Perşembe günü şehre indim. Edirne civarında oturunca Suriçi’nde tramvay hattı tarafına gitmek şehre inmek oluyor benim için. Şehre inmişken en sevdiğim kürkçü dükkânım Beyazıt Sahaflar Çarşısı’na uğrayayım da bir iki kitap, dergi neyin alayım dedim. Cahillikten öleceğim yoksa. Uğradım da n’oldu? Yine cahilim yine cahil. Neyse ki ölmedim.
Gülçin Durman hanımefendinin İnşallah isminde bir öykü kitabı çıktı geçenlerde İz Yayıncılık’tan. O var aklımda. Bir de gazetemizin 2. sayfa muharrirlerinden Kadir Metin Akbaş öncülüğünde çıkartılan Katı Dergi. Bir zamanlar ‘sahaflar şeyhi’ Muzaffer Ozak (ks) hazretlerinin olan dükkâna meylettim evvela. Kitabı sordum, kimsenin kitaptan haberi yok. Dolayısıyla yoktu ellerinde. Sipariş verdiler hemen. Genel olarak Osmanlıca eserler satan bir yer burası, geçen aylarda da Hece Yayınları’ndan çıkan Küçük Prens’in Osmanlıca versiyonunu istemiştim. Kitabın olmasını geçin varlığından bile haberdar değillerdi. Zor bela ikna ettim öyle bir kitabın mevcudiyetine. Katı Dergi için de, Allah’ın selamını verince acaib mutlu olan bir sahaf amca var, tüm kitapları liste fiyatına satıyor; ama olsun seviyoruz çokça, onun dükkânına uğradım. Selam verdim, gülümsedi. Ama ne aradığım kitap ne de dergi vardı. Bu iki yer dışında diğer dükkânlar genel olarak ders kitabı ve popüler kitaplar satarak beni çıldırtmaktan başka iş yapmayan yerler. Pes ettim ve gerisingeri tramvay hattına yürüdüm. Sahaflık bitmiş yahu!
Sonra neden internetten kitap alışverişi yapıyorsunuz, cart curt. Tabi yaparız, hem hesaplı hem de aradığımızı buluyoruz evelallah. “Kitapyurdu mu, Babil Kitap mı?” derdi var orada da gerçi. Bu aralar Babil’e gıcığım, ısrarla 14 Şubat kampanya içerikli mailler gönderip duruyor. Tüccarlığın dini-dili-ırkı olmuyor anlaşılan. Kahrolsun kapitalizm. İstikamet İstanbul Tasarım Merkezi.
Kültür, sanata dair ne varsa bu tramvay hattında var. Türk Ocağı, TYB, Kubbealtı, Yahya Kemal Enstitüsü, Edebiyat Vakfı vesaire vesaire. Hepsi burada, sürekli gidip geliyoruz biz de. Ama o sürekli gidip gelişlerimizde daha önce hiç rastlamadığımız bir yer daha varmış: İstanbul Tasarım Merkezi. Zaten yol üstünde değil, ara sokaklarda bir yerde. Burası bir Özbekler (Buhara) Tekkesi, kapısının üstünde minare, karşısında ise Sokullu Mehmet Paşa Camii var. Issız, garip, kendi hâlinde bir yer. Gazetemizin 6. sayfa muharirlerinden İsmail Erdoğan davet etti kendi seminerine. Böylece müşerref olmuş olduk hem tekkeyle hem de İsmail Erdoğan’la. “İnsanı Yetiştirmenin Mimarisi: Türk Evi” başlıklı müthiş bir seminer verdi bize İsmail Erdoğan. TOKİ’ye nefret söylemleriyle başlasa da “Göğe bakmak ibadettir.” düsturuyla bitirdik sohbetimizi. Tam olarak 14 kişiydik salonda, 12 dinleyici+kameraman+İsmail Erdoğan. Az ama öz. Öz ve güzel.
Anlatılanlar içinde en çok şu hoşuma gitti: “Makedonya’ya, Ohri’ye gittiğinizde, Safranbolu’ya, Erzurum’a gittiğinizde aynı evi görürsünüz. Farklı malzemelerle aynı ev. Bu ilkesel bir şeydir. Osmanlı’nın ürünüdür.” Ziyadesiyle doğru bir tespit. Üslupta birlik. Bosna Hersek’in Travnik şehrindeki evler de aynı,Türkiye’nin Bursa’sındaki evler de. Türk evinden bahsettiğimizde işte bu evlerden bahsetmiş oluruz. Orta Asya’da çadır ile başlayan süreç, Söğüt-Domaniç’te otağ ile devam edip “Cumbalı odalarda inletir ‘Katibim’i” ile son bulmuş ve cumhuriyet ilan edilmiş. Sonra da TOKİ kurulmuş herhalde, ne bileyim ben, bu satırları size 8. kattaki odamdan yazıyorum.
Selamlar, sevgiler.
Gülçin Durman hanımefendinin İnşallah isminde bir öykü kitabı çıktı geçenlerde İz Yayıncılık’tan. O var aklımda. Bir de gazetemizin 2. sayfa muharrirlerinden Kadir Metin Akbaş öncülüğünde çıkartılan Katı Dergi. Bir zamanlar ‘sahaflar şeyhi’ Muzaffer Ozak (ks) hazretlerinin olan dükkâna meylettim evvela. Kitabı sordum, kimsenin kitaptan haberi yok. Dolayısıyla yoktu ellerinde. Sipariş verdiler hemen. Genel olarak Osmanlıca eserler satan bir yer burası, geçen aylarda da Hece Yayınları’ndan çıkan Küçük Prens’in Osmanlıca versiyonunu istemiştim. Kitabın olmasını geçin varlığından bile haberdar değillerdi. Zor bela ikna ettim öyle bir kitabın mevcudiyetine. Katı Dergi için de, Allah’ın selamını verince acaib mutlu olan bir sahaf amca var, tüm kitapları liste fiyatına satıyor; ama olsun seviyoruz çokça, onun dükkânına uğradım. Selam verdim, gülümsedi. Ama ne aradığım kitap ne de dergi vardı. Bu iki yer dışında diğer dükkânlar genel olarak ders kitabı ve popüler kitaplar satarak beni çıldırtmaktan başka iş yapmayan yerler. Pes ettim ve gerisingeri tramvay hattına yürüdüm. Sahaflık bitmiş yahu!
Sonra neden internetten kitap alışverişi yapıyorsunuz, cart curt. Tabi yaparız, hem hesaplı hem de aradığımızı buluyoruz evelallah. “Kitapyurdu mu, Babil Kitap mı?” derdi var orada da gerçi. Bu aralar Babil’e gıcığım, ısrarla 14 Şubat kampanya içerikli mailler gönderip duruyor. Tüccarlığın dini-dili-ırkı olmuyor anlaşılan. Kahrolsun kapitalizm. İstikamet İstanbul Tasarım Merkezi.
Kültür, sanata dair ne varsa bu tramvay hattında var. Türk Ocağı, TYB, Kubbealtı, Yahya Kemal Enstitüsü, Edebiyat Vakfı vesaire vesaire. Hepsi burada, sürekli gidip geliyoruz biz de. Ama o sürekli gidip gelişlerimizde daha önce hiç rastlamadığımız bir yer daha varmış: İstanbul Tasarım Merkezi. Zaten yol üstünde değil, ara sokaklarda bir yerde. Burası bir Özbekler (Buhara) Tekkesi, kapısının üstünde minare, karşısında ise Sokullu Mehmet Paşa Camii var. Issız, garip, kendi hâlinde bir yer. Gazetemizin 6. sayfa muharirlerinden İsmail Erdoğan davet etti kendi seminerine. Böylece müşerref olmuş olduk hem tekkeyle hem de İsmail Erdoğan’la. “İnsanı Yetiştirmenin Mimarisi: Türk Evi” başlıklı müthiş bir seminer verdi bize İsmail Erdoğan. TOKİ’ye nefret söylemleriyle başlasa da “Göğe bakmak ibadettir.” düsturuyla bitirdik sohbetimizi. Tam olarak 14 kişiydik salonda, 12 dinleyici+kameraman+İsmail Erdoğan. Az ama öz. Öz ve güzel.
Anlatılanlar içinde en çok şu hoşuma gitti: “Makedonya’ya, Ohri’ye gittiğinizde, Safranbolu’ya, Erzurum’a gittiğinizde aynı evi görürsünüz. Farklı malzemelerle aynı ev. Bu ilkesel bir şeydir. Osmanlı’nın ürünüdür.” Ziyadesiyle doğru bir tespit. Üslupta birlik. Bosna Hersek’in Travnik şehrindeki evler de aynı,Türkiye’nin Bursa’sındaki evler de. Türk evinden bahsettiğimizde işte bu evlerden bahsetmiş oluruz. Orta Asya’da çadır ile başlayan süreç, Söğüt-Domaniç’te otağ ile devam edip “Cumbalı odalarda inletir ‘Katibim’i” ile son bulmuş ve cumhuriyet ilan edilmiş. Sonra da TOKİ kurulmuş herhalde, ne bileyim ben, bu satırları size 8. kattaki odamdan yazıyorum.
Selamlar, sevgiler.
Yine bir gün
Reviewed by Habersizim
on
13:39:00
Rating:

Hiç yorum yok: