Hüseynagani, 40 vatlık bir ampulle aydınlatılan ve dekoru filmlerdeki gibi çıplak bir masa ile iki çıplak sandalyeden ibaret olan, pardon, bunlara ilaveten bir duvarında İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Humeyni ve onun halefi Hamaney’in soluk resimleri bulunan küçük sorgu odasına girdiğinde,
Tuncay’ı horlarken buldu.
Bir benzin istasyonunda arabasının deposuna benzin doldurulurken bir-iki dakikalığına kendinden geçmesini (ki belki de bu sayede benzinciyle Hülya Avşar muhabbeti yapmaktan kurtulmuştu) saymazsak, Türkiye’den İran’a geçeli beri hiç uyumamış olan Tuncay, kollarını masanın üstünde başına yastık yapıp uyumuştu.
Hüseynagani, uyandırma öksürüğü öksürdü. Tuncay oralı olmayınca yüksek sesle “Aga-yı Necmigil!” diye seslendi, ama o da kifayet etmedi. Rüyasında önemli bir toplantıda bulunuyordu Tuncay. Papyonlu küçük yeşil adam, Knut Hamsun ve köyün delisi ile beraber, yeni kurulmuş olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin lideri Recep Tayyip Erdoğan’la toplantıdaydılar. Konu, gezegenimizin öne çıkan sorunlarından Hülya Avşar sorunuydu. Papyonlu küçük yeşil adam, Hülya Avşar’ı alıp kendi gezegenine götürebileceğini, misafirperverliğinden çok memnun kaldığı dünyalı kardeşlerine bu jesti yapmaktan mutluluk duyacağını, ama elinde uzay gemisi olmadığını söyleyip, TÜBİTAK’ın bu konuda kendisine yardımcı olabileceğini umduğunu söyledi. Knut Hamsun ise Hülya Avşar’ın Norveç’te bir manastıra kapatılması konusunda yardımcı olabileceğini, fakat Norveç kiliselerinin iyice liberalleşmiş olması hasebiyle bunun bir işe yaramayacağından ve hatta ters tepebileceğinden endişe ettiğini söyledi. Bunun üzerine Tuncay, Hülya Avşar’ın Müslüman olduğunu ve manastıra kapatılmasının uygun olmayacağını belirtip Erdoğan’a döndü ve “Hülya sizinle tanıştığını ve size çok saygı duyduğunu söylemişti bana. Siz dincisiniz. Tanıdığınız şeyhler mutlaka vardır. Acaba bir tarikata üye olmasını sağlayabilir misiniz? Çok makbule geçer” dedi. Konuşmaları ilgiyle dinleyen köyün delisi, Erdoğan’a dönüp, Tuncay’ı işaret ederek, “Bunun avradı var ya, çıplak geziyor. Giyinik bir avrat bulsana buna” dedi. O ana kadar susan ve hiç renk vermeyen Erdoğan tatlı tatlı gülerek köyün delisine iltifat etti: “Bunların içinde hiç mi akıllı yok diyordum, sen varmışsın. İktidara geldiğimizde seni Aile ve Köy İşleri Bakanı yapacağım.” Sonra Erdoğan’la köyün delisi, hükümet işlerini konuşmak üzere başka bir odaya geçtiler. Kendini aşağılanmış hisseden Tuncay, bunun acısını papyonlu küçük yeşil adam ile Knut Hamsun’dan çıkardı: “Sizin yüzünüzden hayatımızın fırsatını kaçırdık. Hülya Avşar ‘Bu adam seneye başbakan olacak’ demişti ve Hülya Avşar ne kadar şey olsa da boş konuşmaz. Uzay aracı dediniz, manastır dediniz, adamı irite ettiniz.” Knut Hamsun küsüp roman yazmaya gitti. Papyonlu küçül yeşil adam burnunun ucuna basıp kendi kendini patlattı. Odanın duvarları yemyeşil oldu. Gürültüyü duyan Erdoğan koşa koşa geldi. Tuncay ağlıyordu. Erdoğan onu “Şaka yaptım oğlum, köyün delisinden bakan mı olur?” diye teskin etmeye çalıştı. Tuncay, meselenin o olmadığını hıçkırdı. Köyün delisi “Aga-yı Necmigil!” diye bağırdı. Bir daha bağırdı. Bir daha, bir daha. “Aga-yı Necmigil! Aga-yı Necmigil! Aga-yı Necmigil!”
Tuncay uyandı ve bağıranın aslında başkası olduğunu fark ketti.
-Hı? Ne? Efendim?
-Şükür, uyanabildiniz. Sorguya geçebiliriz. Benim annem Türk’tür, dilinizi biliyorum. Sersem halde olduğunuz ve algı problemi yaşayabileceğiniz için bunu belirtme gereğini duydum. ‘Şükür, uyanabildiniz’ dediğim anda anlamış olmalısınız zaten Türkçe bildiğimi. Doğru mu?
-Doğru.
-Doğru olan ne?
-Dediğiniz şey işte.
-Ne dedim?
-Baştan Türkçe konuştuğunuz için Türkçe bildiğinizi anlamış olmalıydım zaten. Ama siz gene de belirtme gereğini duydunuz.
-Güzel. Demek ki bu gece esrar içmedik. Sadece uykusuzuz.
-Esrar?
-Anlamazdan gelmeyin.
Zekâmı aşağılamayın.
-Vallahi anlamadım. Ne esrarı? Ben esrar içmem.
-Hepsi içiyor da bir siz mi içmiyorsunuz?
-Hepsi derken...
-Yoldaşlarınız. Cemşit ve adamları. Toplantılarında esrar içerler. Ayin gibi.
-Yok vallahi, bu gece kimse esrar içmedi.
-Yani bu gece onlarla beraber olduğunuzu kabul ediyorsunuz.
-Öbür ajan, Cemşit’le beraber o müzik mağazasına girerken görüldüğümü söyledi.
-Cemşit ve diğer örgüt üyeleriyle beraber o gizli odaya girdiğinizi de biliyoruz.
-Tamam işte. Onun için diyorum. Niye inkâr edeyim ki? Fakat ortada büyük bir yanlış anlama var. Ben aslında...
DEVAMI NASİPSE YARIN
Ziya Gülerin romanı
Tuncay’ı horlarken buldu.
Bir benzin istasyonunda arabasının deposuna benzin doldurulurken bir-iki dakikalığına kendinden geçmesini (ki belki de bu sayede benzinciyle Hülya Avşar muhabbeti yapmaktan kurtulmuştu) saymazsak, Türkiye’den İran’a geçeli beri hiç uyumamış olan Tuncay, kollarını masanın üstünde başına yastık yapıp uyumuştu.
Hüseynagani, uyandırma öksürüğü öksürdü. Tuncay oralı olmayınca yüksek sesle “Aga-yı Necmigil!” diye seslendi, ama o da kifayet etmedi. Rüyasında önemli bir toplantıda bulunuyordu Tuncay. Papyonlu küçük yeşil adam, Knut Hamsun ve köyün delisi ile beraber, yeni kurulmuş olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin lideri Recep Tayyip Erdoğan’la toplantıdaydılar. Konu, gezegenimizin öne çıkan sorunlarından Hülya Avşar sorunuydu. Papyonlu küçük yeşil adam, Hülya Avşar’ı alıp kendi gezegenine götürebileceğini, misafirperverliğinden çok memnun kaldığı dünyalı kardeşlerine bu jesti yapmaktan mutluluk duyacağını, ama elinde uzay gemisi olmadığını söyleyip, TÜBİTAK’ın bu konuda kendisine yardımcı olabileceğini umduğunu söyledi. Knut Hamsun ise Hülya Avşar’ın Norveç’te bir manastıra kapatılması konusunda yardımcı olabileceğini, fakat Norveç kiliselerinin iyice liberalleşmiş olması hasebiyle bunun bir işe yaramayacağından ve hatta ters tepebileceğinden endişe ettiğini söyledi. Bunun üzerine Tuncay, Hülya Avşar’ın Müslüman olduğunu ve manastıra kapatılmasının uygun olmayacağını belirtip Erdoğan’a döndü ve “Hülya sizinle tanıştığını ve size çok saygı duyduğunu söylemişti bana. Siz dincisiniz. Tanıdığınız şeyhler mutlaka vardır. Acaba bir tarikata üye olmasını sağlayabilir misiniz? Çok makbule geçer” dedi. Konuşmaları ilgiyle dinleyen köyün delisi, Erdoğan’a dönüp, Tuncay’ı işaret ederek, “Bunun avradı var ya, çıplak geziyor. Giyinik bir avrat bulsana buna” dedi. O ana kadar susan ve hiç renk vermeyen Erdoğan tatlı tatlı gülerek köyün delisine iltifat etti: “Bunların içinde hiç mi akıllı yok diyordum, sen varmışsın. İktidara geldiğimizde seni Aile ve Köy İşleri Bakanı yapacağım.” Sonra Erdoğan’la köyün delisi, hükümet işlerini konuşmak üzere başka bir odaya geçtiler. Kendini aşağılanmış hisseden Tuncay, bunun acısını papyonlu küçük yeşil adam ile Knut Hamsun’dan çıkardı: “Sizin yüzünüzden hayatımızın fırsatını kaçırdık. Hülya Avşar ‘Bu adam seneye başbakan olacak’ demişti ve Hülya Avşar ne kadar şey olsa da boş konuşmaz. Uzay aracı dediniz, manastır dediniz, adamı irite ettiniz.” Knut Hamsun küsüp roman yazmaya gitti. Papyonlu küçül yeşil adam burnunun ucuna basıp kendi kendini patlattı. Odanın duvarları yemyeşil oldu. Gürültüyü duyan Erdoğan koşa koşa geldi. Tuncay ağlıyordu. Erdoğan onu “Şaka yaptım oğlum, köyün delisinden bakan mı olur?” diye teskin etmeye çalıştı. Tuncay, meselenin o olmadığını hıçkırdı. Köyün delisi “Aga-yı Necmigil!” diye bağırdı. Bir daha bağırdı. Bir daha, bir daha. “Aga-yı Necmigil! Aga-yı Necmigil! Aga-yı Necmigil!”
Tuncay uyandı ve bağıranın aslında başkası olduğunu fark ketti.
-Hı? Ne? Efendim?
-Şükür, uyanabildiniz. Sorguya geçebiliriz. Benim annem Türk’tür, dilinizi biliyorum. Sersem halde olduğunuz ve algı problemi yaşayabileceğiniz için bunu belirtme gereğini duydum. ‘Şükür, uyanabildiniz’ dediğim anda anlamış olmalısınız zaten Türkçe bildiğimi. Doğru mu?
-Doğru.
-Doğru olan ne?
-Dediğiniz şey işte.
-Ne dedim?
-Baştan Türkçe konuştuğunuz için Türkçe bildiğinizi anlamış olmalıydım zaten. Ama siz gene de belirtme gereğini duydunuz.
-Güzel. Demek ki bu gece esrar içmedik. Sadece uykusuzuz.
-Esrar?
-Anlamazdan gelmeyin.
Zekâmı aşağılamayın.
-Vallahi anlamadım. Ne esrarı? Ben esrar içmem.
-Hepsi içiyor da bir siz mi içmiyorsunuz?
-Hepsi derken...
-Yoldaşlarınız. Cemşit ve adamları. Toplantılarında esrar içerler. Ayin gibi.
-Yok vallahi, bu gece kimse esrar içmedi.
-Yani bu gece onlarla beraber olduğunuzu kabul ediyorsunuz.
-Öbür ajan, Cemşit’le beraber o müzik mağazasına girerken görüldüğümü söyledi.
-Cemşit ve diğer örgüt üyeleriyle beraber o gizli odaya girdiğinizi de biliyoruz.
-Tamam işte. Onun için diyorum. Niye inkâr edeyim ki? Fakat ortada büyük bir yanlış anlama var. Ben aslında...
DEVAMI NASİPSE YARIN
Ziya Gülerin romanı
Hülya Avşar’dan kaçan adam - 11. Bölüm
Reviewed by Habersizim
on
10:01:00
Rating:

Hiç yorum yok: