Keşke

İmam Taberi şöyle demiştir: “Bana Müsennâtahdis etti. Dedi ki, bize el Hammamitahdis etti. Dedi ki, bize Hammam Asım’dan, O Ebu Vâil’den, O’da Abdullah’tan tahdis edip dedi ki: Resulullah (s.a.v) bir gün bize göstermek için bir çizgi çizdi ve ‘Bu Allah’ın yoludur’ dedi. Sonra bu çizginin sağ ve soluna başka çizgiler daha çizdi ve :’bu da muhalif yollardır. Her birinin üzerinde, o yola davet eden bir şeytan vardır’ buyurdu. Ve şu ayeti okudu: ‘İşte benim doğru yolum budur, ona tabi olunuz. Muhtelif yollara tabi olmayın. Yoksa bu hâl sizi Allah’ın yolundan ayırır.

Resulullah, (s.a.v) Allah’tan (c.c) nakille buyurdu ki: “Benim dostuma düşmanlık edene ben de savaş açarım. Kulum farz ibadetleri edadan daha sevimli hiçbir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yakınlaşmaya çalışır. Nihayet ben onu severim. Onu sevdiğimde ise artık işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum.”

Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: “Kibir, hakkı reddetmek ve insanları küçük görmektir.

Abdülhamid Bilali ‘Şeytandan Korunma Yolları’ adlı eserinde diyor ki: “Elinde bir fıçı gazyağı taşıyan ve gittiği yolun ateşe çıktığını bildiği halde bunun elinden atmak istemeyen bu insanın sonunu düşünebiliyor musunuz? Evet, malını, vaktini ve sözlerinin Hakkın dışında başka bir yolda harcayan herkes şeytanın kardeşi olmuştur. Bu hâl, davetçilere ârız olan en tehlikeli hastalıktır. Kimi kardeşlerimizin, nice saatlerini münakaşalarla harcadığını görüyoruz. Üstelik tartışılan konular sahabeler arasında zuhur etmiş olan fitneler, çözemeyecekleri ayet ve hadislerin tevilleri, pratiği olmayan bir takım fıkhi meseleler veya bazı İslâm düşünürlerinin hatalarını –tashih için değil- teşhir için araştırmak gibi, zahiren hak görünen fakat aslında bir çeşit eğlence olan boş konulardır.

Malik b. Yahya b. Said dedi ki: İbn Abbas şöyle buyurdu: “Sorulan her soru karşılığında fetva veren kimse mutlaka delidir.

Sahnün b. Said dedi ki: Fetva vermek hususunda en cesur olan kişi, ilmi en az olan kimsedir. Bu kimsenin yanında ilimden tek bir kapı vardır ve zanneder ki, tüm hak burada mevcuttur.”

“Şeytan fakirliği öne sürerek sizi korkutur: (Bakara 268)

“İşte bu, vaktiyle gördüğüm rüyan ın çıkmasıdır. Rabbim rüyamı gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getiren Rabbim bana pek çok iyilikte bulundu. Doğrusu Rabbim dilediği kimseye lütfeder. O her şeyi bilendir, hikmet sahibi olandır.” (Yusuf suresi 100)

Yusuf’la (a.s) kardeşlerinin arasını açan, Musa’ya (a.s) kendisinden yardım isteyen kavminden bir adamın, haklı olup olmadığına bakmaksızın karşısındaki düşmanını öldürten ve nefsine yenik düştüğünü anladığında “Bu şeytanın işidir. Çünkü o saptıran apaçık bir düşmandır” (Kassas suresi 15) dedirten, ümitsizliğe düşüren, bize de hep keşke dedirten şeytan, Kuran-ı kerimde Araf suresi 16 ayetteki kararlılığını “beni azdırmana karşılık ben de onları saptırmak için senin yoluna mutlaka oturacağ ım” diyerek kıyamete kadar koruyacak. Peki, biz o gün ne diyeceğiz?

“Keşke, falancayı dost edinmeseydim” (Furkan 27)

“Keşke, toprak olsaydım” (Nebe 40)

“Keşke amel kitabım bana verilmeseydi" (Hâkka 25)

“Keşke, ahiret hayatım için iyi amel işleyip gelseydim” (Fecr 24)

“Keşke, Peygamberlerle beraber bir yol tutsaydım” (Furkan 27)

“Keşke, ölüm her şeye son verici olsaydı”. (Hâkka 27)

Şimdi, alın gündemimizdeki bütün meseleleri; AB’yi, başörtüsünü, her konuda ama her konuda iğrenç televizyon programlarının iki göbek atma seansı arasına sıkıştırılan fetva bolluğunu, iktidarı, muhalefeti, toplumsal mutabakat gevezeliğini, işgalleri, zulmü, mağlubiyet duygularımızı, yenilgi, horlanma, aldatılma, atılma, satılma, kaybetme, ümitsizlik gibi içinden çıkılamaz zannettiğimiz hangi durum varsa bir kez daha, hangi ölçüye göre böyle algıladığımızı, hangi ölçüye göre bu meselelerin gündeme gelmesine ihtiyaç duyduğumuzu, yeni baştan düşünün.

Tevekkül, sabır, şükür, itidal, itaat, istikrar, hayır, ittiba, tevhid, iman, kanaat; gündemimizdeki meselelerimizin neresine düşer Allah aşkına?

Ne için çırpınıp duruyoruz?

Keşke, keşke, keşke dememek için bir daha, bir daha ve bir daha Allah’ın (c.c) Kitabına ve Resulullah’ın (s.a.v) sünnetine sımsıkı sarılmak, sığınmak ve güçlü olmak mecburiyetindeyiz.

Bu kadar!
Keşke Keşke Reviewed by Habersizim on 09:53:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: