Gönül Nağmesi - Mehtap Güneş

Yollar. Yollar sükûtu içmiş bu gece. Şu evler, ağaçlar, arabalar, caddeler, yorgan bilmiş, sarılmışlar gecelere
Yüreğim başka, bambaşka bu gece. İki taşın arasına sıkışmış bir gül misali.
Gül ve ben.
Belki de aynı derdin ocağında kavruluyoruz ikimiz de.
İkimiz de sevdalıyız.
Yollar götürün beni dostuma! Geceler, dertleşme zamanını vuruyor saatler. Değil mi a gülüm, sevdalısın sen de. Sende özüne akıtmışsın sevda iksirini.
Yüreğimi dinle a gülüm, sevdalıyım. Ben âciz ben günahkâr, fışkırıyor sevdam damarlarımdan, fışkırıyor, tutamıyorum, taşıyor yaprak yaprak.
Yüreğimde açınca ‘hasret’ güllerim, bir inkılâp da ben yapayım gönül evimde. Kırıvereyim şu zincirini kirlerin, isin, pasın, pişmanlık yağmurlarımla yıkayayım içimi dışımı, ellerimi açıp gözlerimle yaşın yaşın. Mutluluk ülkemde hata bulutlarıma ben de ben de perdeler çekeyim.
Bir dünya, bir ‘hiç’ uğruna belimi bükerse ya da aşılmaz dağlar olarak karşıma çıkarsa, ruhumda varlığının sesini duyduğum ‘vicdan’ seliyle yıkıp geçeyim, vurup geçeyim temelinden.
Sürülürsem ruhumun en ücra köşesine, ümit işlemeli bülbül kanatlarıyla yeniden, yeniden uzanayım gökyüzüne.
Soldururlarsa hayat güllerimi ya da kalbime ışık tutan gönül tâcımı alırlarsa elimden, güneşe sakladığım gönül nağmelerimle yeniden diyeyim, Güneş gibi her sabah yeniden dirileyim.
Öyle bir inkılâp olsun ki, ayrılık, sevgi diyarımın hüzün çiçeği olarak hayatıma ‘keder’ kokuları yaysa da, ‘bir gün’ fısıltısıyla ‘vuslat’ filizini gönlüme ekeyim, gönlüme ekeyim, ey RASÛL (SAV)!
Yetmez bana Ravza-ı Mutahhara’na her gün bakmak, kanmaz, yüreğim de görsün isterim.
“Ne zaman” sözcüğü âşina olsa da dudaklarıma, karamsarlık rüzgârını tanımaz ki benim iklimim, sonsuz baharı saklarken içinde, sevdalıyım.
*
Ben anlamam ilericilikten, naralardan, sokak başlarını kollamaktan, sınırlara dayanmaz, coşarım, taşarım, çağları delip geçer benim sevda oklarım. Kalpten kalbe vuslat şimşekleri çaktırır benim çağım.
Ben sadece severim, hissederim, tepeden tırnağa kadar, sırılsıklam, o an kavrulur bedenim, yanarım, özlerim, deli gibi, mananın hükmettiği yüreciğimle, olduğum gibi, ben gibi, gözlerimden boşalırcasına, severim, kalbim yanarcasına tutuşurum, hani ellesen her yerim sızım sızım, o kadar, o denli işte, delicesine.
Sıcak bir ateş yanar gönlümde, sevda ocağımda hasret filizlerimi kaynatırım, sonsuz bahar umutlarımı işlerim hayat defterime, ‘sevgili günlüğüm’ diye diye, satır satır…
Kimileri böyle sever, böyle bağlanır İslâmiyet’e. Attığı her adımda O olsun ister, attığı her adımda Onun rızası. O olsaydı şimdi bu harekete ne derdi, O olsaydı şimdi bana ne derdi, o, benim hayat önderim, rehberim, sevdam, Efendim (SAV)!
Her seferinde bir virgül bırakırım, KÜÇÜK bir virgülcük, devam niteliğinde, burada bitmez yani, bitmeyecek, izin vermeyeceğim.
Yanma kıvamına ulaşınca erimeye başlarım, hani katının gaza dönüşmüş hali, hani kalbimin kaskatı kesilmiş yanlarını, İslâm’ın ateşiyle erittiğimde, uçurup benden ötelere saldığımda, kabaran kanımın sana olan iştiyakı had safhaya erince, yaşarım ayrılığın ıstırabını, yaşarım, sızı sızı…
Gönül evimin yıldızları gizlenir, kaçar benden, hemoglobinsiz bir kanı andırır yüreğim, hayatıma ışık saçan sesine muhtaçken, ben Sana muhtaçken, kalbim sana muhtaçken, ruhum sana muhtaçken!
Nebi, Nebi, ey Nebi (SAV)!
Benim için durunca saatler, zaman, vakitler... “Ey asırların incisi, ey yürek devletimin tek hakanı, ey mahzunların tesellisi, dertlilerin davetlisi, aşıkların sevgisi, rüyaları süsleyen eşsiz müjdeci” yazılı bir yaprak düşer güllerimden, gönül dergahlı mazimden, koyar noktamı. Ve “Ben yalnızca sana sevdalıyım” başlklı bir hayat…
Sen ey Efendim (SAV), sensiz geçecekse her günüm;
ben ki yalnızların en yalnızı…
Sensiz geçecekse her gecem;
ben ki gariplerin en garibi…
‘Nefs’ yılanının günaha bürüdüğü, her bir zerresini, yıllara sahipsem eğer;
ben ki dertlilerin en dertlisi.
Sensizlikten yürek boşluğumun dinmeyen sesi arz-ı semaya vaslolursa,
de bana, benden daha çaresiz kim var?
Ya Rasûl!
İnsanlar yarışta, Müslümanlıklarını yarıştırıyorlar.
Ya Rasul,
insanlar tribünlerde, imanlarıyla birbirlerine oynuyorlar.
Ya Rasul;
insanlar savaşta, rol modelliklerini konuşturuyorlar.
Bilmezler ki,
imanlar tektir, özeldir, tıpkı hayatlar gibi, insanlar gibi, herkesin sevdası kendine bir yol.
Sağında solunda, önünde arkasında “unvan” istemem ben, sevecekse biri beni, o Sen ol Ya Râsul! Ne ispat ne örnek olurum ben, örneğim sensin benim! Sevdam sen! Aşkım hakikatim, imanım sen!
Düz, dümdüz, sade, katıksız severim seni. Bilirsin gözlerimden tanırsın beni, hani pufumdan.
Tanırsın de mi, eğer hakikatse sevdam ulaşmıştır sana.
Katına ermeyen sevgiden Allah’a (CC) sığınırım.
Olsun gene de severim seni!
*
Ayrılık, müştak diyarımızı bin hüzne boğar. Ey zirvelerin zirvesi, gönlümün sahibi, sebeb-i hayatım, başımın tâcı, gönlümün muradı, ruhum, canım, cânım Efendim (SAV) benim!
Yalnızların gecesine doğan Güneş’sin sen, senle teneffüs eden her geceye bin selam, senle çağlayan her göze bin vefa.
*
Yıldızları seyre dalmak ne güzel, Ay ışığını. Sensizlik çiseleyince aklıma, bazı bazı Ay dede’ye bakıyorum, bıraktığın mucizeye dalıyorum, senden bir anısı var, hatırası var diye. O da olmuyor ya, yine sana olan özlemim başlıyor yağmaya, duru bir suyun berraklığında, sensizlikten bîtap, kıpkırmızı kesilmiş bir gülün kokusunda, misk misk, temiz, masum ve saf.
Yakalanması imkânsız zamanın her salisesine ince bir nakış gibi “En güzel Müslüman” nişanesini işleyen, insanlığın tek rehberi, gönül tahtının eşsiz sultanı ey Efendimiz (SAV)!
Sevginin gücüyle seni her gece bekleriz, Zira; sen gönül bahçemizin hayat çiçeğisin, Zira; sen sevdiğimiz, Peygamberimiz, bizim Efendimizsin (SAV)!
*
Elimde kalem;
Sayfalara Seni yazsın diye bekliyorum
Kalemin ucunda ruhum;
Yazıya damla damla aksın diye bekliyorum
Yazı yazı yürüyen kelimelerim;
Sana aşkını itiraf etsin diye bekliyorum
Aşkımın içinde kalbim;
Senle eriyip yok olsun diye bekliyorum
Yüreğim;
Diz çöküp önünde beni yaksın diye bekliyorum
Yangın;
Ateşinden dile gelsin diye bekliyorum
Efendim, Peygamberim
demiş miydim
Seni Seviyorum
Seni Seviyorum
Seni Seviyorum...

*** (Bir 18 yaş mektubu)
Gönül Nağmesi - Mehtap Güneş Gönül Nağmesi - Mehtap Güneş Reviewed by Habersizim on 09:58:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: