Belediyelerimizin Sezai Karakoç programları olur sık sık. Belediyelerin olmasa derneklerin olur, vakıfların olur. Ama sürekli böyle etkinlikler olur çevremizde. Onlara gideriz. Salonları hıncahınç doldururuz. Ayakta kalırız da yine çıkmayız salondan, Karakoç önemlidir çünkü. Biz severiz Sezai Bey’i. Fakat gitmeyiz Haseki’de cumartesileri yaptığı sohbetlere. Haberimiz bile yoktur o sohbetlerden, Karakoç hayatta mı zaten? Yaşayan adamı anma toplantılarına gitmek daha güzeldir, biliriz. Sezai Karakoç üzerine konuşulur, bir iki şiiri okunur o toplantılarda. Salon mest, konuşmacılar mest dağılırız evlerimize. Ne büyük adamdır şu Sezai Karakoç, Allah uzun ömür versindir.
Sezai Karakoç’u ilk babamdan işittim ben, daha doğrusu senelerce babamı Sezai Karakoç zannettim. Evde sürekli şiirlerini okur ezberden. İsmi de Sezai zaten. Elinden ‘Kıyamet Aşısı’ hiç düşmez. Bir de Mecelle...
Arkadaşlarına ‘Gün Doğmadan’ hediye etmesiyle meşhurdur. Beni çocukken Yüce Diriliş Partisi’ne götürmüş birkaç kere. Büyüyünce kendim gitmeye başladım. 3 sene kadar düzensiz bir şekilde gittim cumartesi sohbetlerine. İnanamazsınız çoğu vakit 20 kişi bile yoktuk o eski dairenin küçücük salonunda. Diriliş fikrini yorulmadan, sıkılmadan, umutsuzluğa kapılmadan her defasında anlattı gelenlere Sezai Karakoç. Belki biraz kırgındı, dargındı; ama ısrarla anlattı işte. O köşeden dünyaya Diriliş’i onlarca sene her cumartesi anlattı, kimse dinlemedi; ama anlattı işte. Kimler gelirdi o sohbetlere? Başta Sezai Karakoç’un kâdim dostu Taş Gazeli şairi Osman Sarı, sohbeti canlı yayın yapan Osman Sarı’nın oğlu Mehmet abi, Sezai Karakoç’un birkaç başka arkadaşı ve birkaç Diriliş sevdalısı daha gelirdi. Bu saydığım ekip demirbaş kadro, neredeyse hep oradalardı. Bir de ara sıra gözüküp kaybolan tipler vardı. İki üç tane üniversiteli abi, iki üç tane üniversiteli abla, bir üniversitenin edebiyat dergisi çıkaran edebiyat kulübü öğrencileri vesaire vesaire. Bu tipler ise Sezai Karakoç’a Mona Roza’yı sormak, ne bileyim ellerindeki Diriliş Neslinin Amentüsü’nü imzalatmak için gelir, elleri boş dönerlerdi. Bilmezlerdi Karakoç’un bu işlere yanaşmadığını. Zaten sohbetler de ‘sıkıcıydı’, geç vakitti, belediyelerin anma etkinlikleri gibi şen şakrak değildi, Karakoç yaşlıydı, falandı filandı diyerek bir daha gelmezlerdi. Her hafta o kontenjan bir şekilde dolardı mutlaka. Aynı tipler, farklı yüzler. Herkes bu duruma ziyadesiyle alışmıştı. Sonra ne oldu? Her sene sonbaharda başlayıp yaza doğru biten cumartesi sohbetleri bu sene başlamadı. Neden bilmiyorum. Belki de yoruldu artık Karakoç. Belki de bıraktı bizleri. Bilemiyorum. Sadece üzgünüm, çok üzgünüm. Ayıp ettik.
Yalnız adam: Sezai Karakoç
Reviewed by Habersizim
on
10:02:00
Rating:

Hiç yorum yok: