Yolum yine Müstakil’in ofisine düştü geçen gün. Ofis, ‘islami getto’ Başakşehir’e giderken sağda, araba tamirhanelerinin karşısında, Altınoluk’a varmadan sağ tarafa bakarak yürürseniz, bir tefeci dükkanı var, onun üst katı. Maaşımı elden almak hayaliyle gittim bu sefer gazetenin ofisine. Zil yok. Mason örgütlenmesi gibi kapıyı üç kere tıklamazsanız açmıyorlar kapıyı size.
Neyse.
İçeri girip doğrudan pandanın yanına yöneldim. Panda yok. İçeride saçı uzun, sakallı bir adam karşıladı beni. Dedim “Selamaleyküm, maaşlar buradan mı dağıtılıyor”. Döndü adam ve “Kimseyi sevmediğim kadar seni sevmiş olmam sana yetmedi” dedi. Pardon? demeye kalmadan “Giden dönmedi, kalan unutmadı” dedi.
İlk şoku atlattım. Biraz daha net cümlelerle “Ben” dedim “maaşımı almak istiyordum ama… Hakan Bey yok muydu acaba?”
“Yok” dedi ve bilgisayarına dönüp dövermiş gibi bastı tuşlara. Deli herhalde dedim. Ve yanındaki sandalyeye oturdum. Gözlerim pandayı aradı. Ani bir hareketle bana dönüp “Siz Şahsi Fikir olmalısınız” dedi. “Şahsi Fikir değil, Şahsi Fikrim” dedim. “Evet ben oyum” Meğer beni kapıda garip garip mısralarla karşılayan bu adam Müstakil’in görsel yönetmen yardımcısı Fatih Koca’nın ta kendisiymiş. Şimdi anladım, bu gazetenin tasarımı niye böyle çorba gibi. Bu adam yapıyorsa sayfaları tüm sayfaların Salvador Dali eseri gibi olmasına şaşmamak lazım.
Yalakalığa varan bir samimiyetle “Siz Fatih Koca olmalısınız, sizi Twitter’da takip ediyorum. Ama siz beni takip etmiyorsunuz. Neden onca takipçiniz olduğu halde en fazla 10 retwit alıyorsunuz. Takipçileriniz sizi neden yalnız bırakıyorlar. Bu dünyada neden kimse sizi anlayamadı” diye sordum.
Boş konuşmakta üstüme yoktur. Bana dönüp “Sen benim; bir daha kimseye güvenemeyecek olmamın sebebisin. Sen bana daha ne yapabilirsin ki?” dedi. “Evet bu twitinizi hatırlıyorum Fatih Bey, maksimum 5 retwit almıştır. Toplum sizi anlamıyor bence” dedim.
“Bi çay söyleyin de içelim bari” diye de ekledim. Yine anlaşılmaz tavırlar takınarak bilgisayarına döndü. “3. sayfanın manşeti ne olacak Mehtaap” diye içeriye bağırdı.
Yavaşça odadan çıktım ve diğer odada boş bir koltuğa oturdum. Ontolojik buhranımı azdıran bu bir kaç dakikadan sonra elinde Hobby çikolata ve bir bardak çay ile Tuba Hanım girdi içeriye. Dedi “Şahsi Bey, ücretinizi bize ilettiğiniz IBAN numarasına yatıracağız, yalnız içtiğiniz çayları maaştan düşüyoruz.
Sonra laf söz olmasın” dedi. Çayı Eski Kafa gibi beş liradan kitliyor olmas ınlar diye içimden geçirip “Ben çay almayım o zaman, varsa bi suyunuzu içerim” dedim. Su da paralıymış. Garip garip orada oturduğumu gören Fındık Efendi, “Şahsi, istersen Karar’da yaz. Tanıdıklarım var ayarlayabilirim” dedi. “Maaş verirler mi onlar” dedim. “Yok ama orası merkez medya, biz biraz kıyıda kalıyoruz” dedi. Adam ‘Hülasa’ cümlesi gibi konuştu benimle.
Dedim “Sensin merkez medya. Yeter artık. Bak şuraya bırakıyorum IBAN’ımı. Yazdığım 14 yazı. 10 liradan 140 lira. Bugün gelmesin o para bana size merkez kim kıyı kim gösteririm, istifa ederim” diye gürledim. Şurama gelmişti artık.
Çıkarken Fatih Koca yanıma yaklaşıp : “Bazen öyle yalnız olduğumu hissediyorum ki; yalnızlık bile benden daha kalabalıktır” dedi. “68 retwit aldı” diye ekledi.
Kendimi aşağıya atmamak için zor tuttum.
“Kalabalık yalnızlık” klişesi boğazıma saplanmış vaziyette IBAN numaramı acı içinde ufak not kağıtlarına yazıp oradan kaçarak uzaklaştım. Fatih beni klişesiyle dövmeseydi istifa mektubu yazar, soluğu Karar’da alırdım ama hadi yine Fatih’e dua etsin Albayrak Efendi.
Bir süre daha buralardayım ‘nasipse’ !
Neyse.
İçeri girip doğrudan pandanın yanına yöneldim. Panda yok. İçeride saçı uzun, sakallı bir adam karşıladı beni. Dedim “Selamaleyküm, maaşlar buradan mı dağıtılıyor”. Döndü adam ve “Kimseyi sevmediğim kadar seni sevmiş olmam sana yetmedi” dedi. Pardon? demeye kalmadan “Giden dönmedi, kalan unutmadı” dedi.
İlk şoku atlattım. Biraz daha net cümlelerle “Ben” dedim “maaşımı almak istiyordum ama… Hakan Bey yok muydu acaba?”
“Yok” dedi ve bilgisayarına dönüp dövermiş gibi bastı tuşlara. Deli herhalde dedim. Ve yanındaki sandalyeye oturdum. Gözlerim pandayı aradı. Ani bir hareketle bana dönüp “Siz Şahsi Fikir olmalısınız” dedi. “Şahsi Fikir değil, Şahsi Fikrim” dedim. “Evet ben oyum” Meğer beni kapıda garip garip mısralarla karşılayan bu adam Müstakil’in görsel yönetmen yardımcısı Fatih Koca’nın ta kendisiymiş. Şimdi anladım, bu gazetenin tasarımı niye böyle çorba gibi. Bu adam yapıyorsa sayfaları tüm sayfaların Salvador Dali eseri gibi olmasına şaşmamak lazım.
Yalakalığa varan bir samimiyetle “Siz Fatih Koca olmalısınız, sizi Twitter’da takip ediyorum. Ama siz beni takip etmiyorsunuz. Neden onca takipçiniz olduğu halde en fazla 10 retwit alıyorsunuz. Takipçileriniz sizi neden yalnız bırakıyorlar. Bu dünyada neden kimse sizi anlayamadı” diye sordum.
Boş konuşmakta üstüme yoktur. Bana dönüp “Sen benim; bir daha kimseye güvenemeyecek olmamın sebebisin. Sen bana daha ne yapabilirsin ki?” dedi. “Evet bu twitinizi hatırlıyorum Fatih Bey, maksimum 5 retwit almıştır. Toplum sizi anlamıyor bence” dedim.
“Bi çay söyleyin de içelim bari” diye de ekledim. Yine anlaşılmaz tavırlar takınarak bilgisayarına döndü. “3. sayfanın manşeti ne olacak Mehtaap” diye içeriye bağırdı.
Yavaşça odadan çıktım ve diğer odada boş bir koltuğa oturdum. Ontolojik buhranımı azdıran bu bir kaç dakikadan sonra elinde Hobby çikolata ve bir bardak çay ile Tuba Hanım girdi içeriye. Dedi “Şahsi Bey, ücretinizi bize ilettiğiniz IBAN numarasına yatıracağız, yalnız içtiğiniz çayları maaştan düşüyoruz.
Sonra laf söz olmasın” dedi. Çayı Eski Kafa gibi beş liradan kitliyor olmas ınlar diye içimden geçirip “Ben çay almayım o zaman, varsa bi suyunuzu içerim” dedim. Su da paralıymış. Garip garip orada oturduğumu gören Fındık Efendi, “Şahsi, istersen Karar’da yaz. Tanıdıklarım var ayarlayabilirim” dedi. “Maaş verirler mi onlar” dedim. “Yok ama orası merkez medya, biz biraz kıyıda kalıyoruz” dedi. Adam ‘Hülasa’ cümlesi gibi konuştu benimle.
Dedim “Sensin merkez medya. Yeter artık. Bak şuraya bırakıyorum IBAN’ımı. Yazdığım 14 yazı. 10 liradan 140 lira. Bugün gelmesin o para bana size merkez kim kıyı kim gösteririm, istifa ederim” diye gürledim. Şurama gelmişti artık.
Çıkarken Fatih Koca yanıma yaklaşıp : “Bazen öyle yalnız olduğumu hissediyorum ki; yalnızlık bile benden daha kalabalıktır” dedi. “68 retwit aldı” diye ekledi.
Kendimi aşağıya atmamak için zor tuttum.
“Kalabalık yalnızlık” klişesi boğazıma saplanmış vaziyette IBAN numaramı acı içinde ufak not kağıtlarına yazıp oradan kaçarak uzaklaştım. Fatih beni klişesiyle dövmeseydi istifa mektubu yazar, soluğu Karar’da alırdım ama hadi yine Fatih’e dua etsin Albayrak Efendi.
Bir süre daha buralardayım ‘nasipse’ !
Böğrüme saplanan klişe
Reviewed by Habersizim
on
10:10:00
Rating:

Hiç yorum yok: