gelmişti değirmen taşının altında un ufak olma vaktin. Koydular seni o taşın altına ve acıların en büyüğüyle bıraktılar baş başa. Eziliyordun, paramparça ediliyordun, her hatırandört bir yana kırılıp dökülüyordu. Sarı uzun saçların geldi hatırına. Sevdiğinin sıcak yüzü, annenin şefkatli kara bağrı… Son çırpınışında ağlar buldun kendini. İçindeki acının ve özlemin tasviri mümkün değildi. O kadar ezildinki bu yükün altında artık hiçbir şey hissedemez oldun. Kapatmıştın gözlerini ve bırakmıştın herşeyioluruna. Ne çırpınmanın bir faydası vardı artık nede üzülmenin. Değirmen taşı döndü, döndü, döndü. Gözünü açtığında her yanın bembeyazdı ve artık sana Un diyorlardı.
Birden tatlı bir serinlikle irkildin. Tanıyordun bu serinliği, saçlarını ıslatan, anneninyüreğini yumuşatandı, o zamanlar yağmur diyordunuz şimdilerde ise su diyorlar bu serinliğe. İyice haşır neşir ettiler seni bu suyla ve birazda mayayla. Sen ne olduğunu anlamakta güçlük çeksende onlar Hamur diyorlardı sana ve bırakmışlardı seni mayalanmaya. Üstünü iyice örttüler üşüme diye. Bu sıcaklık hoşuna gitse de buruktun hep, kırıktı bir yanın. Başından geçenleri düşündükçe “Daha kötüsü olamaz!”diye geçirdin içinden. İmtihan fırınında pişerken habersizdin beterin beteri olduğundan. Derin ve deliksiz bir uykuya daldın o gece, gecenin neye gebe olduğundan bihaber.
Sabah açtılar üzerini, seni karşılayan sıcaklığı sevdiğinin yüzü sandın uyku sersemi. Fakat yanılmıştın, karşılaştığın olamaz dediğin “daha kötüydü”.Seni ellerine aldılar ve şekil verdiler üstüne başına. Gerçekle karşılaştığın anda her şeyin bittiğini sanmıştın. Özenle şekil verdikleri gibi özenle kor ateşlerin koynuna verdiler seni. Değirmen taşının altında ezilmekten de fenaydı bu. Yine yandı canın, yine can havliyle sığındın hatıralara yine doydun acıya ve yine duymaz oldun acıyı.Pişiyordun madden ve manen. Seni özenlekor ateşlerin koynuna verenler yine özenle çıkardılar koynundan kor ateşlerin. Dumanlar tütüyordu üzerinden ve tarifi imkânsız muazzam bir koku. Sana verilen ömürde yükselebileceğin en büyük mertebedeydin. Artık Ekmektin sen. Milyonlarca insanın alınterinin sebebi, kimi için aslanın ağzındaki, en önemlisi ise; nimettin. Sende farkındaydın artık, daha olgun ve yorgundun tabi. Ekmek olmandan duyduğun haz okşasada gururunu biliyorum, unutamadın bir türlü sevdiğinin yüzünde bıraktığı sıcaklığı, ılık ılık meltemin savurduğu altın sarısı saçlarını ve sımsıkı sarıldığın
annenin kara bağrını...
Mutluluk ebediyen sürmez derler ya seninki de sürmeyecek. Ağırlaştı gövden, yavaş yavaş önüne eğdin başınıbüyük bir kabahat işlemişçesine. Savuramıyorsun artık saçlarını rüzgârda, bakamıyorsun sevdiğinin yüzüne doya doya. Git gide doğruluyor belin, artık tek görebildiğin annenin kara bağrı. Dahabir sıkı sarıldın ona ama nafile… Bilemediğin hasat vaktinin geldiğiydi. Ne kadar sıkı sarılsan da kopardılar seni annenden, ayırdılar köklerinden, sıyırdılar seni sen yapan herşeyinden. Artık bir Buğday tanesiydin.
İçinin ne kadar acıdığını biliyorum, nasıl üzüldüğünü de. Ancak bitmeyecekti acıların daha da artacaktı üstelik.Nitekim gelmişti değirmen taşının altında un ufak olma vaktin. Koydular seni o taşın altına ve acıların en büyüğüyle bıraktılar baş başa. Eziliyordun, paramparça ediliyordun, her hatırandört bir yana kırılıp dökülüyordu. Sarı uzun saçların geldi hatırına. Sevdiğinin sıcak yüzü, annenin şefkatli kara bağrı… Son çırpınışında ağlar buldun kendini. İçindeki acının ve özlemin tasviri mümkün değildi. O kadar ezildinki bu yükün altında artık hiçbir şey hissedemez oldun. Kapatmıştın gözlerini ve bırakmıştın herşeyioluruna. Ne çırpınmanın bir faydası vardı artık nede üzülmenin. Değirmen taşı döndü, döndü, döndü. Gözünü açtığında her yanın bembeyazdı ve artık sana Un diyorlardı.
Birden tatlı bir serinlikle irkildin. Tanıyordun bu serinliği, saçlarını ıslatan, anneninyüreğini yumuşatandı, o zamanlar yağmur diyordunuz şimdilerde ise su diyorlar bu serinliğe. İyice haşır neşir ettiler seni bu suyla ve birazda mayayla. Sen ne olduğunu anlamakta güçlük çeksende onlar Hamur diyorlardı sana ve bırakmışlardı seni mayalanmaya. Üstünü iyice örttüler üşüme diye. Bu sıcaklık hoşuna gitse de buruktun hep, kırıktı bir yanın. Başından geçenleri düşündükçe “Daha kötüsü olamaz!”diye geçirdin içinden. İmtihan fırınında pişerken habersizdin beterin beteri olduğundan. Derin ve deliksiz bir uykuya daldın o gece, gecenin neye gebe olduğundan bihaber.
Sabah açtılar üzerini, seni karşılayan sıcaklığı sevdiğinin yüzü sandın uyku sersemi. Fakat yanılmıştın, karşılaştığın olamaz dediğin “daha kötüydü”.Seni ellerine aldılar ve şekil verdiler üstüne başına. Gerçekle karşılaştığın anda her şeyin bittiğini sanmıştın. Özenle şekil verdikleri gibi özenle kor ateşlerin koynuna verdiler seni. Değirmen taşının altında ezilmekten de fenaydı bu. Yine yandı canın, yine can havliyle sığındın hatıralara yine doydun acıya ve yine duymaz oldun acıyı.Pişiyordun madden ve manen. Seni özenlekor ateşlerin koynuna verenler yine özenle çıkardılar koynundan kor ateşlerin. Dumanlar tütüyordu üzerinden ve tarifi imkânsız muazzam bir koku. Sana verilen ömürde yükselebileceğin en büyük mertebedeydin. Artık Ekmektin sen. Milyonlarca insanın alınterinin sebebi, kimi için aslanın ağzındaki, en önemlisi ise; nimettin. Sende farkındaydın artık, daha olgun ve yorgundun tabi. Ekmek olmandan duyduğun haz okşasada gururunu biliyorum, unutamadın bir türlü sevdiğinin yüzünde bıraktığı sıcaklığı, ılık ılık meltemin savurduğu altın sarısı saçlarını ve sımsıkı sarıldığın
annenin kara bağrını...
Başak Masalı
Reviewed by Habersizim
on
07:22:00
Rating:
Reviewed by Habersizim
on
07:22:00
Rating:


Hiç yorum yok: