Sana ne lazımdı gümüşten kaval

İnsanoğlu bedeni itibari ile sınırlı bir varlıktır. Önüne konulmuş bir besini bile yemesi bir yılını alır. Annesinin memesini bile bulmaktan acizdir. Biz buzağı, kedi yahut tavşanla karşılaştırıldığında kendi kendine yetme süresinin çok uzun olduğu görülür. Hayvanlara nazaran kas gücü sınırlı, dişleri kör, pençesi na mevcuttur. Derisi ince, kulakları zayıf, görme yetisi sınırlıdır. İnsanoğlu hayvan olsaydı muhtemelen nesli tükenen ilk canlılardan olurdu.  İnsanoğlu ruhu itibari ile sınırsız bir varlıktır. Arzuları sonsuz, tahayyülü serazat, aklı keskindir.
Midesi geniş, gözü doymaz, gönlü sek sek, dolaşır durur âlemde. İnsanoğlunun çelişkilerinin, çatışmalarının, ikilemlerinin sebeplerinden birisi de sınırlı ve sınırsız kuvvelerinin doğurduğu gerilimdir. Gergin bir yelken bezi gibi dünya ile ukba, akıl ile nefis, arzular ile gerçekler arasında asılır kalır. İnsanı anlamak çelişki ve çatışmaları, savaş ve barışı da anlamaktır.
Bütün bilimler insanı tasvir veya tasavvur üzerine dayanır. İnsan ın bedeni üzerinden yürürsen zoolojiye duyguları üzerinden yürürsen psikolojiye, yek diğer insana dayanma zorunluluğu üzerinden sosyolojiye, ihtiyaçları üzerinden yürürsen iktisat/ekonomiye ulaşmış olursun. İdeolojiler de tıpkı bilimler gibi insanı tasvir meselesidir. Bilimlerin birinden yahut birkaçının sentezinden yüzlerce binlerce ideoloji türer. Her bilim bir ideolojidir de derdim ama onu şimdilik söylememiş olalım.
İnsanın dünü (tecrübesi), önemli ölçüde, bu gününün ve yarının bilgisidir. Dünden bakarak yarınımıza ait bilgiyi ve ideolojiyi teşekkül ettiririz. Bu bilginin bir kısmı kişisel olsa da çoğunluğu bir müşterek paydadan oluşur. Yani birbirimizin üzerinden eşyayı, kendimizi, varlığı ve ötekini tanımlarız. Bu sebeple şablonik kapitalizmden, sosyalizmden, komünizmden, liberalizminden bahsetmek yerine kendi bireysel ve toplumsal tecrübelerimizden neşet ettirdiğimiz kişisel ideolojilerimizi anlamanın daha mühim olduğu kanaatindeyim. Mesela kanaat ekonomisi tezi ileri sürenlerin tecrübesi nedir diye bakmak son derece anlamlıdır.
Babamdan bize nakledilen bir tecrübe hikâyesi ile konuyu toparlamış olalım. Rahmetli dedem Paşe İsmail (paşa değil), kaval çalmayı pek severmiş. Sazlardan kendine kaval yapar, güzel de çalarmış. Bir gün çerçiler köye geldiğinde, öteberi arasında sarı dökümden bir kaval görmüş ve heves etmiş. Fakat kavalın parasını çıkıştıramayınca paranın üstünü abisi (age dedem) tamamlayıvermiş. Gel zaman, git zaman kardeşler arasında ihtilaf büyümüş ve mal bölmeye karar vermişler. O tarla senin, bu tarla benim, o eşya senin bu eşya senin diye paylaşmışlar geriye bir te duvardaki kaval kalmış. Age dedemiz ortamın verdiği hırsla, duvardaki kavalı almış dizinde kırıp yarısını paşe dedeme uzatmış. Bu kavalın yarı parasını ben vermiştim demiş. Yarım kavalın haline üzülen dedemin dudaklarından şu sözler dökülmüş.
-Sana ne lazımdı gümüşten kavel, sana yetmir miydi kamıştan kavel?
Sana ne lazımdı gümüşten kaval Sana ne lazımdı gümüşten kaval Reviewed by Habersizim on 17:43:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: