Çocuğumuzu sevdiğimiz gibi sevmeliyiz bu şehri

1963’te İstanbul’da doğan ve aslen Erzincanlı olan İbrahim Sadri, ilk ve orta öğrenimini İstanbul Kasımpaşa’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi işletme Fakültesi’ni bitirdikten sonra tiyatroyla ilgilenen Sadri’nin çeşitli gazete, dergilerde yazı ve şiirlerini yayımladı. Radyo ve televizyonlarda programcılık, sunuculuk yapan İbrahim Sadri, şu sıra özel bir televizyonda ekran karşına çıkıyor. “Adam Gibi” isimli albümü ile satış rekorları kıran İbrahim Sadri’yle 10 soruda İstanbul’u konuştuk.

1-Daha önce hiç görmemiş birine İstanbul’u nasıl tasvir edersiniz? Şehri gezdirmeye çıkarırken onu ilk nereye götürürsünüz?

İstanbul’u tasvir etmek, diğer dünya kentlerinde olduğu gibi birkaç cümleye sığdırmak ve anlatmak hakikaten çok zor. Zor olmasının sebebini çok kültürlü ve çok yüzlü bir şehir olmasına bağlıyorum. Bu nedenle İstanbul’u bilmeyen birine anlatırken,‘çok sayıda sürprizle yüzleşmeye hazır ol! Şimdi bu şehri gezmeye başlarken asında çok sayıda şehri gezmiş olacaksın’ derim. Çünkü İstanbul’un merkeziyle, kenar mahalleriyle, semtleriyle, Boğaz’ıyla çok tatlar barından bir şehir olduğunu düşünüyorum.

2-İstanbul dünya tarihi için çok önemli bir yerde duruyor. Peki, sizin için nerede duruyor?

İstanbul dünya tarihinde yüz yıllar önce nerede duruyorsa bugün de hala aynı yerde duruyor. Hem jeopolitik açıdan hem kültürel açıdan hem inançlar açısından dünyanın en önemli noktalarından biri. Bugün de bu kıymete sahip. Zaten tarihe de dönüp baktığınız zaman İstanbul’un çağ açıp çağ kapatması gibi bütün tarihsel dönüşümlerde çok büyük bir rol oynadığını görüyoruz. Bugün de İstanbul dünyanın göz bebeği olma özelliğini sürdürüyor. İstanbul, pamuklar içinde sarıp sarmalayıp yaşatmamız gereken bir şehir.

3-İstanbul’da size en fazla mutluluk veren yer neresi? Buradan uzaktayken şehre dair en çok neye özlem duyuyorsunuz?

Ben İstanbul’da doğup büyüdüm. 1963 yılından beri bu kentte yaşıyorum. Benim için en özel yerleri hatıralarımın olduğu, çocukluğumun geçtiği mahalle ve sokaklar. Hayatımın tamamı İstanbul’un hep renkli yerlerinde geçti. Fatih’te doğdum, Cihangir’de ve Beyoğlu’nda gençliğimi geçirdim, Tophane’de çalıştım, Kasımpaşa’da okudum. O yüzden bu saydığım semtler hayatımda önemli ve özel olarak yer etti. Ama illa bir sıraya koymak gerekirse bana en fazla mutluluk veren yer Fatih.

4-Son yıllarda İstanbul’daki değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz? İstanbul’un gelişmesinde en büyük atılım sizce hangi alanda yapıldı?

Bir kere çok olumlu değerlendiriyorum. Şöyle örnek vereyim: 70’li yıllarda bir dolmuşa bindiğimiz zaman, şoför, ne olacak bu trafiğin hali’ diye başlardı konuşmasına. Bugün de hala aynı şeyleri konuşuyoruz fakat o zaman 1 buçuk 2 milyondu İstanbul’un nüfusu. Şimdi ise on katı nüfusa sahibiz. Bütün büyük kentlerde olduğu gibi İstanbul’da ulaşıma ilişkin yapılan, yapılmaya çalışılan çözüm arayışları, gerek palyatif gerek kalıcı çözümler olsun İstanbul’un daha sonraki geleceğine ilişkin kalıcı çözümler üretecek mahiyette. Ben birinci sıraya tabi ki ulaşımı, ikinci sıraya ise yavaş yavaş oluşmaya başlayan “İstanbul bilincini” koyuyorum. Bu bilincin yerleşmesini istediğim için İstanbul’un parkına, böceğine,tarihine, kültürüne, yapılarına sahip çıkmaya ilişkin yapılan çabaların değerli olduğunu düşünüyorum.

5-İstanbul’da yaşayan biri olarak en sık karşılaştığınız sıkıntılar neler? Rahatsızlık duyduğunuz bu hususlarda çözüm odaklı proje önerileriniz var mı?

Büyük kentlerde sorunlar hiçbir zaman bitmez. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Açıkçası eskisine kıyasla trafik şimdi daha iyi. Eskiden birilerine randevu dahi veremiyorduk. Yıllar önce Avrupa’ya gittiğim zaman duraklarda otobüsün kaçta ve hangi dakikada geleceğini bildiren levhalar şaka gibi gelmişti bana. Şimdi bizde de değişti ve her türlü imkânlar sağlanmaya başlandı. Trafik için önemli şeyler yapılıyor. Onun dışında gürültü kirliliği çok var. Tamam, ses önemlidir bir şehir için. Çünkü sesler şehirleri tanımlar. İstanbul’un martı sesi, vapur sesi gibi kendine özel sesleri var ama bunların duyulabilmesi için büyük gürültünün daha aza indirilmesi gerekiyor. Bu görev de vatandaşa düşüyor. Birbirimizi anlar hale gelmemiz lazım. Daha sabırlı daha anlayışlı ve bu şehre hak vererek yaşamayı becermemiz gerekiyor. Bu şehirde yaşamanın bir bedeli olduğunu bilmemiz gerekiyor.

6-İstanbullu bir şehir sakini olmanın ne gibi yarar ve zararları var?

Çok büyük bir yararı var İstanbul’da yaşamanın, o da şu: Hangi alanda üretken olursanız olun bu şehir sizi besler. Dünyada âşık olunabilecek şehir sayısı çok azdır. Bizim edebiyatımızda İstanbul, Mecnun kadar, Leyla kadar önemlidir. Âşık olunabilecek bir şehirdir. İstanbul üzerine oynanmış tiyatrolar, yazılmış romanlar ve şiirler var. Yazmaya, şiir okumaya ve şarkı söylemeye kışkırtan çok az sayıdaki kentten biridir İstanbul.

7-Geçmişten bu yana eşsiz bir kültürel miras taşıyan İstanbul, bugün kültür ve sanat dünyası için ne anlam ifade ediyor?

Biz 60’lı, 70’li yıllarda çekilen filmleri izlerken hala mutlu oluyoruz. Bir sürü sebebi var bunun. Dostluk, kardeşlik, saflık gibi insana dokunan durumlarla birlikte filmin arka fonunda yer alan İstanbul’u seyrederken ‘ne kadar farklıymış’ diye seviniyoruz. Daha yoksul, daha ferah ve yeşil alanların fazla olduğu bir şehir çıkıyor karşımıza. Fakat çocukluğumda İstanbul yağmalanan bir kentti. İsteyen istediği yere evler kuruyordu. Bugün artık düzenli bir şehir planlanmaya çalışılıyor.

8-İstanbul’un en güzel mimari yapısı sizce hangisi?

Tarihi ve işlevsel değer taşıyan modern güzel yapılardan ziyade hayatıma ilişkin kısımları önemsiyorum. Yukarıda da bahsettiğim gibi çocukluğumun geçtiği Fatih’teki sokak benim için daha öndedir. Tabi ki Ayasofya, Kız Kulesi, Boğaz da benim için çok önemli.

9-Şiir, şarkı, resim, sinema ya da roman gibi İstanbul’u en iyi anlatan sanat eseri hangisi size göre?

Üzerine şarkı, şiir yazılmış, film çekilmiş çok az sayıda şehir var. Bunlardan biri de İstanbul. Necip Fazıl demiş ya, “Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar / Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar” İstanbul da ruhumuzla irtibat sağlayan bir şehir. İstanbul’un başlı başına bir şiir olduğunu düşünüyorum.

10-Bir an durup düşündüğünüzde; İstanbul’un hangi zaman ve mekânında olmayı hayal ederdiniz?

Ben her ne kadar çocukluğum desem de nostaljiye çok prim veren biri değilim. Hani ‘ah o eski ramazanlar’ deyip iç çekerler ya, hâlbuki şimdiki ramazanlar da güzel. Bugünü yaşamakla hiçbir problemim yok. Çocuğumuzu sevdiğimiz gibi sevmeliyiz İstanbul’u. Fakat İstanbul bilincinin geliştiği, duygusunun ve aidiyetinin ön planda olduğu bir İstanbul’da yaşamayı çok isterim.
Çocuğumuzu sevdiğimiz gibi sevmeliyiz bu şehri Çocuğumuzu sevdiğimiz gibi sevmeliyiz bu şehri Reviewed by Habersizim on 15:15:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: