İttihatçı kafanın temel varsayımı halkın cahil olduğu ve okumuş kafaların halk adına karar verme yetkisi, hakkı ve hatta görevi bulunduğudur. 1950 seçimleri bu anlayışa indirilen bir darbedir, ama daha da önemlisi 2002 yılında artık geri döndürülemez biçimde pekişmiştir. Biraz açalım.
90lı yıllarda Almanya’da ailemle oturmak üzere bir ev arıyorum. Beğendiğim evde oturmak için belediyeden izin almak gerekiyor. Ancak bunun için aileden engelli bir bireyin olması şartı varmış. Reddediliyorum. Görevli memur bir form doldurmamı öneriyor. Bunun için de 10 Euro harç ödemem gerekecek. Bankamatikten yeni çektiğim 50 Euro’yu uzatıyorum. Üzerini veremediği için özür diliyor. Bana fatura göndermeyi öneriyor Daha iki gün geçmeden çok ilginç bir öneri geliyor. Üç katlı ve bahçeli bir ev. Üstelik kirası belediye destekli. Evin bana sağladığı toplam rant değeri nereden baksanız yıllık 15 bin TL. Fatura tüm 3 ay sonra adresime geldi. Hemen ödedim. Bu belediyenin sağladığı destek.
İki yıl sonra federal hükümet dört çocuk babası olarak benim daha fazla desteği hak ettiğime karar veriyor. İlgili devlet dairesine gittiğimde memur bir arkadaşıyla telefonda konuşuyor. Hemen görüşmeyi kesiyor, ancak arkadaşına söyledikleri dikkatimi çekiyor. Müşteri (Almancası: Kunde) geldi. İngiliz bir memur bir vatandaşa yazdığı mektubu “hizmetkârınız” (your servant) diye bitirir. Mantık aynısı.
1995 yılında İstanbul’da doğalgaz kullanımı yaygınlaşıyor. Talep çok fazla, bunu daha iyi organize etmek için yetkililer, müracaatları şirket dışında halletmeye karar veriyor ve ihale benim üstüme kalıyor. 150 kadar elemanla bu işi organize etmem gerekiyor. Vatandaşla ön sözleşme imzalayacağız. Nüfus cüzdanı ile ikametgâh, bir de 200 dolar depozit almamız bekleniyor. Bir vatandaş bilgi almak için uğramış. Nüfus cüzdanının aslı var, ikametgâhı ise yok. Yanında yeterli para olup olmadığını soruyorum. Parası var. Öyle ise hemen ön sözleşmeyi imzalayabiliriz, diyorum. Şaşırıyor. Diyorum ki, kimliğiniz var, yani bana isminizi beyan ettiniz. İsim üzerinde tereddüt yok. Başkasının evi için sözleşme yapacak haliniz yok. Yaparsanız da, paranızı boşa harcamış olursunuz. Yani ben size güvenebilirim.
Böylesi bir yaklaşım beklemiyor. Gayri ihtiyari olarak ağzından ben sizin partinize oy vermedim lafı çıkıyor ve o zaman pek çok kaynakta sözü edilen ön yargıları dile getiriyor. Bunlara güldüğümü görünce, ondan para/rüşvet isteyeceğim zehabına kapılıyor. Böyle bir beklenti ile de karşılaşmayınca da, fabrika ayarları bozuluyor. Genel seçimlerde oy vermeyeceğini söylüyor, ama bunu yaptığımız için yerel seçimlerde mevcut iktidara oy verecek, çünkü bu yepyeni bir anlayış. Bir devrim.
Bu olay ile ilgili eski yönetimden kalma bir memurun yorumu çok ilginç. İşini bu kadar kolay halledersek, vatandaş yaptığımız işe saygı duymaz. Şart mı? Benim için önemli olan vatandaşın işinin halledilmesi.
1994 yılında belediyelerde iktidara gelen bu anlayış 2002 yılında merkezi yönetimde de iktidara geldi. Görevde yamalı bohça tarzında bir yönetim vardı. Türk tarihinin beceriksizlik kralı, gel git akıllı Ecevit. Ülkücülere katil sürüsü denmesini içine sindiren sindirilmiş Bahçeli. Özal’ın kurduğu ANAP’ ters yüz eden Mesut Yılmaz.
Recep Tayyip Erdoğan’ın çok şanslı bir politikacı olduğu her zaman söylenir, ama rakiplerini kendisi seçme imkânı olsa bile bundan daha iyi bir seçim yapamazdı, çünkü halk kim gelirse gelsin, bu triyodan daha kötüsünün olamayacağına inanmıştı. 2007, 2011 ve 2015, tabii bu arada yerel seçimler ve referandumlar. Sayıyı kaçırdım, ama 10 oldu galiba. Tesadüf olsa gerek veya değişmez terane: “Halk cahil, eğitim şart” Bunu da yarın yazalım.
90lı yıllarda Almanya’da ailemle oturmak üzere bir ev arıyorum. Beğendiğim evde oturmak için belediyeden izin almak gerekiyor. Ancak bunun için aileden engelli bir bireyin olması şartı varmış. Reddediliyorum. Görevli memur bir form doldurmamı öneriyor. Bunun için de 10 Euro harç ödemem gerekecek. Bankamatikten yeni çektiğim 50 Euro’yu uzatıyorum. Üzerini veremediği için özür diliyor. Bana fatura göndermeyi öneriyor Daha iki gün geçmeden çok ilginç bir öneri geliyor. Üç katlı ve bahçeli bir ev. Üstelik kirası belediye destekli. Evin bana sağladığı toplam rant değeri nereden baksanız yıllık 15 bin TL. Fatura tüm 3 ay sonra adresime geldi. Hemen ödedim. Bu belediyenin sağladığı destek.
İki yıl sonra federal hükümet dört çocuk babası olarak benim daha fazla desteği hak ettiğime karar veriyor. İlgili devlet dairesine gittiğimde memur bir arkadaşıyla telefonda konuşuyor. Hemen görüşmeyi kesiyor, ancak arkadaşına söyledikleri dikkatimi çekiyor. Müşteri (Almancası: Kunde) geldi. İngiliz bir memur bir vatandaşa yazdığı mektubu “hizmetkârınız” (your servant) diye bitirir. Mantık aynısı.
1995 yılında İstanbul’da doğalgaz kullanımı yaygınlaşıyor. Talep çok fazla, bunu daha iyi organize etmek için yetkililer, müracaatları şirket dışında halletmeye karar veriyor ve ihale benim üstüme kalıyor. 150 kadar elemanla bu işi organize etmem gerekiyor. Vatandaşla ön sözleşme imzalayacağız. Nüfus cüzdanı ile ikametgâh, bir de 200 dolar depozit almamız bekleniyor. Bir vatandaş bilgi almak için uğramış. Nüfus cüzdanının aslı var, ikametgâhı ise yok. Yanında yeterli para olup olmadığını soruyorum. Parası var. Öyle ise hemen ön sözleşmeyi imzalayabiliriz, diyorum. Şaşırıyor. Diyorum ki, kimliğiniz var, yani bana isminizi beyan ettiniz. İsim üzerinde tereddüt yok. Başkasının evi için sözleşme yapacak haliniz yok. Yaparsanız da, paranızı boşa harcamış olursunuz. Yani ben size güvenebilirim.
Böylesi bir yaklaşım beklemiyor. Gayri ihtiyari olarak ağzından ben sizin partinize oy vermedim lafı çıkıyor ve o zaman pek çok kaynakta sözü edilen ön yargıları dile getiriyor. Bunlara güldüğümü görünce, ondan para/rüşvet isteyeceğim zehabına kapılıyor. Böyle bir beklenti ile de karşılaşmayınca da, fabrika ayarları bozuluyor. Genel seçimlerde oy vermeyeceğini söylüyor, ama bunu yaptığımız için yerel seçimlerde mevcut iktidara oy verecek, çünkü bu yepyeni bir anlayış. Bir devrim.
Bu olay ile ilgili eski yönetimden kalma bir memurun yorumu çok ilginç. İşini bu kadar kolay halledersek, vatandaş yaptığımız işe saygı duymaz. Şart mı? Benim için önemli olan vatandaşın işinin halledilmesi.
1994 yılında belediyelerde iktidara gelen bu anlayış 2002 yılında merkezi yönetimde de iktidara geldi. Görevde yamalı bohça tarzında bir yönetim vardı. Türk tarihinin beceriksizlik kralı, gel git akıllı Ecevit. Ülkücülere katil sürüsü denmesini içine sindiren sindirilmiş Bahçeli. Özal’ın kurduğu ANAP’ ters yüz eden Mesut Yılmaz.
Recep Tayyip Erdoğan’ın çok şanslı bir politikacı olduğu her zaman söylenir, ama rakiplerini kendisi seçme imkânı olsa bile bundan daha iyi bir seçim yapamazdı, çünkü halk kim gelirse gelsin, bu triyodan daha kötüsünün olamayacağına inanmıştı. 2007, 2011 ve 2015, tabii bu arada yerel seçimler ve referandumlar. Sayıyı kaçırdım, ama 10 oldu galiba. Tesadüf olsa gerek veya değişmez terane: “Halk cahil, eğitim şart” Bunu da yarın yazalım.
Sistem Ayarları
Reviewed by Habersizim
on
15:34:00
Rating:

Hiç yorum yok: