Lisede okurken katıldığım ocak toplantılarından birinde konuşma yapan arkadaşımız; "Çocuklarımızın geleceği için kendimizi feda etmeliyiz" demişti. "Onların daha rahat yaşayacağı bir Türkiye için adayacağız kendimizi." Bütün toplantılarda en haylaz ve muziplerin oturduğu yer olan arka sıralardan bir başka arkadaşımızın cevabı müthişti: "La gardaşım, biz de çocuğuz zaten. Kendimiz için yapsak ya ne yapacaksak. Hem biz de istifade etmiş oluruz." Benim basit bir hayatım var. Kolay ve karmaşadan uzak. Fazlası değil, ancak gözümün önündekileri anlamaya yetecek kadar da aklım. Geleceği kurma arzusu ve ona adanmış hayatlarla ilgili öneriler, muhabbet olsun diye dillendiriliyorsa keyiflidir. Ama hayatımızı etkileme imkanına sahip biri tarafından söyleniyorsa şayet, beni endişeye sevk eder.
Kendi alanında hayattan bu kadar kopuk ve aynı ölçüde tehlikeli başka bir yalan daha var mıdır bilemem. 'Yarını kurmak' efsunlu bir tanımlama. Yarın, maddi olarak içerisinde asla yer alamayacağımız kadar uzak bir yerde duruyor. Biz her daim bu an'ı yaşıyoruz ve yarını kurmak adına yaptığımız her şey bu günümüzü de kaçırmamıza sebep oluyor. Telifinin İsmet Özel'e ait olduğunu hatırladığım bir mesel vardı. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyleydi. "Menzili uzaktaki kuşları avlamaya yetmeyecek bir tüfekle, sadece oradakiler için pusuya yatmış bekliyoruz. Hem menzilimiz içerisindeki kuşlardan oluyoruz hem de zaman zaman yaptığımız atışlarla cephanemiz tükeniyor. Oysa ulaşabileceğimiz hedeflere yönelseydik, en azından günü kurtaracak kadar avlanmış olurduk."
AK Parti iktidarının (Türkiye Cumhuriyetinin siyasi geleneği bakımından değil de içerisinde yer aldığımız mana dünyasının keyfiyeti bakımından eleştirilecek politikalarını bir tarafa bıraktığımızda) ülkeyi dönüştürme sürecinden bahseden hararetli bir kaç muhabbetle karşılaşınca aklıma gelen bunlardı. Bugünü yaşıyoruz ve Türkiye siyasetini yönetenler, yarınlar için kendimizi feda etmemizi isteyen ideolojik önerilere sırt çevirip, bugünü de yaşamayı mümkün kılacak politikaları hayata geçiriyorlar. Arka planda bir ilkeler bütünlüğü olduğunu varsaymakla birlikte, olup bitenlerin önemli bir kısmı fayda/zarar denklemi üzerine kurulu. Bu sebeple seçimlerde istenilen sonuç alınıyor. Bu sebeple iktidarın problem çözme kabiliyeti çok yüksek. Kendini her duruma göre yeniden kuran/uyarlayan bir yapısı var. Eğer şartların dayattığı ve çaresizliğin ürettiği kaçınılmaz durum olarak hayata geçirilen bir şey değilse bu, ülkemizde pek de rastlanmayan politik bir dehanın ürünüdür. Bizi gençliğimizde içerisine hapsettikleri kafesin kapısına giden yolu, yarın için yapılacaklar listesi ile döşemişlerdi. AK Parti iktidarı, gelmek bilmeyen ve asla içerisinde yer alamayacağımız kadar uzakta olan yarınlara ait efsunu yıktı. Çocuklarımız için önemli olan her şeyi şimdi istiyoruz ve imkanlar nispetinde mümkün oluyor. Yarına dair tasarımların sakat olan en önemli yanı, her şeyin ancak kendi imkan ve gayretimizle gerçekleşeceğine dair taşıdığımız batıl ve bereketsiz kanaattir. Kader, nasip, imtihan, sabır ve tevekkül; yarın ulaşmayı hak ettiğimizi düşündüğümüz güzel günlere çıkmayı beklerken zayi ettiğimiz yapı taşlarımız.
İnşallah demeyi, duadan/niyazdan koparıp ağız alışkanlığına dönüştürdüğümüz yer burası.
Yarın, belki bir ödeşme ve hesap günü olarak kurgulanabilir. Yapılması gereken her şey bu günden yapılmalıdır. Yarına dair beklentilerimiz, bu günün ıskalanmasının yanında bir oyun olarak tasarlandığı gerçeğini de perdelemeyi amaçlamaktadır. İnsan fıtratı bütün donan ımı ile birlikte hayatı bu anda olan / yaratılan şeyler üzerinden algılar. Yarın düşüncesiyle ertelenen işler, bugünün mükellefiyetini iptal etmek için kulağımıza fısıldanan şeytan nefesleridir. Kuran'ın indirildiği dönem üzerinden konuşursak derdimi daha iyi anlatabilme imkanı bulurum. Allah Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) etrafında bulunan ve sayıca bir avuç olarak tabir edilecek Müslüman, yarını inşa etme düşüncesinde olsalardı nasıl bir hal içerisinde bulunurlardı? Yeryüzünün tamamında müşriklerin, yani düşmanlarının olduğunu görerek nasıl bir gelecek tasavvuru geliştirirlerdi? Yarına dair kayıt altına alınmış tek düşünceleri, bugün emredilmiş olana sıkı sıkıya yapışarak yarınki hesap gününü kolaylaştırmaktı. Yarına dair hesap yapmak, işlerin nevi bakımından tasnif edilmiş midir bilemem ama bu meselede rahatlıkla uzun emel sahibi olmakla ilişkilendirilebilinir. 'Yarının da yarına göre bir işi var' der atalarımız.
"Sizden biriniz bir kötülükle karşılaştığında" hadisinin veya benzer metinlerdeki rivayetlerin zaman vurgusu önemlidir. Hakeza sabır tavsiyesinde de musibet başa ilk geldiğinde gösterilen tavrın önemine yapılan vurgu hep 'an'a dairdir. Derviş İbnü'l-Vakt'tir. Zuhurata tabi olmak, tavır olarak zaten hayatımızdan kovduğumuz bir kavram ama galiba sözlük anlamını da kaybediyoruz. Yarına dair hiç mi hesap yapmamalıyız? Ya da bu mümkün mü? Bilemem. Bir keresinde memlekete gitmek için ucuz olsun diye gidiş-dönüş bileti almıştım da benzer bir durum için Bülent Akyürek'in söylediği cümle gelmişti alkıma: "Ne kadar da uzun emel sahibisiniz kardeşim."
İçimizdeki önderlerin yarına dair dikkate alması gereken, hesap yapmalarını gerektiren durumlar elbette vardır. Bu onların üzerinde bir mükellefiyettir belki. Ama modern hayata fazlaca bulaşmış benim gibi bir Müslüman'ın zihnindeki yarın tasavvuru problemlidir.
Kendi alanında hayattan bu kadar kopuk ve aynı ölçüde tehlikeli başka bir yalan daha var mıdır bilemem. 'Yarını kurmak' efsunlu bir tanımlama. Yarın, maddi olarak içerisinde asla yer alamayacağımız kadar uzak bir yerde duruyor. Biz her daim bu an'ı yaşıyoruz ve yarını kurmak adına yaptığımız her şey bu günümüzü de kaçırmamıza sebep oluyor. Telifinin İsmet Özel'e ait olduğunu hatırladığım bir mesel vardı. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyleydi. "Menzili uzaktaki kuşları avlamaya yetmeyecek bir tüfekle, sadece oradakiler için pusuya yatmış bekliyoruz. Hem menzilimiz içerisindeki kuşlardan oluyoruz hem de zaman zaman yaptığımız atışlarla cephanemiz tükeniyor. Oysa ulaşabileceğimiz hedeflere yönelseydik, en azından günü kurtaracak kadar avlanmış olurduk."
AK Parti iktidarının (Türkiye Cumhuriyetinin siyasi geleneği bakımından değil de içerisinde yer aldığımız mana dünyasının keyfiyeti bakımından eleştirilecek politikalarını bir tarafa bıraktığımızda) ülkeyi dönüştürme sürecinden bahseden hararetli bir kaç muhabbetle karşılaşınca aklıma gelen bunlardı. Bugünü yaşıyoruz ve Türkiye siyasetini yönetenler, yarınlar için kendimizi feda etmemizi isteyen ideolojik önerilere sırt çevirip, bugünü de yaşamayı mümkün kılacak politikaları hayata geçiriyorlar. Arka planda bir ilkeler bütünlüğü olduğunu varsaymakla birlikte, olup bitenlerin önemli bir kısmı fayda/zarar denklemi üzerine kurulu. Bu sebeple seçimlerde istenilen sonuç alınıyor. Bu sebeple iktidarın problem çözme kabiliyeti çok yüksek. Kendini her duruma göre yeniden kuran/uyarlayan bir yapısı var. Eğer şartların dayattığı ve çaresizliğin ürettiği kaçınılmaz durum olarak hayata geçirilen bir şey değilse bu, ülkemizde pek de rastlanmayan politik bir dehanın ürünüdür. Bizi gençliğimizde içerisine hapsettikleri kafesin kapısına giden yolu, yarın için yapılacaklar listesi ile döşemişlerdi. AK Parti iktidarı, gelmek bilmeyen ve asla içerisinde yer alamayacağımız kadar uzakta olan yarınlara ait efsunu yıktı. Çocuklarımız için önemli olan her şeyi şimdi istiyoruz ve imkanlar nispetinde mümkün oluyor. Yarına dair tasarımların sakat olan en önemli yanı, her şeyin ancak kendi imkan ve gayretimizle gerçekleşeceğine dair taşıdığımız batıl ve bereketsiz kanaattir. Kader, nasip, imtihan, sabır ve tevekkül; yarın ulaşmayı hak ettiğimizi düşündüğümüz güzel günlere çıkmayı beklerken zayi ettiğimiz yapı taşlarımız.
İnşallah demeyi, duadan/niyazdan koparıp ağız alışkanlığına dönüştürdüğümüz yer burası.
Yarın, belki bir ödeşme ve hesap günü olarak kurgulanabilir. Yapılması gereken her şey bu günden yapılmalıdır. Yarına dair beklentilerimiz, bu günün ıskalanmasının yanında bir oyun olarak tasarlandığı gerçeğini de perdelemeyi amaçlamaktadır. İnsan fıtratı bütün donan ımı ile birlikte hayatı bu anda olan / yaratılan şeyler üzerinden algılar. Yarın düşüncesiyle ertelenen işler, bugünün mükellefiyetini iptal etmek için kulağımıza fısıldanan şeytan nefesleridir. Kuran'ın indirildiği dönem üzerinden konuşursak derdimi daha iyi anlatabilme imkanı bulurum. Allah Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) etrafında bulunan ve sayıca bir avuç olarak tabir edilecek Müslüman, yarını inşa etme düşüncesinde olsalardı nasıl bir hal içerisinde bulunurlardı? Yeryüzünün tamamında müşriklerin, yani düşmanlarının olduğunu görerek nasıl bir gelecek tasavvuru geliştirirlerdi? Yarına dair kayıt altına alınmış tek düşünceleri, bugün emredilmiş olana sıkı sıkıya yapışarak yarınki hesap gününü kolaylaştırmaktı. Yarına dair hesap yapmak, işlerin nevi bakımından tasnif edilmiş midir bilemem ama bu meselede rahatlıkla uzun emel sahibi olmakla ilişkilendirilebilinir. 'Yarının da yarına göre bir işi var' der atalarımız.
"Sizden biriniz bir kötülükle karşılaştığında" hadisinin veya benzer metinlerdeki rivayetlerin zaman vurgusu önemlidir. Hakeza sabır tavsiyesinde de musibet başa ilk geldiğinde gösterilen tavrın önemine yapılan vurgu hep 'an'a dairdir. Derviş İbnü'l-Vakt'tir. Zuhurata tabi olmak, tavır olarak zaten hayatımızdan kovduğumuz bir kavram ama galiba sözlük anlamını da kaybediyoruz. Yarına dair hiç mi hesap yapmamalıyız? Ya da bu mümkün mü? Bilemem. Bir keresinde memlekete gitmek için ucuz olsun diye gidiş-dönüş bileti almıştım da benzer bir durum için Bülent Akyürek'in söylediği cümle gelmişti alkıma: "Ne kadar da uzun emel sahibisiniz kardeşim."
İçimizdeki önderlerin yarına dair dikkate alması gereken, hesap yapmalarını gerektiren durumlar elbette vardır. Bu onların üzerinde bir mükellefiyettir belki. Ama modern hayata fazlaca bulaşmış benim gibi bir Müslüman'ın zihnindeki yarın tasavvuru problemlidir.
Yarın daha güzel olacak
Reviewed by Habersizim
on
08:44:00
Rating:

Hiç yorum yok: