HDP/PKK Sur çağrısıyla intihar etti!
Açılan kredi gerçekten çok büyüktü.
Herkes, hepimiz, sırf ‘barış’ olsun diye geçmişteki tüm eleştiri ve rezervlerimizi buzdolabına kaldırdık ve olanca gücümüzle barışı savunduk.
Tarihi bir şans ayaklarının ucuna kadar gelmişti.
Bu şansı adam gibi değerlendirip tarihe geçmek varken, büyük bir şımarıklık ve nankörlük örneği sergileyerek müzakere masasını devirip kalktılar...
Kendilerini bir şey sandılar.
Kendisine emanet edilen yüklü miktarda parayı kumarda çarçur eden basiretsiz adam misali, koskoca memleketin kendilerine sağladığı imkânı gerçek bir basiretsizlikle harcadılar ne yazık ki.
Tabir yerinde ise, HDP/PKK, Türkiye’nin kendisine açtığı krediyi, iliklerine kadar bu milletin değerlerine düşman olan Beyaz Türklerin ve batıdaki efendilerinin goygoyuna kanarak kumara yatırdı ve batırdı!
Tıpkı Paralel İhanet çetesi gibi, itimadı ve samimiyeti istismardan çekinmediler her nedense.
Bütün bunların üzerine hiç sıkılmadan hâlâ barıştan söz edebiliyor olmaları ise kelimenin tam manasıyla şaşkınlık olsa gerek.
Ziya Paşa’nın; “Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?” mısraında ifade ettiği gibi bunlar, bütün bir milleti kör ve sersem sanıyorlar galiba.
Bu kaybetmişlik psikolojisi HDP’nin iliklerine kadar işlemiş olsa gerek ki, geçtiğimiz hafta eş başkanlardan Selahattin Demirtaş, Diyarbekirlileri ‘Sur’a yürümeye çağırdı.
Aslında bu, tıpkı 6-7 Ekim 2014’te Demirtaş ve partisinin, teröristleri davet ettiği ve 46 masum insanın katliyle sonuçlanan kalkışma çağrısının bir benzerinden başkası değildi.
Ama iş işten geçmişti.
Halk, 7 Haziran seçimlerinin ardından HDP’nin gerçek yüzünü ve gerçek niyetini gördü.
1 Kasım seçimi halkın, tanık olduğu bu gerçek nedeniyle, kısmi de olsa hesap sormasını netice vermişti.
Demirtaş’ın “Sur’a yürüyün!” çağrısı aslında HDP/PKK’nın kendi ayağına sıkması anlamına geliyordu zira bu çağrıya icabet eden insan sayısı birkaç binle sınırlı kaldı.
Bu bozgun Demirtaş ve HDP/PKK’yı kesmemiş olacak ki, son bir gayretle Cuma namazına sığındılar.
Kürt halkının genlerinde mevcut bulunan dindarlığı istismara yeltendiler ki, bu, önceki çağrıya göre daha büyük bir fiyaskoyla sonuçlandı.
Bu arada, Başbakanın birçok bakanla Silopi’de Cuma namazına gitmesinin, hem provokasyonu boşa çıkarma anlamında hem de halkla olan sahici ilişki anlamında çok yerinde ve isabetli bir karar olduğunu hatırlatmakta sanırım fayda var.
Sonuç olarak:
Şu bir gerçek ki, HDP, kapısına kadar gelen Türkiyeli olma şansını teperek, terör partisi olmayı seçmiştir! Türkü ile Kürdü ile bu millet, kimlerin sahtekârca davranıp koskoca bir toplumu nasıl aldattığını alenen görmüştür.
Bu samimiyetsiz parti için bundan sonrası, sonun başlangıcıdır artık.
HDP’nin siyaset sahnesinde zerre kadar olumlu bir işlevi kalmamıştır ve bunun yegâne müsebbibi kendileridir. Kendileri yani, silahlarına olan güvenleri, kibirleri, halkı hiçe sayan basiretsizlikleri ve hepsinden önemlisi maşası oldukları güçlere olan inançları...
Açılan kredi gerçekten çok büyüktü.
Herkes, hepimiz, sırf ‘barış’ olsun diye geçmişteki tüm eleştiri ve rezervlerimizi buzdolabına kaldırdık ve olanca gücümüzle barışı savunduk.
Tarihi bir şans ayaklarının ucuna kadar gelmişti.
Bu şansı adam gibi değerlendirip tarihe geçmek varken, büyük bir şımarıklık ve nankörlük örneği sergileyerek müzakere masasını devirip kalktılar...
Kendilerini bir şey sandılar.
Kendisine emanet edilen yüklü miktarda parayı kumarda çarçur eden basiretsiz adam misali, koskoca memleketin kendilerine sağladığı imkânı gerçek bir basiretsizlikle harcadılar ne yazık ki.
Tabir yerinde ise, HDP/PKK, Türkiye’nin kendisine açtığı krediyi, iliklerine kadar bu milletin değerlerine düşman olan Beyaz Türklerin ve batıdaki efendilerinin goygoyuna kanarak kumara yatırdı ve batırdı!
Tıpkı Paralel İhanet çetesi gibi, itimadı ve samimiyeti istismardan çekinmediler her nedense.
Bütün bunların üzerine hiç sıkılmadan hâlâ barıştan söz edebiliyor olmaları ise kelimenin tam manasıyla şaşkınlık olsa gerek.
Ziya Paşa’nın; “Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?” mısraında ifade ettiği gibi bunlar, bütün bir milleti kör ve sersem sanıyorlar galiba.
Bu kaybetmişlik psikolojisi HDP’nin iliklerine kadar işlemiş olsa gerek ki, geçtiğimiz hafta eş başkanlardan Selahattin Demirtaş, Diyarbekirlileri ‘Sur’a yürümeye çağırdı.
Aslında bu, tıpkı 6-7 Ekim 2014’te Demirtaş ve partisinin, teröristleri davet ettiği ve 46 masum insanın katliyle sonuçlanan kalkışma çağrısının bir benzerinden başkası değildi.
Ama iş işten geçmişti.
Halk, 7 Haziran seçimlerinin ardından HDP’nin gerçek yüzünü ve gerçek niyetini gördü.
1 Kasım seçimi halkın, tanık olduğu bu gerçek nedeniyle, kısmi de olsa hesap sormasını netice vermişti.
Demirtaş’ın “Sur’a yürüyün!” çağrısı aslında HDP/PKK’nın kendi ayağına sıkması anlamına geliyordu zira bu çağrıya icabet eden insan sayısı birkaç binle sınırlı kaldı.
Bu bozgun Demirtaş ve HDP/PKK’yı kesmemiş olacak ki, son bir gayretle Cuma namazına sığındılar.
Kürt halkının genlerinde mevcut bulunan dindarlığı istismara yeltendiler ki, bu, önceki çağrıya göre daha büyük bir fiyaskoyla sonuçlandı.
Bu arada, Başbakanın birçok bakanla Silopi’de Cuma namazına gitmesinin, hem provokasyonu boşa çıkarma anlamında hem de halkla olan sahici ilişki anlamında çok yerinde ve isabetli bir karar olduğunu hatırlatmakta sanırım fayda var.
Sonuç olarak:
Şu bir gerçek ki, HDP, kapısına kadar gelen Türkiyeli olma şansını teperek, terör partisi olmayı seçmiştir! Türkü ile Kürdü ile bu millet, kimlerin sahtekârca davranıp koskoca bir toplumu nasıl aldattığını alenen görmüştür.
Bu samimiyetsiz parti için bundan sonrası, sonun başlangıcıdır artık.
HDP’nin siyaset sahnesinde zerre kadar olumlu bir işlevi kalmamıştır ve bunun yegâne müsebbibi kendileridir. Kendileri yani, silahlarına olan güvenleri, kibirleri, halkı hiçe sayan basiretsizlikleri ve hepsinden önemlisi maşası oldukları güçlere olan inançları...
HDP’nin hal-i pür melali gerçek bir trajedi örneği...
Reviewed by Habersizim
on
12:03:00
Rating:

Hiç yorum yok: