Zaman gazetesi, milli iradeye dayanan hükümeti gayri meşru ve illegal yollarla alaşağı etme çabasının önde gideniydi. Dahası, “Paralel Devlet Yapılanması”nın kara listesinde yer alan siyasetçileri, bürokratları, yazarları, sanatçıları, sivil toplum temsilcilerini, iş adamlarını zincire vurdurmak için de canla başla uğraştı. Recep Tayyip Erdoğan ve onu destekleyenler başta olmak üzere, “Paralel Devlet”in binlerce potansiyel muhalifini saf dışı etmeye yönelik “Selam-Tevhid Terör Örgütü” kumpasını, mürekkebinin son damlasına kadar ısrarla savundu.
İnsanların mahremiyetine vahşice girmekten, bu manada pornografinin dibini bulmaktan da geri durmadı.
Gazete filan değil, “Paralel Devlet Yapılanması”nın savaş aygıtıydı Zaman. “Paralel Devlet Yapılanması” savaşı kaybetti. Savaşı kaybedince Zaman’ı da kaybetti.
Zaman’a kayyım atanmasını cari hukuk bakımından yakışıksız bulanların da muhakkak takdir edeceği / etmesi gerektiği gibi, adaletin tecellisidir bu. Tasfiye edilen Zaman yöneticilerine, bizi F Tipi cezaevlerine tıkmak için çırpınan bu zalimlere acırsak ahmaklık etmiş oluruz.
Peki, kaçınılmaz bir gereklik miydi Zaman’a kayyım atamak? Bizce değildi. Zaman kendi kendine eriyip gidiyordu zaten. Erdoğan’ı bir diktatör gibi resmetmeye çalışan uluslararası güç odaklarının eline “Muhalefetin en büyük gazetesini susturdu” kozunu vererek Türkiye dışındaki vatandaşlarımızın ve Türkiye dostu kardeşlerimizin -zaten yeterince müşkül olan- cahillere laf anlatma vazifesini iyice zorlaştırmanın alemi yoktu. Zurnanın zırt dediği yerde bunları umursamadan yaparsınız yapacağınızı, tepkilere aldırmazsınız; fakat Zaman konusunda zurnanın zırt dediği yeri çoktan geride bırakmıştık.
Kayyımdan evvel hiçbir şey ifade etmez hale gelmiş olan Zaman şimdi uluslararası algıda “Diktatörlüğe direniş” gibi şaşalı bir şey ifade ediyorsa -ki böyle olacağı muhakkak öngörülmüştür- siyaseten yanlış bir adım söz konusudur.
İnsanların mahremiyetine vahşice girmekten, bu manada pornografinin dibini bulmaktan da geri durmadı.
Gazete filan değil, “Paralel Devlet Yapılanması”nın savaş aygıtıydı Zaman. “Paralel Devlet Yapılanması” savaşı kaybetti. Savaşı kaybedince Zaman’ı da kaybetti.
Zaman’a kayyım atanmasını cari hukuk bakımından yakışıksız bulanların da muhakkak takdir edeceği / etmesi gerektiği gibi, adaletin tecellisidir bu. Tasfiye edilen Zaman yöneticilerine, bizi F Tipi cezaevlerine tıkmak için çırpınan bu zalimlere acırsak ahmaklık etmiş oluruz.
Peki, kaçınılmaz bir gereklik miydi Zaman’a kayyım atamak? Bizce değildi. Zaman kendi kendine eriyip gidiyordu zaten. Erdoğan’ı bir diktatör gibi resmetmeye çalışan uluslararası güç odaklarının eline “Muhalefetin en büyük gazetesini susturdu” kozunu vererek Türkiye dışındaki vatandaşlarımızın ve Türkiye dostu kardeşlerimizin -zaten yeterince müşkül olan- cahillere laf anlatma vazifesini iyice zorlaştırmanın alemi yoktu. Zurnanın zırt dediği yerde bunları umursamadan yaparsınız yapacağınızı, tepkilere aldırmazsınız; fakat Zaman konusunda zurnanın zırt dediği yeri çoktan geride bırakmıştık.
Kayyımdan evvel hiçbir şey ifade etmez hale gelmiş olan Zaman şimdi uluslararası algıda “Diktatörlüğe direniş” gibi şaşalı bir şey ifade ediyorsa -ki böyle olacağı muhakkak öngörülmüştür- siyaseten yanlış bir adım söz konusudur.
Zaman’a kayyım atamak kaçınılmaz bir gereklik miydi? - HÜLASA
Reviewed by Habersizim
on
10:59:00
Rating:

Hiç yorum yok: