Günümüzde Müslüman hassasiyeti yok sayılarak bir ‘romantik şair’ kalesine hapsedilmeye çalışılan Cahit Zarifoğlu merhum, Mavera’da, Okuyucularla adlı köşesinde, kendisine gönderilen şiirleri, hikâyeleri değerlendirir, genç edebiyat heveslilerine ‘edebiyat yapmak’tan evvel edepli olmanın lüzumundan bahseder, onlara yol göstermeye çabalardı.
Zarifoğlu merhum, Mavera’daki Okuyucularla köşesi haricinde de genç kardeşlerine mektuplar yazar; bilinçlenmeleri, birlik olmaları, güçlenmeleri için onlara türlü nasihatler verirdi. O nasihatler -aradan otuz küsur yıl geçtiği halde- hâlâ daha canlılığını koruyor. Zarifoğlu merhum, sanal alemin dipsiz kuyularında debelenen kardeşlerine sesleniyor...Okuyalım:
Derlenip toparlanamıyoruz. Tümümüz için söylüyorum. Birbirimizi yeterince sevmediğimiz için, önümüze gelene tebliğ etmeye çalıştığımız ilkeleri bizzat ve hakkıyla yaşamadığımız, dedikodulara, fitnelere fazla kulak verdiğimiz ve iyi zandan ayrıldığımız için böyle oluyor. Size derim ki inancımızla ilgili doğru ve güzel şeyleri nerede görürseniz alın.
***
Bir derginin gözü kapalı bağlısı olup, diğerlerini kötüleyenlerden olmayın. Yani meselâ Maveracı olmayın. Maveracı diye bir şey yok. Mavera Müslüman dergilerden sadece bir tanesidir. Alış gücünüzü, etkilenme, öğrenme yeteneğinizi bir tek kaynağa bağlayarak yozlaştırmayın. Müslümanlar gereksiz yere diyalog kopukluğu içerisinde olmasalar, gücümüz daha da artar ve bu büyük gücün sanatı da, edebiyatı da, düşüncesi de o nispette güçlü olur. Komplekslerden arınır. Düşünün, okumuş Müslümanların içinde gizli gizli düşünce ve zevkine yaltaklanmayan kaç kişi var?
İslami gayret içerisinde bulunan bütün hareketleri izleyin. Gazete ve dergilerini okuyun ve sevin. Bilin ki hepsinin ayrı ayrı özellikleri, hizmetleri ve değerleri vardır. Ve bütün anlaşmazlığın ve çatışmanın ve kırgınlıkların aslında politik tercihlerden ötürü çıktığını unutmayın.
Buradan anlayın ki Müslümanların politika nedeniyle bir araya gelememeleri, rejimin oyununa gelmek olmaktadır. Sözü buraya getirmişken şunları da ilâve edeyim. Son devir tarihimizi iyi bilin. (Okullarda okutulan “İnkılâp Tarihi” kitabından değil elbet.) Hiç olmazsa son yüz yılı. Özellikle Cumhuriyet Dönemini. Tartın bakalım, halkın egemenliği adına yapılanlar halkı ne hale getirmiş. İlk ve Ortaokulda kafanıza nakşedilmiş yalanlardan temizlenin. Düşünürseniz bunların neler olduğunu bir bakmaya görürsünüz.
Bu arada itikat ve amelle ilgili bilgilerinizi mükemmel seviyeye getirin. İlmihal kitaplarını, dua kitaplarını okuyun. Bunların yanında Fuzuli, Mevlana ve Yunus Emre’yi, Said-i Nursi’yi, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’u iyi okuyun.
***
Şartlarımız bize sanatkâr olmak yanında, mesleğimizde ilerlemiş olmayı, dosdoğru inanmış olmayı, dünyanın nereye götürüldüğünü bilmeyi, yeryüzünü toprağı diye kabul ettiğimiz İslâm milletinin bilinçli bir ferdi olduğumuzu hiç unutmamayı gittikçe mücadelenin içlerine ilerlemek azmini beslemeyi gerektiriyor.
Ülkemizdeki kısır çarpışmaların üzerine çıkmanın önemini iyi kavrıyor musunuz? Problemlerimize, birtakım gruplar arasında işe yaramaz didişmelerden kurtularak, geniş bir perspektiften bakmayı başarabiliyor muyuz? O zaman didişen grupların aslında pek az bir farkla yan yana durduklarını göreceğiz. Azıcık dervişçe bir tutumla, aynı inancı bölüştüğümüz insanlara bakmak bunu kazandıracak bize. Kurtuluşu bütün dünya Müslümanları için düşünelim. O zaman İslam’a hizmet için kümeleşmiş grupların, değişik tarzda yürümelerine rağmen, yan yana olduklarını göreceğiz. Alnı secdeye inen insanların sesleri birbirine bağlanabilirse ancak o zaman sokaklar, meydanlar ardına kadar açılır. Bütün bunlar bir iç eğitimi istemektedir.
Tekrarlayalım, Müslüman grupların birbirlerini ağır şekilde suçlamalarına sebep, politik tercihleridir. Yani özgürlükçü demokrasi denen sistemin mücadele metoduna kapılmış olmak ve ondan bir şeyler beklemek yanılgısı işleri karıştırıyor. Bu arada anarşi ve sokak bu sistemin pisliklerine bir nevi supap görevi yapıyor. Anarşi vesaire bu düzenin ünitelerinden, dairelerindendir. Bizim mücadelemiz ise ne bu sistemin izin verdiği sınırlarda durmak, ne bu düzenin bir ünitesi olmak, ne de rejimden tavizler koparmak mücadelesidir. Mücadelemiz kendine hastır. Hedef kırık dökük, her an kendi dışındaki güçlerin kontrolüne geçecek amaçlar değildir. Tekrarlayalım, ciddî bir eğitim, bilinçlenme ve öylece amel etme eğitimidir, bizim içinde bulunduğumuz safha. Nefsler ayakta ve en önde gidiyorken Allah rızasını her işine ölçü olarak şart koşan bir sistem için, kesin hesaplaşmaya girilebilir mi? Düşünün nefsimizi yaralayan bir dostumuzu kaç yılda bağışlayabiliyoruz?
Yeniden düşünün kültür sömürüsünü, batılıyı ve Müslümanı. Ve sonra da içinde nefsinizin ve şeytanın payı olmayan bir karar verin. Bizim ihtiyaç hissettiğimiz olgu “entelektüellik” değil “basiret”tir.
Olaylara bizim açımızdan basiretle bakan birine hiç bilmediği konulardan sorun, onun hiç açık vermediğini göreceksiniz. Çoban olabilir, herhangi bir esnaf olabilir bu adam.
***
Carrel’in sözü işimize yaramaz bizim. Biz öğretmensiz, mürşidsiz kalmamaya ve her dakikamızın imtihan olduğu bilincini kazanmaya bakalım. Bu tavrı alabilirseniz öğ-renciliğiniz kolaylaşır. Sizden formalite olan okul imtihanları için istenen bilgilerle sınırlamayın kendinizi. Onları on kat fazlasıyla bilin.
İslam inancıyla ördüğünüz bir kabuk içinde gizli batılı bir muhteva taşımayın. Batılılar ve Hıristiyanlar da doğru söyleyebilir, ama biz onları mihenk taşımıza vuralım. Tahsil ve imtihan sıkıntıları yüzünden gizli gizli İslami özden soğumayın. İmam-Hatip, İlahiyat ve sizin orda okuyanlar için sanırım bu husus çok önemlidir. İslami öze sıkı sıkı bağlı kalarak ilim öğrenmenin mükafatı diploma değildir. Diplomayı pek az işe yarayan küçücük bir izin belgesi gibi düşünün. Tarak, elbise gibi bir araç.
***
İslam’ın serbest spekülasyon, felsefe konusundaki hükümlerini iyice araştırın. “Felsefenin tek doğru yönü yekdiğerinin yanlış olduğunu ispatlamasıdır” diye güzel bir söz vardır bizde. Kısaca söylersek iddialı olmadan, kendinizi zorlamadan, duygular ınızın düsturlarımız içinde tabii akışına uyarak ve söyleyeceklerimizi açık açık söyleyerek yazın.
***
Yumurtadan çıkar çıkmaz yem gagalamaya başlayan civciv gibi, bizlerin de gözleri açılır açılmaz rotaya girmeye, yapaylıklardan kaçmaya, zamanı son kırıntısına kadar değerlendirmeye, gevezeliklerden, günahlardan, gösterişten, kabalık ve katılıklardan kaçınmaya mecburiyetimiz vardır.
***
Kendinizi yeni ve disiplinli bir okuma ve düşünme programına alın. Günlerinizi muhasebe edince hay-huyla geçen saatlerinizi göreceksiniz. Kendi nefsimize de söyleyerek, deneyelim bakalım, ertesi günümüz bir öncekinden (olumlu yönde) farklı olabilecek mi? Bu kontrolü başaramazsak ömrümüz boyunca bir kuru gürültüden ibaret kalırız.
***
Kalbinizi ve sesinizi yumuşatın. Yazarken şiirin çevresine yasak çizgileri çekmeyin. Şiirinizi yasak arzusu içinde kompleksli kımıldanışlara bırakmayın. Bırakın dizginlerini, şiirin alanlarını, demircileri, günahkârlıkları, kırları, fısıltıları, dolu dolu olmuş bakışları dolaşsın. Hepsi nedir ki, yarım avuççuk bir şey. Bir de kendi şiirinizin öfkeyle bir parmaktan öteyi göremeyen bakışını düşünün. Kendimize de söyleyerek söyleyeyim: Bizlere, sanatımız için de, tasavvufî zevk gereklidir.
***
Umarım siz kendinize düşeni yapıyorsunuz. Birçokları kendilerine düşeni yapıyorlar. Ama iş bununla bitmiyor. Bu yapılanları yan yana, aynı safa koymadıkça, “Şeytan hep arada dolaşacaktır”. Güçlü bir haberleşme aracına ihtiyacımız var. En çok bunun eksikliğini hissediyoruz.
***
Muhitimizi oluşturan küçücük cenderemizde yakındaki duvarlardan yansıyan kendi sesimizin karışık tesirleri altında zorlukla nefes alıyoruz. Bakın okuduk meslek edindik çoluk çocuk edindik halı malı edindik nice dertler sevinçler edindik ama gözümüzün önünden kalınlarından değil en incelerinden tek bir perdecik kalkmış değil. Bütün büyük fetihlerin önünde dervişler vardır. Az olalım zararı yok, yetmişe karşı bir olalım, zaten hep öyledir ama ilkin dervişler olalım.
***
Çok düşünüp az şey söyleyin. Fikri sabitler adına kendinizi körü körüne ortaya atmayın. İyi tanımadığınız Müslümanlar hakkında körü körüne kanaatler edinmeyin.
***
Sevgili Peygamberimizi anarken, Müslüman halkımızın anladığı isimleri kullanın. Bu konularda orijinallik yapma gayretlerinden şiddetle kaçının.
***
Rahata talipsiniz ama elde edememekten şekvacısınız. Peki razı olmak nerede kaldı, hani sabır, nerde şükür, hani kanaat. Altı üstü bir şiir deyip geçebilir miyiz. Bütün çalışmalarınızı bu açıdan gözden geçirin. Eşrefoğlu Rumi, Risalei Kuşeyri okuyun. Bu ve benzeri eserlerde ve özellikle Kudsi Hadisi Şeriflerde sabrı, razılığı, kanaati araştırın. Ve bunları hayata bakışınıza kazandırın. Tabii bunlarla birlikte cihadı öğrenin, nasıl yan gelip yatmaya, günlerce, aylarca, yıllarca olumlu bir iş yapmadan boş didişmelerle vakit geçirmeye hakkımız olmadığını da içinize sindirin ki, bir evvelkilerin yanlış yorumlarıyla gönlünüz bir tembelliğe kaymasın.
***
İslam’ı diğer sistemler yanında bir alternatif olarak ele alıyorsunuz. Zaman zaman da bazı tezler karşısına bir antitez olarak çıkarıyorsunuz. Diğer sistemlerin insanlığı felakete götürdüğü anlaşıldı, o halde İslam uygulanmalı gibi bir imaj çıkıyor yazınızdan. Peki o sistemler insanlığı şikayet edemeyeceğimiz derecede bir mutluluğa kavuştursaydı ne olacaktı? İslâm’ı bir alternatif olarak ele alıp yola çıkınca, öne sürdüğümüz gerekçelerin değişkenliği bizi yan yollarda bırakabilir.
İddiamız sarsılabilir. İslam kendisiyle vardır. Haklıdır. Bu konularda yazarken dikkatli olun.
***
Arapça öğrenin. Nerden çıktı bu diyeceksiniz. Doğrusu bilmiyorum İçime öyle doğdu. Şu kadarını söyleyeyim ki, kendim için istediğim bir şeyi sizin için de istedim ve söyledim. Hepimiz mutlaka Kuran’ı su gibi okuyabilmeliyiz. Ve Arapçayı öğrenmeliyiz. Hangi türlüsü olursa olsun, ister pratik, ister kitabî. Öğrenelim ki, sonra da, “İslâm ülkeleriyle ilgili haberleri Yahudi yada Hıristiyan batıya hizmet eden kozmopolit haber ajanslarının ağzından dinliyoruz” gibi aptalca sızlanmalardan kurtulalım.
***
Etrafınıza bakıp boşuna telaşa kapılıyorsunuz. Onlar olmasaydı manevî yaşayışın ne demek olduğunu bu kadar iyi anlayabilir miydiniz? Bir şey haddine ermeyince zıddına nasıl döner? Günübirlik öfkelerden, tahammülsüzlüklerden kurtularak geniş ve derin olun. Bir gün bütün musibetleri bir defada yok edecek kadar geniş, derin ve sabırlı.
***
Ehli takva olun. Ehli secde olun. Farzları alenen yerine getirin. Nafileleri kendi nefsinizden bile gizleyin.
***
Müslümanlar arasında bugün meydana gelen ve hak mezheplerden, ehli sünnet vel cemaat akidesinden sapmalardan başka bir şey olmayan ihtilaflarda ise rahmet değil fitne vardır. Bu konularda fevkalade hassas olmanızı ve hadisi şerifleri olur olmaz şekilde kullanmamanızı isteriz.
***
Bir İslam İlmihali edinin. Varlığınızın tek amacını oradaki bilgileri edinmek ve işlemek bilerek okuyun… Kazançlarınız büyük olacaktır.
***
Acaba iyi bir okuyucu olmak yetenek istemiyor mu. Hiç düşündünüz mü okuduklarınız sizde kalıyor mu? Onları kullanabiliyor musunuz? Bu söylediklerimizin “genel kültürü kuvvetli olmak” veya “ayaklı kütüphane olmak”la hiçbir ilgisi yok. Tamamen okunanların özümlenmesiyle ilgili bir olay. Yeteneğinizi ilkin bu noktada bir arayın.
***
Kalbinizi yumuşatın ama iradeniz sert olsun. Kelimelerinizi yumuşat ın ama nüfuzunuz kuvvetli ve derin olsun.
***
Fevkalade enginlikleri olan bir mesleğiniz var. Tüm zekanızı, yeteneklerini onu en anlamlı şekilde değerlendirmeye vermelisiniz. Bunu yaparken on yirmi otuz yıl ilerisini de hesap edin. Dağların kentlerin dünyanın bizim olacağı geniş ve güzel günleri düşünün.
***
İslamı tanıyorsunuz. Onu ibadetlerle de yaşıyorsanız, yayınları takip ederek de kavileştiriyorsanız, artık sizin başkalarına yardımcı olmanız gereken bir pozisyondasınız. Şimdi siz çevrenizdekiler için bir ‘imam kardeş’ olun.
***
Ocak çok önemlidir. Sohbet çok önemlidir. Sizde şair olmak sanatkar olmak için gerekli bir çok şey mevcut. Ama sohbetten nasipdar mısınız?
***
Bütün mevsimler, bütün güneşler, bütün vakitler diridir. Dirilik insana ve onun zamanı, çalışarak canlı tutmasına bağlıdır. Ve Müslüman için tatil yoktur. Umarım bu söylediklerimi duyuyor, anlıyor ve üzerinizdeki toprağı silkeliyorsunuz.
***
Evinizde, giyiminizde, mektubunuzda, işinizde, sözünüzde, namazınızda, duanızda, secdenizde, orucunuzda, insanlara ve hayvanlara muamelenizde hep güzel olun.
***
Lütfen dünyaya, eşyaya ve insana bir çocuğun merakı ve sevgisi ile bakar mısınız. Rica ediyorum.
***
Genç arkadaşlardan bana sık sık “ne okuyayım” diye soranlar olur. Ben de şimdiye kadar onlara elle tutulur herhangi bir cevap vermiş değilim. Kitap tavsiye etmek belalı bir iş. Bizler diyebilirim ki birden bire “kitap okuyalım mı yoksa okumayalım mı?” gibi bir sorunun önüne gelmiş bir nesiliz. Okuyacak mıyız okumayacak mıyız, okuyacaksak eğer ne okuyacağız. Sanırım bunun işe yarar bir cevabını bulmak son derece zor. Yobaz-laşmadan verilecek bir cevap da zor.
Serbestlikle verilecek bir cevap da sakıncalı. Herhalde herkesin kendi başına, iyiliklerini ve hatalarını yükleneceği bir yol tutturup gitmesi en akıllıcası olacak.
***
Bizim için önemli olan, konusu itibariyle İslâmi olan değil, hangi temayı hangi konuyu işlerse işlesin, yazılanların İslâmi bir duyarlılıkla yazılmış olmasıdır. Bunu da unutmayın.
***
Çevre edinme ve genişletme girişimleriniz beni sevindiriyor. Sohbetleriniz ve konuşmalarınızın daima faaliyete yönelik olmasına dikkat edin ve gıybetten kaçının. Açı’mızı bütün dünya Müslümanlarının sorunlarını görecek şekilde geniş tutarak, dar mekânların dedikodu ve gıybete götüren etkilerinden kurtulun.
***
“İmam-ı Azam’ın Menkıbeleri” isimli bir eserde şunları okudum: “İmam-ı Azam Hazretleri, biri yanıma girip de şöyle olmuş, böyle olmuş diye dedikoduya başladı mı, bırak bunları, şu meseleye ne dersin, diyerek sözümü keserdi. Ve insanların hoşlanmayacaklar ı şeyleri nakletmekten sakının. Hakkımızda kötü söyleyenleri Allah affetsin. İyi söyleyenlerden de Allah razı olsun. Allah’ın dinini öğrenin. Halkın dedikodusunu ve özel hayatlarını bırakın. O zaman Allah onları size muhtaç eder, derdi.”
Edebiyat âlemi dedikodularla doludur da onun için yazıyorum bunları. Biz bunlardan uzak kalalım. Ama İslami ve güzel olan neredeyse oraya gidelim. İstanbul’da büyük zatların ellerini öpüp dualarını alın. Ağabeylerin ve üstadların sohbetlerini dinleyin. Bunlar ve bunların kitapevleri, yayınevlerinin şuurlu ve hevesli ziyaretçileri olun. Hoş olmayan şeyler duyarsanız yaymayın. Güzel olanları görün, bu ikinciler gizli ama daha çoktur.
***
Müslümanları yüreklendirecek şeyleri, yüreğin güzelliklerini, sevgi ve şefkati, merhameti, yiğitliği, şerefi, umut ve gururu, inanmış kalbin gururunu, bunları, hem de zıtlarıyla anlatma kolaylığını tercih etmeden, doğrudan doğruya kendilerini anlatarak anlatmaya çalışın. Teşhir etmeyin, aksine örtün, ayıpları ortaya dökmeyin.
***
Okuyun: İmam-ı Şarani, Mevlana, Yunus, Reşahat, Eşrefoğlu Rumi… İpuçları, sırlar, edep, adap oralarda ve hadislerde. Batı tipi şiir, hikaye ve romandan sıyrılmak gerekiyor. Bizler için belki çok geç. Malzemenin yerli, eserlerin ruhunun yerli ve İslami olması yetmiyor. Gerçekleştirilmesi gereken tam anlamıyla “Müslüman sanatçı” olmaktır.
Madem sözü, kendimizi de katarak “Müslüman sanatçı” olmak noktasına getirdik, burada temayüz etmenin, rehber olmanın, makbul şeyler yazmanın yollarını da söyleyeyim. İlkin Allah korkusu bu açıdan, yazılan her cümlenin sorumluluğunun idraki… Zinhar bir tek vakit olsun namazı bile bile, göz göre göre kazaya bırakmamak, sabah namazlarını mümkünse camide kılmak, her an pırıl pırıl temiz olmak, her bakımdan ve hep Allah ve Peygamberi konuşan kişileri arayıp bulmak ve kendine kötülüklerden nasıl el etek çektiğini maddi delillerle ispat etmek, eylem halinde.
***
Kendimizden soyutlanıp KADRO olarak düşünelim. Bir hareketi düşünelim. Bunun için de sen dahil hepimiz ve hepimizi de aşan bir amaç var. Bu amacın amelesi ve kölesi olalım. Çözüm ve karar ve tercih bir tekimizin üzerinde kümelenmesin.
Cahit Zarifoğlu’ndan nasihatler
Reviewed by Habersizim
on
10:24:00
Rating:

Hiç yorum yok: