Yazıhane günlükleri: Küstüm, oynamıyorum

Keyfim yerinde olduğu müddetçe Hakan Albayrak’ı arayıp mutlaka hâlini hatırını sorarım. Malum yaşlı bir birey, arayınca sevinebiliyor. Çoğu zaman baştan savsa da arıyorum. Sonuçta bana gazetesinde köşe verdi, aramak lazım. Şahsi Fikrim abinin aksine gazeteyi beğenmeyince utanmadan söylüyorum aradığımda. Farkımız bu. Tamam, bir de o benden daha iyi yazıyor; yapacak bir şey yok. Ben de onun gibi 67 yaşıma geldiğimde şahane yazılar yazabilirim. Babaannesi 101 yaşında evet, Allah geçinden versin.
Geçen gün keyfim yerinde değildi galiba ki o gün hiç görüşmemiştik sayın genel yayın yönetmeniyle. Yine de yazıhaneye bir işin ucundan tutmaya gelmiş bulundum o gün. Zaten son günlerde hep bize yıkıyorlardı tüm sayfaları. Boyuna sayfa yapıyorduk. Sabah, akşam sayfa yapıyorduk. Elimdeki, dimağımdaki yazılar tükenmişti. Son beş yıl boyunca ne yazdıysam verdim gazeteye neredeyse. O sebepten tuhaf tuhaf yazılar çıktı ortaya ya, neyse. Aramadım işte Hakan Albayrak’ı o gün, o aradı beni. Hayret! Herhalde yanlışlıkla arıyordur dedim, açmaya yeltenmedim ilk başta. Baktım telefon üçüncü kez çalıyor, elim telefona gider gibi oldu. Sonra dedim kesin azarı yiyeceğim bir yazım yüzünden, yine açmaktan caydım. Bu arada çalmaya devam edince dayanamadım, açtım. Albay epeyce neşeliydi, hayret iki! Normalde yorgun ve daha da yaşlı olması gerekirdi o saatte. Hal, hatır sordu. “Dersler nasıl?” falan dedi. Dedim ya yaşlandı, dersleri soruyor artık. Karnemi de sorsa ihtiyar heyetine katılma yaşına geldiğine hükmedecektim de sormadı Allah’tan.
Dedi “Kardeş, cuma günü İstanbul’a geliyorum. Ertuğrul yok. Başyazı’yı, Hülâsâ’ları hep sen yazıyorsun. Gazeteyi sen çıkaracaksın.” Dedim “Nasıl olur abi? Ben ne yazarım? Mahvoluruz, anlamam ben siyasetten.” Dinlemedi. Çat kapattı telefonu. Telaşlandım pek tabi. Cuma gününe bir gün vardı, bir şeyler düşünmeliydi.
Gün boyu Hülâsa’ya konu düşündüm. Neyse ki o kadar da korkunç değilmiş, buldum bir şeyler.
Geldi ‘hürriyet kadar kutsal’ gün cuma. Erkenden yola koyuldum, geldim yazıhaneye. Kimsecikler yok. Dedim bismillah, başladım çalışmaya. Hem yazıyorum hem de sayfa mizanpajını yapıyorum. Gazeteyi ben çıkaracağım yahu, elime yüzüme bulaştıramam. Üçüncü sayfamızın Hülâsa’sını yazdım, beşinci sayfamıza geçtim. Büyük patronlardan Ertuğrul Fındık aradı. “Hülâsa yazdım, koy sayfaya. Gâvurca sözlüğü de gönderiyorum, al onu. Arka sayfaya da bir şey yazacağım şimdi.” dedi, çat kapattı telefonu. Çat kapatmak patronların en sevdiği şeydir. Bir de “çatkapı gelmek” diye bir şey var; ama onun mevzumuzla alakası yok. Sayfalarım işgal edilmişti resmen, ben yazacaktım her yere oysa. Yine gençlerin önünü kapatıyorlardı, yine bize fırsat vermiyorlardı, yine hürriyetimize göz dikmişlerdi. Elbette hemen pes ettim ve ne gönderdiyse koydum sayfalara. Ne direneceğim canım, anarşik filan mıyım ben?
Akabinde daha felaket bir şey oldu. Ankara’dan gazeteci-yazar Hakan Albayrak ve grafiker Fatih Koca geldi. Ellerinde devasa monitör ve canavara benzeyen bir kasayla...
Benim masamda kurulu bilgisayar yok. Laptop var, masa takvimi var, bir iki dergi filan var. Hemen sevgili masama dev gibi monitör ve canavara benzeyen kasa konuldu.
Laptopum ve diğer eşyalarım öteye itildi. Çantam pandanın kucağına atıldı. Bizi ötekileştirdiler ey halkım! Elbette sesimi çıkarmadım ve ne varsa eşyaya dair, sadece öğleleri yemek yediğimiz, toplantı masasına taşıdım. Ne sesimi çıkaracağım canım, zaten sigortam yok.
Tam gittim Hakan Albayrak’a, vaziyeti şikayetleneceğim, Hakan abi harıl harıl bir şeyler yazıyor. Hayret üç! “Abi, ne yaz ıyorsun Allah aşkına?” dedim. Başyazı yazdığını söyledi. Yıkıldım oracıkta. Farketmedi. Hani ben yazacaktım her şeyi, hani ben gazete çıkarıyordum bugün, hani benim gençliğim nerede? Gençliğimi yediler ulan gençliğimi. Tatil günümü yazıhane köşelerinde geçirdim boş yere. Tabii ki hiçbir şey demedim. Sadece “Abi” dedim “Çay ister misin?” cevap bile vermedi.
Ayıp.
Şimdi ben istifa etmeyeyim de kimler etsin?

Ayşe Beyza Çiçek
Yazıhane günlükleri: Küstüm, oynamıyorum Yazıhane günlükleri: Küstüm, oynamıyorum Reviewed by Habersizim on 09:35:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: