Yasin Suresi Tefsiri - 16 - Dr. Mehmet Akar

18- Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler

Peygamberlerin ilahi mesajı en güzel şekilde duyurmalarına rağmen, toplum bu çağrıya olumsuz cevap verdi. Peygamberler onları, takip ettiklerinden başka bir dine çağırdı. Yaşam biçimlerinin değişecek olması onları öfkelendirdi. İlahi emri yadırgadılar. Çirkin görmeye başladılar. Haktan sapmış tabiatları giderek İslam’dan nefret etti. Uğursuzluğa uğradık dediler. Uğursuzluğa inanıp, uğursuzluğu peygamberlere ve peygamber yolunun yolcularına yakıştırdılar. Uğursuzluğu onlardan bildiler. Kendi tercih ve iradeleri ile yaşadıkları hayatın olumsuz sonuçlarından başkalarını sorumlu tuttular. Cehaletleri batıl inanışlarını artırdı. Batıl inanışlarından vazgeçmediler.
Uğur ve uğursuzluk düşüncesi insanın etkinliğinin inkar edilmesi demektir. İnsan eşya karşısında etkin olmaktan uzaklaşmaktadır. Eski toplumlarda kuşların şu ya da bu yöne uçuvermesiyle kader, kısmet, talih, alın yazısı hakkında fikir edindiklerini zannediyorlar, o işin uğurlu veya uğursuz olduğuna hükmediyorlardı. Günümüzde olur olmaz telafuz edip durulan ‘talih kuşu’ tanımlaması da belki aynı cehaletin devamıdır.
Allah’ın elçileri yüzünden uğursuzluğa uğradıklarını söylemeye başladılar. Zaten Peygamberlere karşı benzer suçlamalar hep söylenmiştir:
“Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık” dediler. Salih: “Uğursuzluğunuz Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz” dedi. Neml 47
Onlara bir iyilik geldiği zaman; “Bu bizden ötürüdür” derler, bir fenalığa uğrarlarsa da, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna verirlerdi. Bilin ki, kendilerinin uğradığı uğursuzluk Allah katındandır, fakat çoğu bunu bilmezler. Araf 131
Bir yere peygamberler gelir. Hak ile batıl arasında sürtüşme başlar. Allah o yer halkını çetin sınavlardan geçirir. Bu yüzden belki kıtlık, deprem, yağmurların kesilmesi, sel gibi felaketler başlarına gelmeye başlar. Nasıl ki insanlar hastalık, yoksulluk ile uyarılıyor, toplumlar da çeşitli sıkıntılarla denenirler.
Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdiysek, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır. Araf 94
Toplum ilahi uyarıyı kabul etmezse bu şekildeki uyarılarla Allah’a teslim olması hatırlatılır.
Örnek olarak Muhammed as. Mekke’de peygamberliğini ilan ettikten sonra toplum Hz. Peygamber sav. e şiddetle muhalefet etmeye başlayınca kuraklık, kıtlık başlamıştı. Aynı manzara Medine döneminde de tekrar etti. Bu durum mü’minlerin iman ve bağlılığını artırdı. İnatçı kafirlerin bir kısmının yumuşamasına neden oldu. Bir diğer kısım ise büsbütün küfre ve azgınlığa yol aldı. Azgınlığı artanlar veya onların sözcüleri sizin yüzünüzden üzerimize uğursuzluk çöktü diye suçlamaya başladı. Toplum hep birlikte mi yoksa onarlın içinden bir grup mu bu tepkiyi verdi? Bazen azgınların hepsi aktif saldırıya geçiyor. Bazen onlar adına önde giden sözcüleri sahnede oluyor. Tavırsız kalanlar, sessiz destekçiler ve nemelazımcı tabir edilen kesimler fiilen olmasa bile hükmen, zalimlerin safında kabul edilebilir.
Zalimler, isyanlarından dolayı birtakım felaketlere maruz kaldılar. Azgınlık, sapıklık ve zulümlerini artırdılar. Sıkıntıya düştükçe daha çok küstahlaştılar. Zulümlerini açığa vurmaya başladılar. Azgınlaştılar. Müslümanları suçlama ve cezalandırma mantığı devreye girdi ve sonunda tehdit ettiler:
‘Siz gelince bir huzursuzluk bir uğursuzluk geldi. Sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Yaptıklarınız dolayısıyla kendilerine dil uzattığınız tanrılar kızdı. Başımıza bunlar geldi. Ortaya attığınız iddialar, davetinizden ve çağrınızdan dolayı insanları birbirine düşürüp fitne çıkardınız. Aramızda ayrılıklar oluştu. Yoksulları, köleleri, zayıfları, efendilerine karşı kışkırtarak fitne çıkardınız. Çatışma ortamı oluştu. Kurulu düzeni bozdunuz. Başımıza felaketler musibetler yağmaya başladı. Sizin yüzünüzden geri kaldık. Eğer yaşam biçimimizi eleştirmeye devam ederseniz, bizi tevhid dini İslam’a davet etmeye devam ederseniz, her işimizde Allah’ın hayata karıştığını hatırlatmaya devam ederseniz, kıyameti, ahireti, hesabı, kitabı dillendirmeye devam ederseniz, sesinizi kesmesseniz ve bu işe bir son vermezseniz sizi pek şiddetli cezalandıracağız. Bu kılıktan bu kıyafetten bu dinden vazgeçmezseniz sizi okullarımızdan, iş dünyamızdan, meclislerimizden, her yerden süreceğiz. Giderek tehdidi büyüttüler. Ayrıca canınızı yakacağız. Gözünüzün yaşına bakmadan sizi ölümüne taşa tutacağız. Taşlayıp bırakmayız. Hem sizi hem de size inanacak olan herkesi en korkunç işkencelere mahkum edeceğiz. Elimizden kurtulamayacaksınız. Öldürünceye kadar sürdüreceğiz. Ya bizimle aynı hayatı yaşarsınız ya da çeker gidersiniz’ dediler. Müslümanlar uyarıdan vazgeçerlerse sıkıntılarının biteceğini zannettiler.
Karşılarındaki insanları Allah’ın desteklediğini unuttular. Yalnız ve korumasız zannettiler. Ezip geçeceklerini düşündüler. Musa as. için ‘daha dünkü çocuk’ diyen Firavun gibi tehdit ederek susturabileceklerini düşündüler. Onlara konuşma emrini verenin Allah olduğunu dolayısıyla asla susmayacaklarını bilemediler. Onlar dedi diye peygamberlerin davetten vazgeçeceklerini zannettiler.
Kafirler, müşrikler hidayete davet edenlerin varlığına bile tahammül edemez. Gururları kendilerini saldırganlığa iter. Hakka karşı kaba ve sert yöntemlere başvurur. İslami davete engel olmak için her şeyi yaparlar. Bütün bu zorbalıklara karşı bile, peygamberler takiyye yolunu değil açıktan yanıtlama yolunu seçerler.
Yasin Suresi Tefsiri - 16 - Dr. Mehmet Akar Yasin Suresi Tefsiri - 16 - Dr. Mehmet Akar Reviewed by Habersizim on 09:10:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: