Filmlerde, dizilerde onları tutarız, beğeniriz, hatta bazen destekleriz bile. Ama sokakta görsek ardımıza bakmadan kaçarız onlardan. Kimdir bu antikahramanlar? - YAHYA BİLGİN
Bir filmde "iyi adam" olabilir (hemen her zaman vardır), "iyi" bir gayesi vardır, o gayeye ulaşmak için zihnini, ruhunu ya da bedenini zorlar, fedakarlık eder, risk alır, meydan okur, vs... Nihayetinde "iyi"dir, tüm bunları yaparken "iyi" yöntemler izler. Biz de onu tutarız, destekleriz. Batman böyle bir karakterdir.
Bir filmde "kötü adam" olabilir (olmayabilir de; hikayede engel çıkaran her zaman bir "insan" değildir, mesela bir hayvan ya da bir doğa olayı da anakarakteri/" iyi adam"ı zorlayabilir.) "Kötü adam" genellikle "iyi adam"ın tekerine çomak sokmak için çalışır. Yahut "iyi adam"ın işi, "kötü adam"ı durdurmak, engellemek, alt etmek veya ortadan kaldırmaktır da diyebiliriz. "İyi adam"ın "iyi" vasıflarının tam tersine, "kötü adam" kötü vasıflarla doludur ve tüm işlerini "kötü"lükle yürütür. Joker böyle bir karakterdir.
Geldik "antikahraman"a... "İyi adam" değil, "kötü adam" da değil; nedir antikahraman?
Kabaca şöyle cevap verelim: Genellikle kendince müspet ("iyi" değil, "müspet") bir amaca ulaşmak için, ne "iyi adam" kadar ahlaklı ne de "kötü adam" kadar kuralsız hareket eden kişidir antikahraman. Biz seyirciler hikaye boyu antikahramanı takip ederiz, hatta yaptığı bazı şeylere, belki de çoğu şeye destek veririz, ama onun gibi olmak istemeyiz, onun yaptığı şeyi pek tasvip etmeyiz; tasvip etsek bile "Sen olsan yapar mıydın?" dediklerinde "Hayır" diye cevap
veririz.
Francis Ford Coppola'nın "The Godfather-Baba" serisindeki Michael Corleona tipik bir antikahramandır mesela. Luc Besson imzalı şaheser "Leon"un başkarakteri Leon, yahut Yavuz Turgul'un unutulmaz filmi "Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni"nin başkarakteri Haşmet Asilkan da öyledir. Hepsini de az biraz tutarız, bazı bazı anlarız, az veya çok destekleriz; ama hiçbiri gibi olmak, hiçbirinin yaptığını yapmak istemeyiz.
Aşağıda değineceğiz.
Bazen de "antikahraman" meselesi, olaya baktığınız yere göre değişir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Davos'taki restini düşünelim mesela...
Erdoğan, kafir emperyalistler için, küresel sistem lortları için "kötü adam"dır; net. "One minute!" diye çıkışan biri ve çıkışın kendisi onlar için "mutlak kötü"dür.
Müslüman halklar ve diğer Filistin dostları içinse "iyi adam"dır Erdoğan. Havlayan köpeğe "Hoşt!" demiştir, cümle ümmetin, mazlumların ve mazlum dostlarının kalbinde taht kurmuştur.
Amma... Bazıları içinse "antikahraman" dır. Mesela, kimi İslam ülkelerinin kimi pısırık yöneticileri için... Belki içten içe desteklemişlerdir Erdoğan'ın "One minute!" çıkışını, "Bravo!" filan demişlerdir. Fakat "Sen yapar mıydın?" diye sorsak, "Asla!" derler; net. Erdoğan oturumu terk ederken eli ayağına dolaşan Amr Musa'yı hatırlayın.
Bir bakıma hikaye anlatıcının, insan fıtratında işaretlediği bazı noktaların yekunudur antikahraman. "Hepimiz biraz şöyleyiz" der yönetmen, yazar ya da diğer hikaye anlatıcılar; "Bazen hepimizin içinden basıp gitmek gelmiyor mu?", "Çaresiz kaldığımızda saçmaladığımız çok olmuştur", "Hangimiz otobüste bağıra bağıra konuşan birinin telefonunu alıp camdan atmak istemedik ki?"... Bu işaretli noktaların "müspet" ya da "menfi" diye tanımlanması yahut bunlara karşılık önerilen teklifler ise, her hikayede hikaye anlatıcının "ahlakına" kalmıştır. Yani peşinen "Her hikaye anlatıcı aslında bunlardan rahatsızdır" diyemeyiz. Kimisi rahatsızdır, kimisi de mutludur.
Daha fazla uzatmayalım: Huzurlarınızda, sinema ve televizyonda meşhur ve önemli işlerin meşhur ve önemli antikahramanları...
*******************************************************************************
SHERLOCK HOLMES (Sherlock)
“Konuşma! Tüm sokağın IQ’sunu düşürüyorsun”
Günümüzde polisiye cinayetler çözen Sherlock, evet, koca İngiliz emniyeti Scotland Yard’ı ya da dillere destan haberalma örgütü MI5’ı parmağında oynatabilir, ama mesela evlenen bir arkadaşına “Tebrikler” demesi gerektiğini bile bilmez. İster kendisine büyük yardımı dokunmuş olsun, isterse hayatını kurtarmış olsun; kimseye minnet duymaz; aksine herkes onun için “etraftaki zeka seviyesini düşüren” yaratıklardır. Belki bir tek ağabeyi Mycroft ondan daha zekidir, ama o da aslında ağabeyi değil, kendi zekasının sürekli diri kalmasını sağlayan güçlü bir rakiptir. Bir cinayetin ardında büyük bir trajedi varmış, ölen adam geride iki küçük yetim bırakmış, Sherlock için hiç önemli değildir; mesele ne kadar karmaşık, aslolan budur.
*******************************************************************************
LEON (Leon)
“En iyi arkadaşım: Her zaman mutlu, hiç soru sormaz”
Ünlü ve büyük Fransız sinemacı Luc Besson imzalı şaheser “Leon” filminde Jean Reno’nun oynadığı başkarakter de prensipleriyle, enteresan huylarıyla, Mathilda’ya gerçekten sahip çıkışıyla sempatiktir. Yer yer sevimlidir bile. Çok konuşmaz, çok ilgilenmez, çok soru sormaz, çiçeğini de “hiç soru sormadığı” için sever zaten. Mathilda’yla oyun oynarkenki hali hepimizin kalbini fethetmiştir. Süt içer, koltukta “üniformasıyla” uyur, bazen şaka bile yapar. Ama hakikat, “Leon” takır takır adam öldüren bir kiralık katildir. Evet, biz de yetimlere kol kanat germek isteriz, sütün faydalarını, “sükutun altın olduğunu” da biliriz. Gelgelelim profesyonel katillerden köşe bucak kaçarız, doğrusuda budur.
*******************************************************************************
WALTER WHITE (Breaking Bad)
“Ben tehlikede değilim, ben tehlikeyim”
Eş dost arasında ezikliğiyle nam salmış kimya öğretmeni Walter White, nice sonra polis teşkilatının bile şapka çıkardığı bir uyuşturucu baronuna dönüşecektir. Aslında Walter, “Ben ölünce geride kalan garip karıma, ergenlik çağındaki oğluma üç beş kuruş bırakmış” olayım diye işe başlar, “kötü” bir niyeti yoktur, karısının ve çocuğunun istikbalini çok önemsediğinden, uyuşturucu nedeniyle hayatları kararacak başkalarını pek düşünmeye fırsat bulamaz. Evde kanserli kimya öğretmeni, sokakta aranan uyuşturucu aşçısı olmanın doğurduğu şizofreni, aldığı tüm risklerin en küçüğüdür aslında. Nitekim gün gelecek, onun için endişelenen karısına isyan edip, “Ben tehlikede değilim Skyler, ben tehlikeyim” diyecektir.
*******************************************************************************
SHREK (Shrek)
“Eşek! Sadece iki şey istiyorum: Kes sesini!”
Son dönemin en başarılı animasyon hikayelerinden biri olarak Shrek’te, aynı adlı tuhaf yaratığın pek çok iyiliğini görürüz. Prenses Fiona’yı kurtarmak için maceradan maceraya sürüklenir, yardan yara savrulur, yeri gelir ölümlerden ölüm beğenir. Fedakardır Shrek, cefakardır, komiktir. Yine de bir adım geri çekildiğimizde Shrek’in tüm bunları öyle “iyi”liğinden filan yapmadığını görürüz; bataklığına bir şey olmadığı sürece dünya yansın umrunda değildir. Yeşil dev, sadece o çok sevdiği bataklığında kafa dinlediği o eski huzurlu günlerine yeniden dönmek için tüm bunlara katlanmaktadır. Shrek’in işleri yoluna koyup bir an evvel yuvas ına dönme isteğini çok güzel özetleyen isyanıdır: “Sadece iki şey istiyorum eşek: Kes sesini!”
*******************************************************************************
JOHN LUTHER (Luther)
“Asıl derdim kimseyi cezalandırmak değil”
John Luther, skalamızdaki diğer antikahramanlardan çok farklı. Şef dedektif Luther hatır bilir, naziktir, sevdiklerini korumak kollamak ister; aslında “iyi adam” olmaya çok yakındır. Gelgelelim, kendine has yöntemleri nedeniyle kendi hayatında da sevdiklerinin hayatında da bir çuval inciri berbat eder sıklıkla. “Asıl derdi kimseyi cezalandırmak değil, insanların güvende olduğundan emin olmaktır”, ama gerçekte her bir davada, her bir suçlu karşısında, kendi hayatını ve sevdiklerinin hayatını zehreden tüm o pişmanlıklarını cezalandırmaktadır. O da ister eşiyle dostuyla sıradan bir hayat sürsün, sabah 8-akşam 5 geçinip gitsin; ama işte, “Bazen hepimizin içinden basıp gitmek gelmiyor mu?” sorusuna hep “Evet” diye cevap verir.
*******************************************************************************
H. ASİLKAN (Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni)
“Ölme Nihat. Film bitmedi. Film bitsin öyle öl”
Yavuz Turgul’un unutulmaz filmi “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni”nde Haşmet Asilkan, saftır, gayretlidir, hatta inançlıdır bile. Ne zaman çaresiz kalsa, “Ha gayret, bitecek bu film” diye ona moral vermeye çalışırız. Beri yandan, hiçbirimiz kendimizi inkar edip bir başka kisveye bürünmeyi ya da filancayı taklit ederek bir şeyler kazanmayı da doğru bulmayız. Ama Haşmet Asilkan, en iyi bildiği işi, “aşk filmleri” çekmeyi bırakıp da “modaya” uyarak “Ben politik sanat filmi çekeceğim” dedikten sonra, artık dönülmez bir yola girmiştir. Üçüncü sınıf bir oyuncuyu ikna etmek için kırk takla atmak mı dersiniz, yakın arkadaşı sette kriz geçirdiğinde “Ölme Nihat, film bitsin öyle ol” diye yalvarmak mı dersiniz... her şeyi yapabilir.
*******************************************************************************
GREGORY HOUSE (House M .D .)
“Herkes yalan söyler”
Televizyondaki antikahramanların şahı. 10 tane doktorun bir araya gelip de koyamadığı teşhisi, House, mesela hastanın başucundaki bir parfüm şişesine bakarak şıp diye koyabilir. Ama onun için “hasta”, hiçbir zaman “insan” değildir; çözülmesi gereken onlarca sorudan bir sorudur sadece. Onu mutlu eden, hastanın iyileşmesi, yani bir insanın hayatına kaldığı yerden devam etmesi değildir; bir soruyu daha çözmüştür, hepsi bu. Hastanede olduğu gibi, bir kadına aşık olduğunda veya arkadaşlarıyla film izlerken de “Herkes yalan söyler” der sık sık, insanoğluna bakışı ta buradan sakattır. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Zaten atılmak ya da satılmak gibi bir derdi de yoktur.
*******************************************************************************
MICHAEL CORLEONE (The Godfather)
“Kalbimi kırdın Fredo”
“Baba” serisindeki “Michael Corleone”, herhalde sinema tarihinin en meşhur ve en sağlam antikahramlarından biridir. Coppola, Michael’ı önce neredeyse “iyi adam” olarak sunar. Sonra korkunç dönüşüm başlar ve bir zamanlar mafya işlerinde kesinkes yer almayacağını söyleyen, kendi bağında bahçesinde sade bir hayat sürmeyi planlayan bu iyi kalpli çocuk, “işinde” de aile hayatında da acımasız, insafsız, amansız bir patron haline gelir. Mafya patronu olması bir tarafa, sözgelimi, karısına yahut biraderi Fredo’ya yapacakları çok önceden tahmin etmişizdir, belki “Kalbimi kırdın Fredo” derken öfkesine hak da vermişizdir ama biz olsak “o kadar ileri” gitmeyiz
"İyi adam" değil, "kötü adam" da değil; adıyla sanıyla antikahraman
Reviewed by Habersizim
on
11:20:00
Rating:

Hiç yorum yok: