Ahmet Eflaki’nin ünlü menakıbnamesi Ariflerin Menkıbeleri’nde aktardığına göre, Moğol kağanı Hulagu Suriye seferi sırasında Harran’da bir grup Kalenderi dervişle karşılaşır. Bir zamanlar Haşhaşilerin 16 kişilik Ulular Meclisi’nin bir üyesi olan, ancak Alamut Kalesinin Hulagu tarafından ele geçirilip yıkılmasının ardından Hulagu’ya intisap eden ünlü İsmaili bilgin, astronom ve filozof Nasireddin Tusi “İnsanların beyler (yöneticiler), asker, esnaf ve sanatkar, çiftçi olarak dört sınıfa ayrıldığını, bu dervişlerin ise gereksiz insanlardan olduğunu” söyler Hulagu’ya. Bunun üzerine Hulagu Kalenderi dervişleri katlettirir ve böylece insanları “gereksiz insanlar” dan kurtarır.
Cavlakiliğin kurucu şeyhi Cemalüddin Savi’nin yaşayan halifesi Ebubekir Niksari’nin 1205’te Ömer-i Girihi ile Konya’ya yerleştiğini bize haber veren ve Konyalıların Kalenderilere gösterdiği tepkileri gayet güzel özetleyen Fustat’ül Adale kitabının yazarı Muhammed bin el-Hatib’e göre Cavlakiler yani Kalenderiler, asla makul kişiler değildir. O, Cavlakilerin helal veya mubah saymadıkları hiçbir haram olmadığını, herkesin bildiği gibi Namaz kılmadıklarını, aşikâre olmasa bile gizli olarak oruç yedikleri, şarap içtikleri, hiçbir küfürden içtinap etmeyip dilencilikle geçinen, iş ve meslek kaçkını tembeller olup halkın sırtından geçinen asalaklar olarak tasvir eder. Yine Evhadüddin Kirmani’ye bağlı başka bir şeyhten Meragalı Kadı Zahireddin Muhammed’den de Fustat’ül Adale’yi doğrulayan rivayetler aktarılır. Meragalı da Kalenderiler hakkında müritlerine, Cavlâkîlere yanaşmamaları, onlarla konuşmamaları ve selamlaşmamaları, zira bunların İslamların yolunda bulunmayıp küfür ve zındıklık içerisinde olduklarını nasihat eder. Anadolu’yu istila etmeye başlayan Moğollar’ın bu hareketlerinde müttefikleri sadece Hristiyanlar olmamış, Kalenderi grupları da kullanmışlardır. Sözgelimi Abbasi hilafetine karşı Halil b. Bedr el-Kürdî isimli kalenderi bir şeyhin isyanı bu anlamda bilinen ilk olaydır. Irak’ta 1245’te ayaklanıp Türkmenleri yağma ve katleden bu Kalenderî grubuna karşı Süleyman Şah’a bağlı Türkmenler, harekete geçmişler ve Moğollar dâhil onlardan 600 kişi öldürmüşlerdir.
Moğolların genelde işgal ettikleri ülkelerde farklı etnik veya dini zümreleri birbirleriyle çarpıştırmak suretiyle o ülkeyi kontrol altına alma şeklinde zuhur eden politikaları Anadolu’da Türkmenleri ve Ahileri Moğollar açısından tehlikeye dönüştürür. Çünkü Ahilerin Türkmen halka dayanan insan güçleri yanında ekonomik güçleri de vardı. Ahilerin “Seyfi” olanları da savaşçı ve silahlıydılar. Bu bakımdan Türkmenlerin ve Ahilerin gücünü kırmak için Kalenderîler (Cavlâkîler) gibi bazı dini gurupları destekleyerek onları Ahilerle vuruşturmaya çalıştıkları görülmektedir. Kendilerine tabi olan veya kendileri tarafından iş başına getirilen ümeraya destek vererek, onlar vasıtasıyla Türkmenlerin gücünü kırmaya çalışıyorlardı. Bu tutumları Türkmen ve Ahi çevrelerin nefretine yol açıyor, zaman zaman Kalenderî gruplara karşı saldırılarda bulunuyorlardı.
1243’te Anadolu’ya giren Baycu Noyan’ın ordusunda da birçok Cavlaki derviş vardır. Kösedağ Savaşı’nda Moğol ordusunun ön saflarında bu Cavlâkî dervişler bulunuyordu. Keza Kösedağ yenilgisinden sonra Moğollar Kayseri’yi muhasara ettikleri zaman Cavlâkî dervişler Moğollarla birlikte şehrin surlarından gedik açmaya çalışıyorlar ve mancınıklarını kullanıyorlardı. Hatta ünlü vakanüvis İbn Bîbî, Kayseri’nin en muhkem surları olarak bilinen ve güvenliğini Ahilerin sağladığı dericiler çarşısı tarafındaki surlara karşı Moğolların üç mancınık kurduğu ve bu mancınıkları Kalenderilerin kullanıp 15 gün süreyle bu burçları dövdükleri ve yine Kalenderilerin yoğun gayretiyle burçlarda büyük delikler açıldığını zikreder. Mikail Bayram hoca Moğolların Kayseri kuşatması esnasında Seyyid Burhaneddin Muhakkık-ı Tirmizî, Şemsü’d-din Muhammed b.Ali et- Tebrîzî ve Ebubekir Niksari gibi birçok Kalenderî şeyhinin burada olduğunu ve müritleri ile birlikte Moğolların yanında savaşa katıldıklarını söyler. Eflaki’nin aktarımına göre Moğollar Kayseri’ye girmelerinin akabinde Seyyid Burhaneddin’i parayla ödüllendirirler.
Moğollar istila ettikleri Anadolu’da hâkimiyetlerini yayma ve sağlamada kendi adlarına hareket eden Kalenderileri de yoğun olarak kullanmışlardır. Bu Kalenderi şeyhlerinden biri de Şeyh Şerefüddin Mavsili’dir. Ahmed Eflaki’nin eserinde Mevlana’ya iki bin dinar getirdiğini bildirdiği Şeyh Şerefüddin Mavsili, Moğolların Anadolu’daki hazinedarıdır. Abaka Han döneminde Anadolu’da Moğol tahakkümünün artması ve yönetimin tamamen Moğol yöneticilerin eline geçmesinde büyük katkısı olan Kalenderi şeyhlerinden biri de Aybek Baba’dır. Tanpınar’ın tasviriyle “Moğol, Mısır politikası ve dahilî karışıklıklar arasında bazen üç dört kozu birden oynamaktan çekinmeyen, tahta padişahlar çıkartıp indiren kafasında tirkeşindeki oktan ziyade hile ve tedbir bulunan o son derece zekî, ince hesaplı, bir inkıraz devrinin bütün meziyet ve reziletleriyle rahatça giyinmiş, büyük âlim, kudretli cenk adamı Muinüddin Pervane”yi bile kandırmayı başarmış, onun yanına Abaka Han’ın casusu olarak sokulup Moğollara ihanetini ortaya çıkarmış bir Kalenderi derviştir Aybek Baba. Aybek Baba, Memluk Sultanı Baybars’la Pervane’nin yazışmalarının birer suretini Moğol sarayına göndermeyi başararak, Baybars-Pervane işbirliğini ortaya çıkarmıştır. Pervane’nin kendisine ihanet ettiğini gören Abaka, onu sorgular. Pervane, bütün suçlamaları inkar etse de, Aybek Baba’nın sunduğu mektupları görünce suçunu kabul etmek zorunda kalır, cezasını canıyla öder.
Başa dönelim: Ahmed Eflaki’nin Hulagu’yla ilgili aktardığı menkıbe, Moğolların Kalenderi dervişlere Sünnilerin baktığı gibi baktıklarını özetlemez; sadece insanların nasıl gruplandırıacağına ilişkin bilgi verir. Güçlü ve sağlam olduğu düşünülen bünyeleri parçalamanın yolu tarih boyunca bilinir. Moğolların Anadolu’daki kullandığı yöntem de bundan pek farklı değildir.
Cavlakiliğin kurucu şeyhi Cemalüddin Savi’nin yaşayan halifesi Ebubekir Niksari’nin 1205’te Ömer-i Girihi ile Konya’ya yerleştiğini bize haber veren ve Konyalıların Kalenderilere gösterdiği tepkileri gayet güzel özetleyen Fustat’ül Adale kitabının yazarı Muhammed bin el-Hatib’e göre Cavlakiler yani Kalenderiler, asla makul kişiler değildir. O, Cavlakilerin helal veya mubah saymadıkları hiçbir haram olmadığını, herkesin bildiği gibi Namaz kılmadıklarını, aşikâre olmasa bile gizli olarak oruç yedikleri, şarap içtikleri, hiçbir küfürden içtinap etmeyip dilencilikle geçinen, iş ve meslek kaçkını tembeller olup halkın sırtından geçinen asalaklar olarak tasvir eder. Yine Evhadüddin Kirmani’ye bağlı başka bir şeyhten Meragalı Kadı Zahireddin Muhammed’den de Fustat’ül Adale’yi doğrulayan rivayetler aktarılır. Meragalı da Kalenderiler hakkında müritlerine, Cavlâkîlere yanaşmamaları, onlarla konuşmamaları ve selamlaşmamaları, zira bunların İslamların yolunda bulunmayıp küfür ve zındıklık içerisinde olduklarını nasihat eder. Anadolu’yu istila etmeye başlayan Moğollar’ın bu hareketlerinde müttefikleri sadece Hristiyanlar olmamış, Kalenderi grupları da kullanmışlardır. Sözgelimi Abbasi hilafetine karşı Halil b. Bedr el-Kürdî isimli kalenderi bir şeyhin isyanı bu anlamda bilinen ilk olaydır. Irak’ta 1245’te ayaklanıp Türkmenleri yağma ve katleden bu Kalenderî grubuna karşı Süleyman Şah’a bağlı Türkmenler, harekete geçmişler ve Moğollar dâhil onlardan 600 kişi öldürmüşlerdir.
Moğolların genelde işgal ettikleri ülkelerde farklı etnik veya dini zümreleri birbirleriyle çarpıştırmak suretiyle o ülkeyi kontrol altına alma şeklinde zuhur eden politikaları Anadolu’da Türkmenleri ve Ahileri Moğollar açısından tehlikeye dönüştürür. Çünkü Ahilerin Türkmen halka dayanan insan güçleri yanında ekonomik güçleri de vardı. Ahilerin “Seyfi” olanları da savaşçı ve silahlıydılar. Bu bakımdan Türkmenlerin ve Ahilerin gücünü kırmak için Kalenderîler (Cavlâkîler) gibi bazı dini gurupları destekleyerek onları Ahilerle vuruşturmaya çalıştıkları görülmektedir. Kendilerine tabi olan veya kendileri tarafından iş başına getirilen ümeraya destek vererek, onlar vasıtasıyla Türkmenlerin gücünü kırmaya çalışıyorlardı. Bu tutumları Türkmen ve Ahi çevrelerin nefretine yol açıyor, zaman zaman Kalenderî gruplara karşı saldırılarda bulunuyorlardı.
1243’te Anadolu’ya giren Baycu Noyan’ın ordusunda da birçok Cavlaki derviş vardır. Kösedağ Savaşı’nda Moğol ordusunun ön saflarında bu Cavlâkî dervişler bulunuyordu. Keza Kösedağ yenilgisinden sonra Moğollar Kayseri’yi muhasara ettikleri zaman Cavlâkî dervişler Moğollarla birlikte şehrin surlarından gedik açmaya çalışıyorlar ve mancınıklarını kullanıyorlardı. Hatta ünlü vakanüvis İbn Bîbî, Kayseri’nin en muhkem surları olarak bilinen ve güvenliğini Ahilerin sağladığı dericiler çarşısı tarafındaki surlara karşı Moğolların üç mancınık kurduğu ve bu mancınıkları Kalenderilerin kullanıp 15 gün süreyle bu burçları dövdükleri ve yine Kalenderilerin yoğun gayretiyle burçlarda büyük delikler açıldığını zikreder. Mikail Bayram hoca Moğolların Kayseri kuşatması esnasında Seyyid Burhaneddin Muhakkık-ı Tirmizî, Şemsü’d-din Muhammed b.Ali et- Tebrîzî ve Ebubekir Niksari gibi birçok Kalenderî şeyhinin burada olduğunu ve müritleri ile birlikte Moğolların yanında savaşa katıldıklarını söyler. Eflaki’nin aktarımına göre Moğollar Kayseri’ye girmelerinin akabinde Seyyid Burhaneddin’i parayla ödüllendirirler.
Moğollar istila ettikleri Anadolu’da hâkimiyetlerini yayma ve sağlamada kendi adlarına hareket eden Kalenderileri de yoğun olarak kullanmışlardır. Bu Kalenderi şeyhlerinden biri de Şeyh Şerefüddin Mavsili’dir. Ahmed Eflaki’nin eserinde Mevlana’ya iki bin dinar getirdiğini bildirdiği Şeyh Şerefüddin Mavsili, Moğolların Anadolu’daki hazinedarıdır. Abaka Han döneminde Anadolu’da Moğol tahakkümünün artması ve yönetimin tamamen Moğol yöneticilerin eline geçmesinde büyük katkısı olan Kalenderi şeyhlerinden biri de Aybek Baba’dır. Tanpınar’ın tasviriyle “Moğol, Mısır politikası ve dahilî karışıklıklar arasında bazen üç dört kozu birden oynamaktan çekinmeyen, tahta padişahlar çıkartıp indiren kafasında tirkeşindeki oktan ziyade hile ve tedbir bulunan o son derece zekî, ince hesaplı, bir inkıraz devrinin bütün meziyet ve reziletleriyle rahatça giyinmiş, büyük âlim, kudretli cenk adamı Muinüddin Pervane”yi bile kandırmayı başarmış, onun yanına Abaka Han’ın casusu olarak sokulup Moğollara ihanetini ortaya çıkarmış bir Kalenderi derviştir Aybek Baba. Aybek Baba, Memluk Sultanı Baybars’la Pervane’nin yazışmalarının birer suretini Moğol sarayına göndermeyi başararak, Baybars-Pervane işbirliğini ortaya çıkarmıştır. Pervane’nin kendisine ihanet ettiğini gören Abaka, onu sorgular. Pervane, bütün suçlamaları inkar etse de, Aybek Baba’nın sunduğu mektupları görünce suçunu kabul etmek zorunda kalır, cezasını canıyla öder.
Başa dönelim: Ahmed Eflaki’nin Hulagu’yla ilgili aktardığı menkıbe, Moğolların Kalenderi dervişlere Sünnilerin baktığı gibi baktıklarını özetlemez; sadece insanların nasıl gruplandırıacağına ilişkin bilgi verir. Güçlü ve sağlam olduğu düşünülen bünyeleri parçalamanın yolu tarih boyunca bilinir. Moğolların Anadolu’daki kullandığı yöntem de bundan pek farklı değildir.
Moğollar ve Kalenderiler
Reviewed by Habersizim
on
09:06:00
Rating:

Hiç yorum yok: