20- Derken şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. “Ey kavmim! dedi, bu elçilere uyunuz!” dedi.
Peygamberler ile şehrin ileri gelenleri arasında tartışma ve mücadele devam ediyor. Peygamberler davete devam ettikçe toplum peygamberlere tehdidi artırdı. İslami davete karşı gelenler olduğu gibi destek verenler de oldu. Kıssanın 20-27 ayetler arasındaki bölümünde destek veren örnek bir yiğit anlatılır.
Kenar mahallelerden gelip suikast tehdidi altındaki peygamberlere destek veren adsız bir kahraman, bilge bir yiğittir. Sorumluluk sahibi bir insan olarak canı gönülden yardıma koşar ve peygamberlere siper olur. İyiliğini istediği halkıyla gayet güzel konuşur. Tebliği ciddiyetle yapar. Allah’ın mesajını duyurma derdi taşır. Toplumun dirilişine vesile olmak ister. Başına gelecek her şeyi göze almıştır ve nihayetinde şehit edilir. Allah onu cennetle mükafatlandırır.
Pek taraftar bulmamış, farklı bir görüş olarak bu yiğit kişi şehrin ileri gelenlerindendir. Ey kavmim diye hitap edebilecek kadar toplum nazarında tanınan, hatırlı, kıymetli biri olduğunu söyleyenler olmuştur.
Kıssanın geçmekte olduğu kentin Antakya, söz konusu yiğit kişinin Habibi Neccar veya Habib b. Mura olduğunu söylenir. Gerek şehir, gerek yiğit kişinin künyesi, mesleği yaşadığı olaylarla alakalı çokta güvenilir olmayan rivayetler mevcuttur. Gerek Kuran-ı Kerim’im müphem bıraktığını, gerek sahih rivayetlerde yer almayan konuları müphem bırakmaya devam edeceğiz. Şahıs olarak kim olduğu ile ilgilenmekten ziyade, kentin uzak yerinden peygamberlere yardıma koşan temsili ve örnek bir kişi olarak ele alacağız. Allah dinini ve peygamberlerini her dönemde desteklemiştir. Hak hiçbir zaman kendini destekleyenlerden mahrum kalmaz. Hakkı destekleyenler az, batılı destekleyenler çok olsa bile.
Yasin Suresinde okumakta olduğumuz kıssada Peygamberlerin mesajı, açık tebliğ sadece merkezde değil kentin en uzak noktalarına kadar ulaşmıştı. Halk tabakaları arasında İslam’a davet açısından ayırım yapılmamıştı. Hz. Muhammed sav. Mekke’nin önde gelen gelen müşriklerine İslam anlatmak gayretindeyken o an İslamla ilgili samimi sorularını Peygamber as. a sormaya gelen ama Abdullah İbni Ümmü Mektum’la ilgilenememişti. Ve ilahi azar gelmişti.
Surat astı ve döndü. Yanına âma geldi diye. Ne bileceksin sen belki o arınacak? Yahut öğüt alacak da bu öğüt, kendisine fayda verecek. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince. Sen onunla ilgileniyorsun! Onun arınmamasından sana ne? Fakat koşarak sana gelene; Allah’tan sakınarak gelmişken. Sen onunla ilgilenmiyorsun! Abese 1-10
Kime İslam anlatılınca karşılığının nasıl olacağını yalnızca Allah bilir. Mesleki durum, zeki, zengin, makam sahibi, genç, soylu, okumuş vs. gibi kriterler aramadan, her hangi bir gruba, katmana tebliğde öncelik tanımadan herkesi İslam’a çağırmışlardı. Dolayısıyla İslam gecekondu bölgesine ulaşmıştı. Kentin en uzak bölgelerinden peygamberlere destek gelmeye başlamıştı.
Aynı durum Hz. Muhammed sav.’in nübüvvetinde de tespit edilebilir. Rasullulah sav.’in en yakınları iman etmezken, uzak ülkelerden gelen Hz. Bilal ve Hz. Selman (Allah onlardan razı olsun) iman etmişlerdi. Hakikat çok uzaklarda bile olsa cezbedeceği insanları bulur. Hakikati savunacak, hakikatin kıymetini bilecek birileri çıkar gelir.
Elçiler halkı tevhid dinine davet ettiğinde halk peygamberlere muhalif oldu. Bu yiğit kişi peygamberlerin destekçisi oldu. Kavmiyle tartıştı. Nasihat etti. Teşvik ve uyarılarda bulundu. Hemşehrilerini peygamberlere zulümden alıkoymak istedi. Şehrin en uzak yerinden koşarak geldi. Belki gecekondu mahallesinde oturuyor. Gariban kesimden olabilir. Toplumda belli bir mevkisi, sınıfı olmayabilir. Fakat kentin en uzağından gelecek kadar imanı kuvvetli. Hakkı ve hakikati anlatmak için yatmak, beklemek olmazdı. Yürümek şöyle dursun hatta koşarak hareket edilmeliydi. İman edenlere örnek olmak üzere bütün gayretiyle çalışılmalıydı. Hakikati bilen, söyleyecek sözü olan biriydi. Tebliğde ifadesi net ve gönül alıcıydı. Hayatını ortaya koyacak kadar cesurdu. Dindar, sağduyu sahibi, hakka kulak veren, kahraman, mücahit, belagati yüksek bir vaiz, bir yiğit. İmanını gizlemedi. Evine kapanmadı. ‘Başkaları beni ilgilendirmez. Her koyun kendi bacağından asılır’ diye düşünmedi. Ortamı değerlendirip hemen kavmine davete başladı. Tam zamanı deyip hakikatleri sıraladı. Hikmetli bir tarzda konuştu. Konuşurken dışlayan, ötekileştiren değil sahiplenen, şefkatli bir dil kullandı. ‘Kavmim, milletim, hemşehrilerim, kardeşlerim, akrabalarım, dostlarım, bizimkiler’ diye onlardan bir parça olduğunu hissettirerek, onları kendine nispet ederek hitap etti. Onları dinlemeye alıştırmak ve meylettirmek için böylece hitap etti.
‘Ey kavmim! Allah’ı seviyorsanız Allah’ın peygamberlerine uymalısınız’ dedi
‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın’ Al-i İmran 31
‘Putlara tapmaktan vazgeçip, elçilerin tebliğleri doğrultusunda ibadet ve itaatte bulunun ey milletim. Gönderilmiş Allah elçilerini dinleyin. Hak söze kulak verin. Dediklerini tutun. Sizi kendime veya herhangi bir insana değil peygamberlere çağırıyorum. Bana değil elçilere tabi olun. Size delilleri açıklayan, hidayet yolunu gösteren elçilere tabi olun’ dedi.
Bu tür yiğitler her peygamberin ümmetinde olabilir. Peygamberler yok ise davet görevini üstlenmeye çalışan İslam öncülerine destek olunmalıdır. Eğer onlar da yok ise, müslüman yeryüzünde tek başına kalsa dahi bu görevi kendisi üstlenmeli, mücadelesine devam etmelidir. Müslüman davetçinin herkesi cehennemden kurtarmayı, cenneti kazandırmayı hedefleyen bir çalışma programı olmalıdır. Allah-u Teala kendisine nice yardımcılar var edecektir.
21- ‘Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere ki, onlar hidayete ermişlerdir.’
Kentin uzaklarından peygamberlere canı gönülden yardıma koşan kamil ve yiğit kişi hakkı ortaya çıkarmak için müşfik ve akıl dolu konuşmasına devam ediyor. ‘Peygamberlere uyun’ emrini bu ayette tekrar ediyor ve;
‘Kendileri doğru yolda olduğu halde kendilerine hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun. Peygamberlere tabi olmakla dünyalık malınızda eksiklik olmayacak. Malınız mülkünüz sizin olsun. Onların dediklerini yapın. Sadece müslüman olmanızı istiyorlar o kadar. Sizi selamete kavuşturmak karşılığı olarak para, pul, reislik, makam, mevki, takdir, hürmet, itaat istemiyorlar. Hatta bu yolda mallarını harcarlar ve gerekirse canlarını bile feda ederler. Beklentileri yok. Allah rızası dışında amaçları yok. Hiçbir kazanç beklemeden onca alayı, eziyeti, işkenceleri neden göğüslüyorlar dersiniz? Onlar size söylediklerini yapan kimselerdir. Hayat programları ile gerçekten örnek olmuşlardır. Peygamberler Allah’ın razı olduğu doğru yürümektedir ve hidayet üzere oldukları kesindir. İnsanları hakka kavuşturan dosdoğru yolu bilen zatlardır. Onlara tabi olanlar hidayete ererler. Öyleyse başkalarının değil sadece peygamberlerin yolundan gidin. İslam’a tabi olun. Allah’a kul olun’ diyor.
Peygamberler için iki önemli özellikten bahsediliyor. Bu çabalarına karşılık ücret almamaları ve kendilerinin doğru yolda olmaları. Hakka, doğruya, iyiye çağırmada ücret istemezler. Tebliğ ve irşadları ücretsizdir. Söz ve fiilerinde samimidirler. Menfaat peşinde değillerdir. Kendilerinde kötülük yoktur. İnsanları Allah’ın birliğine davet etmeleri hususunda hak, hidayet ve basiret üzeredirler. Dolayısıyla peygamberleri reddetmek için makul bir gerekçe yoktur.
Peygamberler sadık ve emin olarak tanınır. Ücret istememek peygamberlerin ortak prensiplerindendir. İnsanlardan karşılık olarak ücret değil sadece Allah’tan ecir beklemektedirler.
Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. Şuara 127
Onlara uymaya teşvik eden vasıfları var. Bu kişiler dünyevi amaçlardan uzak durmaktadırlar. ‘iki cihan hayrına’ erişmiş kişilerdir. Sadece dünya hayatını ilgilendiren olayların peşinde değillerdir. Örnek olarak Hz. Muhammed sav. söz ve fiillerinde doğruluk timsalidir. Risaleti boyunca yaptıklarından bir tanesinde dahi kendi çıkarı için yaptığını gösteren emare yoktur.
Her kim Kur’an öğrettiğinden dolayı bir yay alırsa, Allah ona ateşten bir gem takar. Ebu Davud
Her şey Allah için olmalıdır. Allah’ın rızası yanında bir başkasından beklenti içinde olunmamalıdır.
Yola düşüp istikamet arayan bir yolcunun bir rehbere uymaması için iki engel vardır. Ya rehber haddinden fazla ücret istemektedir. Ya da rehberin ehliyetine güven yoktur. Oysa peygamberler ücret istemiyor ve müstakim yolu bilen, hidayet üzere kimselerdir..
Topluma rehber olup İslam’ı tanıtanların iki temel özelliği için şunları söyleyebiliriz. Birincisi söz ve davranışları doğru olmalı ve birbirine uymalıdır. İkincisi samimi, ihlaslı olmalı ve hiçbir menfaat beklememelidirler. Hiç kimse kendi menfaatleri için yapıyorlar diyememelidir. Küçük kişisel çıkarlar böyle yüce bir davaya ciddi zarar verir. Tebliğe karşılık dünyalık, maddi menfaat, hediye, sosyal statü hatta bir teşekkür bile beklememelidirler. Davetçiler muhataplarını bir şey verecek durumuna düşürmemelidirler. Davetçiler mümkünse kendi geçimini sağlamalı, insanların eline bakmamalı, alan el olmamalı, veren el olmalıdır.
Sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne de bir teşekkür. İnsan 9
Karşılığı sadece Allah’tan beklemelidirler. Kendisi için bir menfaat istememesi yetmez ayrıca hayat yolu da doğru olmalıdır. Sözü dinlenecek adamın sözü Allah’a, peygambere uygun, davranışı hidayet üzere, hayat yolu cennet yolu olmalıdır. Evinde çocuğuna, işyerinde arkadaşına veya herhangi bir yerde bir kimseye sözünün etkili olmasını isteyenler öncelikle kendilerini de düzeltmiş olmalıdırlar.
İslam herkes tarafından herkese götürülmek zorundadır. Bu anlamda dini taşıma görevi herkesindir. Allah’ın dini samimiyetle taşınmalı ve karşılık beklenmemelidir. Davetçinin muhataplarından para veya başka bir beklentisi olduğunda, vermeyenlere veya veremeyenlere İslam’ı öğretmeyecek midir? Tarih boyunca Allah rızası dışında beklentileri olan davetçiler başarıya ulaşamamışlardır. Davetçinin kendisi için bir şey istememesi yetmez. Yolları da doğru olmalıdır. Hak yol ise Allah ve Rasulünün sözüyle mümkündür.
Kenar mahallelerden gelip suikast tehdidi altındaki peygamberlere destek veren adsız bir kahraman, bilge bir yiğittir. Sorumluluk sahibi bir insan olarak canı gönülden yardıma koşar ve peygamberlere siper olur. İyiliğini istediği halkıyla gayet güzel konuşur. Tebliği ciddiyetle yapar. Allah’ın mesajını duyurma derdi taşır. Toplumun dirilişine vesile olmak ister. Başına gelecek her şeyi göze almıştır ve nihayetinde şehit edilir. Allah onu cennetle mükafatlandırır.
Pek taraftar bulmamış, farklı bir görüş olarak bu yiğit kişi şehrin ileri gelenlerindendir. Ey kavmim diye hitap edebilecek kadar toplum nazarında tanınan, hatırlı, kıymetli biri olduğunu söyleyenler olmuştur.
Kıssanın geçmekte olduğu kentin Antakya, söz konusu yiğit kişinin Habibi Neccar veya Habib b. Mura olduğunu söylenir. Gerek şehir, gerek yiğit kişinin künyesi, mesleği yaşadığı olaylarla alakalı çokta güvenilir olmayan rivayetler mevcuttur. Gerek Kuran-ı Kerim’im müphem bıraktığını, gerek sahih rivayetlerde yer almayan konuları müphem bırakmaya devam edeceğiz. Şahıs olarak kim olduğu ile ilgilenmekten ziyade, kentin uzak yerinden peygamberlere yardıma koşan temsili ve örnek bir kişi olarak ele alacağız. Allah dinini ve peygamberlerini her dönemde desteklemiştir. Hak hiçbir zaman kendini destekleyenlerden mahrum kalmaz. Hakkı destekleyenler az, batılı destekleyenler çok olsa bile.
Yasin Suresinde okumakta olduğumuz kıssada Peygamberlerin mesajı, açık tebliğ sadece merkezde değil kentin en uzak noktalarına kadar ulaşmıştı. Halk tabakaları arasında İslam’a davet açısından ayırım yapılmamıştı. Hz. Muhammed sav. Mekke’nin önde gelen gelen müşriklerine İslam anlatmak gayretindeyken o an İslamla ilgili samimi sorularını Peygamber as. a sormaya gelen ama Abdullah İbni Ümmü Mektum’la ilgilenememişti. Ve ilahi azar gelmişti.
Surat astı ve döndü. Yanına âma geldi diye. Ne bileceksin sen belki o arınacak? Yahut öğüt alacak da bu öğüt, kendisine fayda verecek. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince. Sen onunla ilgileniyorsun! Onun arınmamasından sana ne? Fakat koşarak sana gelene; Allah’tan sakınarak gelmişken. Sen onunla ilgilenmiyorsun! Abese 1-10
Kime İslam anlatılınca karşılığının nasıl olacağını yalnızca Allah bilir. Mesleki durum, zeki, zengin, makam sahibi, genç, soylu, okumuş vs. gibi kriterler aramadan, her hangi bir gruba, katmana tebliğde öncelik tanımadan herkesi İslam’a çağırmışlardı. Dolayısıyla İslam gecekondu bölgesine ulaşmıştı. Kentin en uzak bölgelerinden peygamberlere destek gelmeye başlamıştı.
Aynı durum Hz. Muhammed sav.’in nübüvvetinde de tespit edilebilir. Rasullulah sav.’in en yakınları iman etmezken, uzak ülkelerden gelen Hz. Bilal ve Hz. Selman (Allah onlardan razı olsun) iman etmişlerdi. Hakikat çok uzaklarda bile olsa cezbedeceği insanları bulur. Hakikati savunacak, hakikatin kıymetini bilecek birileri çıkar gelir.
Elçiler halkı tevhid dinine davet ettiğinde halk peygamberlere muhalif oldu. Bu yiğit kişi peygamberlerin destekçisi oldu. Kavmiyle tartıştı. Nasihat etti. Teşvik ve uyarılarda bulundu. Hemşehrilerini peygamberlere zulümden alıkoymak istedi. Şehrin en uzak yerinden koşarak geldi. Belki gecekondu mahallesinde oturuyor. Gariban kesimden olabilir. Toplumda belli bir mevkisi, sınıfı olmayabilir. Fakat kentin en uzağından gelecek kadar imanı kuvvetli. Hakkı ve hakikati anlatmak için yatmak, beklemek olmazdı. Yürümek şöyle dursun hatta koşarak hareket edilmeliydi. İman edenlere örnek olmak üzere bütün gayretiyle çalışılmalıydı. Hakikati bilen, söyleyecek sözü olan biriydi. Tebliğde ifadesi net ve gönül alıcıydı. Hayatını ortaya koyacak kadar cesurdu. Dindar, sağduyu sahibi, hakka kulak veren, kahraman, mücahit, belagati yüksek bir vaiz, bir yiğit. İmanını gizlemedi. Evine kapanmadı. ‘Başkaları beni ilgilendirmez. Her koyun kendi bacağından asılır’ diye düşünmedi. Ortamı değerlendirip hemen kavmine davete başladı. Tam zamanı deyip hakikatleri sıraladı. Hikmetli bir tarzda konuştu. Konuşurken dışlayan, ötekileştiren değil sahiplenen, şefkatli bir dil kullandı. ‘Kavmim, milletim, hemşehrilerim, kardeşlerim, akrabalarım, dostlarım, bizimkiler’ diye onlardan bir parça olduğunu hissettirerek, onları kendine nispet ederek hitap etti. Onları dinlemeye alıştırmak ve meylettirmek için böylece hitap etti.
‘Ey kavmim! Allah’ı seviyorsanız Allah’ın peygamberlerine uymalısınız’ dedi
‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın’ Al-i İmran 31
‘Putlara tapmaktan vazgeçip, elçilerin tebliğleri doğrultusunda ibadet ve itaatte bulunun ey milletim. Gönderilmiş Allah elçilerini dinleyin. Hak söze kulak verin. Dediklerini tutun. Sizi kendime veya herhangi bir insana değil peygamberlere çağırıyorum. Bana değil elçilere tabi olun. Size delilleri açıklayan, hidayet yolunu gösteren elçilere tabi olun’ dedi.
Bu tür yiğitler her peygamberin ümmetinde olabilir. Peygamberler yok ise davet görevini üstlenmeye çalışan İslam öncülerine destek olunmalıdır. Eğer onlar da yok ise, müslüman yeryüzünde tek başına kalsa dahi bu görevi kendisi üstlenmeli, mücadelesine devam etmelidir. Müslüman davetçinin herkesi cehennemden kurtarmayı, cenneti kazandırmayı hedefleyen bir çalışma programı olmalıdır. Allah-u Teala kendisine nice yardımcılar var edecektir.
21- ‘Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere ki, onlar hidayete ermişlerdir.’
Kentin uzaklarından peygamberlere canı gönülden yardıma koşan kamil ve yiğit kişi hakkı ortaya çıkarmak için müşfik ve akıl dolu konuşmasına devam ediyor. ‘Peygamberlere uyun’ emrini bu ayette tekrar ediyor ve;
‘Kendileri doğru yolda olduğu halde kendilerine hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun. Peygamberlere tabi olmakla dünyalık malınızda eksiklik olmayacak. Malınız mülkünüz sizin olsun. Onların dediklerini yapın. Sadece müslüman olmanızı istiyorlar o kadar. Sizi selamete kavuşturmak karşılığı olarak para, pul, reislik, makam, mevki, takdir, hürmet, itaat istemiyorlar. Hatta bu yolda mallarını harcarlar ve gerekirse canlarını bile feda ederler. Beklentileri yok. Allah rızası dışında amaçları yok. Hiçbir kazanç beklemeden onca alayı, eziyeti, işkenceleri neden göğüslüyorlar dersiniz? Onlar size söylediklerini yapan kimselerdir. Hayat programları ile gerçekten örnek olmuşlardır. Peygamberler Allah’ın razı olduğu doğru yürümektedir ve hidayet üzere oldukları kesindir. İnsanları hakka kavuşturan dosdoğru yolu bilen zatlardır. Onlara tabi olanlar hidayete ererler. Öyleyse başkalarının değil sadece peygamberlerin yolundan gidin. İslam’a tabi olun. Allah’a kul olun’ diyor.
Peygamberler için iki önemli özellikten bahsediliyor. Bu çabalarına karşılık ücret almamaları ve kendilerinin doğru yolda olmaları. Hakka, doğruya, iyiye çağırmada ücret istemezler. Tebliğ ve irşadları ücretsizdir. Söz ve fiilerinde samimidirler. Menfaat peşinde değillerdir. Kendilerinde kötülük yoktur. İnsanları Allah’ın birliğine davet etmeleri hususunda hak, hidayet ve basiret üzeredirler. Dolayısıyla peygamberleri reddetmek için makul bir gerekçe yoktur.
Peygamberler sadık ve emin olarak tanınır. Ücret istememek peygamberlerin ortak prensiplerindendir. İnsanlardan karşılık olarak ücret değil sadece Allah’tan ecir beklemektedirler.
Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. Şuara 127
Onlara uymaya teşvik eden vasıfları var. Bu kişiler dünyevi amaçlardan uzak durmaktadırlar. ‘iki cihan hayrına’ erişmiş kişilerdir. Sadece dünya hayatını ilgilendiren olayların peşinde değillerdir. Örnek olarak Hz. Muhammed sav. söz ve fiillerinde doğruluk timsalidir. Risaleti boyunca yaptıklarından bir tanesinde dahi kendi çıkarı için yaptığını gösteren emare yoktur.
Her kim Kur’an öğrettiğinden dolayı bir yay alırsa, Allah ona ateşten bir gem takar. Ebu Davud
Her şey Allah için olmalıdır. Allah’ın rızası yanında bir başkasından beklenti içinde olunmamalıdır.
Yola düşüp istikamet arayan bir yolcunun bir rehbere uymaması için iki engel vardır. Ya rehber haddinden fazla ücret istemektedir. Ya da rehberin ehliyetine güven yoktur. Oysa peygamberler ücret istemiyor ve müstakim yolu bilen, hidayet üzere kimselerdir..
Topluma rehber olup İslam’ı tanıtanların iki temel özelliği için şunları söyleyebiliriz. Birincisi söz ve davranışları doğru olmalı ve birbirine uymalıdır. İkincisi samimi, ihlaslı olmalı ve hiçbir menfaat beklememelidirler. Hiç kimse kendi menfaatleri için yapıyorlar diyememelidir. Küçük kişisel çıkarlar böyle yüce bir davaya ciddi zarar verir. Tebliğe karşılık dünyalık, maddi menfaat, hediye, sosyal statü hatta bir teşekkür bile beklememelidirler. Davetçiler muhataplarını bir şey verecek durumuna düşürmemelidirler. Davetçiler mümkünse kendi geçimini sağlamalı, insanların eline bakmamalı, alan el olmamalı, veren el olmalıdır.
Sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne de bir teşekkür. İnsan 9
Karşılığı sadece Allah’tan beklemelidirler. Kendisi için bir menfaat istememesi yetmez ayrıca hayat yolu da doğru olmalıdır. Sözü dinlenecek adamın sözü Allah’a, peygambere uygun, davranışı hidayet üzere, hayat yolu cennet yolu olmalıdır. Evinde çocuğuna, işyerinde arkadaşına veya herhangi bir yerde bir kimseye sözünün etkili olmasını isteyenler öncelikle kendilerini de düzeltmiş olmalıdırlar.
İslam herkes tarafından herkese götürülmek zorundadır. Bu anlamda dini taşıma görevi herkesindir. Allah’ın dini samimiyetle taşınmalı ve karşılık beklenmemelidir. Davetçinin muhataplarından para veya başka bir beklentisi olduğunda, vermeyenlere veya veremeyenlere İslam’ı öğretmeyecek midir? Tarih boyunca Allah rızası dışında beklentileri olan davetçiler başarıya ulaşamamışlardır. Davetçinin kendisi için bir şey istememesi yetmez. Yolları da doğru olmalıdır. Hak yol ise Allah ve Rasulünün sözüyle mümkündür.
Yasin Suresi Tefsiri - 18 - Dr. Mehmet Akar
Reviewed by Habersizim
on
18:57:00
Rating:
Reviewed by Habersizim
on
18:57:00
Rating:


Hiç yorum yok: