Aralık ayının son günlerinde, Harvard İşletme Okulu(Fakültesi)’nun 2015 yılı son haftalık bülteninde, okulun hocalarından Shane Greenstein’in, Batı ülkelerinde yükselen göçmenlik karşıtı seslere karşı, kısa bir yazısı yayınlandı. “Göçmenler Olmasaydı, Google Olmayacaktı” başlıklı yazı, Google’un iki kurucusundan biri olan Sergey Brin’i hatırlatarak başlıyor. Ve en sonunda da Suriyeli göçmenleri hatırlatarak bitiyor.
ABD’nin en zenginleri sıralamasında, 80 milyar dolarlık kişisel servetiyle 2015’de Bill Gates yine birinci sırada yer alırken, Google’un iki kurucusu Larry Page ve Sergey Brin de otuzar milyar dolarlık servetleriyle 14. ve 15. sıralarda yer alıyorlar. Sergey Grin’in kişisel serveti 2012’de yirmi milyar dolarken şimdi, 30 milyar dolara çok yaklaşmış. (Google’un sahibi olduğu, Youtube ve Android İşletim Sistemleri ile, 2016’da gelirlerinin daha da artacağı tahmin ediliyor) 43 yaşında olan iki ortak da, bilgisayar mühendisliği okuduktan sonra, Stanford Üniversitesi’nde doktora yaparken ikili bir ekip oluşturmuşlar. Sergey Brin’in, 1995-2015 arasındaki yirmi yıllık çalışması sonucu elde edilmiş bu otuz milyar dolarlık servet, 2015’de Türkiye’nin en zengini olan Murat Ülker’in 4,5 milyar dolarlık servetini düşünürsek, bir de Ülker ailesinin yetmiş yıllık çalışmasını ve 1944’de bisküvi üretimine başladığını hatırlarsak, herhalde büyük para. Geçenlerde ölen Mustafa Koç’un servetinin de 2,5 milyar dolar olduğunu hatırlayarak, kıyas edebiliriz.
Harvard’ın İşletme Hocası Bayan Greenstein yazısına çok sert olarak başlıyor: “Paris’te Kasım ayı ortasında ve Aralık başında da ABD’de San Bernadino’da Işıd olduğu zannedilen kişilerce düzenlenen saldırıların yol açtığı trajedilerin ışığında, (ABD’de) pek çok siyasetçi Donald Trump’ın ayak izlerini takip ederek, göçmenlerin, sığınmacıların ve Müslümanların ABD kıyılarına yaklaşmasının engellenmesinin acil olduğunu vurguladılar. Böyle bir yaklaşım, kabız olmuş da, sanki bu nedenle ishal ilacı kullanıp, bir müddet rahatlamak gibi olsa da, bizim geleneğimizi ters düşüyor.” “..Bunun dışında şu soruyu soralım: “ABD ticari başarısının gizli sosu nedir?” Bu gizli sos, zeki, akıllı ve çok çalışan göçmenlerin, ABD’nin teknolojik ve ekonomik başarısına yaptıkları sayısız katkılardır. Bu yabancılar, piyasaya hâkim olan görüşlerden farklı bakış açıları önererek, pazarlarımızı canlı tutarlar, yeni ticari iş uygulamaları sunarlar ve uzmanlık gerektiren yeni işlerin tasarımını yaparlar.”
“Düşünelim, Google’un iki kurucusundan biri Sergey Brin. Onun başından geçenler, ABD dışından, içeriye girenlerin yaptıklarını bize yansıtır. Brin bu ülkeye altı yaşında geldi. Çünkü anne-babası, eski Sovyetler Birliği’nin zulmünden kaçmaya çalışıyorlardı. Söylemeye gerek yok ki, ailesi beraberlerinde bu ülkeye bir servet getirmediler. Fakat o anne-babanın tek sahip oldukları şey zekâları, enerjileri ve kendileri ve çocukları için daha iyi bir yaşam inşa etme azimleri idi. Peki Brin, 1998’de Google’un iki kurucusundan biri olmak pozisyonuna nasıl erişti ? ABD eğitim sistemi, zeki ve akıllı olanları, nereden gelmiş olurlarsa olsunlar, teşvik eder. Brin, Maryland Üniversitesi’nden mezun olunca, Ulusal Bilim Vakfı onun bir akademik yıldız olacağını görüp, doktora çalışmaları için, Brin’e bir fon ayırdı.” “Bu fon da, iyi bir iddianın oluşmasına aracı oldu. Brin, daha sonra ortağı olacak olan Larry Page ile Stanford Kompütür Bilimleri Bölümünde doktoralar ını yaparken, ikili bir takım çalışması oluşturdu ve 1995’den başlayarak, birkaç yıl süresince, daha önce epey zor olan, “internetteki aramayı basitleştirecek” bir araştırma projesi üzerinde çalıştılar.”
“Eğer riskli işlere para yatıran kapitalistler ve iyi huylu yatırımcılar, ayrımcılık yapmazlarsa, dışarıdan gelenler, ABD’ye çok faydalı olmaktadırlar. Mesela Tim Draper, (otuz yıl önce Draper Fisher Jurvetson’u kuran, babası da, dedesi de bu işlerle uğraşan) gibi girişim sermayesi yatırımcıları, buna bir örnektir. 1995’de Tim Draper ve ortakları, Hindistan doğumlu Sabeer Bhatia ve Jack Smith ikilisinden bir teklif dinlediler ve bu ikili de, anlattıkları bir işin girişimcisi olmak için destek istiyorlardı. Bu iki kişinin her hangi bir girişimcilik tecrübeleri de yoktu. İkisi de henüz yirmi altı yaşlarında idiler. Fakat iş için getirdikleri proje, internete dayalı bir elektronik posta projesi idi ve çok orijinal bir fikirdi. Milyonlarca kullanıcı bundan faydalanacaktı. Gerçi, iki gencin gösterdikleri projenin başarısının bir garantisi yoktu. Fakat, proje sahipleri ile parayı temin edecek Draper şirketinin yetkilileri, ilk karşılaşmalarının üzerinden kırk sekiz saat geçmeden anlaşmayı imzaladılar.”
“1968 yılının Aralık ayının son günlerinde Hindistan’da doğan Sabeer, 1988’de ABD’ye gelmişti, öğrenimine devam etmek için. Elektrik mühendisliğinden yüksek lisans yaptıktan sonra, 1992’de Apple’da çalışmaya başladı Burada bir yıl çalıştıktan sonra, (Japon Canon’un iştiraklerinden) Firepower’a girdi. 1995’te de, Apple’da beraber çalıştığı meslektaşı Jack Smith’le Hotmail’i kurdu. İki yıl sonra da, Hotmail’i 400 milyon dolara Microsoft’a sattılar. Üç yıl olmadan kazanılan bu para, hem iki ortak için, hem de bu işe para yatıran Tim Draper için çok iyi para idi. Bu buluşun hayata geçirilmesi, dünyanın her yerinde, piyasalara mal sunan, küçük ve büyük firmaların, mallarını hızla pazarlayabilmelerini de sağladı. Böylece sanayi devriminden beri tekrarlanan bir şey yine tekrarlanmış oluyordu. Toplumsal statüleri çok geride olan insanlar, hızla üst gelir grubuna geçebiliyorlardı.” “Ülke dışından gelenlerin önünün açık olması, büyük ABD şirketlerine de yarar sağlamıştır. Mesela yine 1995’de, o zaman IBM’ın CEO’su olan Lou Gerstner, Küba doğumlu olup on beş yaşında ABD’ye gelen Irving Wladawsky-Berger’e -ki o sırada Berger, IBM’de 25 yıldır çalışıyordu- hayatının en önemli işini veriyordu. Bilgisayar devi IBM -o sıralarda bilgisayar sektöründe “dinazor” olarak anılıyordu- çok zor günler geçiriyordu. Küba göçmeni Berger, hızla IBM’in bir vizyoner bir strateji ile kazanç getirecek internetle alakalı hizmetler üzerinde yoğunlaşmasını sağladı ve 1995’de 84 yıllık bir şirket olan IBM’e, çok ustaca bir manevra yapmasını sağlayarak, 21. yüzyıla yine önde girmesini temin etti. Berger, bu ülkede 1. sıraya nasıl yükselmişti ? 1950’lerin sonunda, 15 yaşında ailesiyle Küba’dan göç eden bu delikanlı, ABD eğitim sistemi içinde yolunu çizdi ve doktorasını da Şikago Üniversitesi’nde yaptı. Bir kere daha, ABD, bu ülkenin kabiliyetli ve istekliler için, bir şanslı toprak olduğunu ispat etmişti.”
Bu örnekleri verdikten sonra bayan profesör Greenstein, hem ABD’yi övüyor, ama hem de, yeni (Suriyeli) göçmenlerden de, büyük beyinler çıkabileceğini söyleyerek, Amerikan halkını ve kamuoyunu uyarıyor: “ABD teknoloji sektörünün bu özelliği: bu sektörün ideolojilere bakmadan, yeteneklileri, evet bu özel kişileri tercih etmesi ve kayırmasıdır. Bu zaten bizim ABD olarak, uzun süredir ayakta kalan toplumsal sözleşmemizin yaşamaya devam etmesi demektir ki, bırakın yaşasın ve çok çeşitli kültürlerin başarılı olmasına müsaade edin ve düşünce özgürlüğüne müdahale etmekten kaçının ki, bu zaten takdire layık olan Amerikan ideallerinin yansımasıdır. Ki bu idealler, teknoloji sektöründe, çok kârlı işlere dönüşür. Benim yukarıdan beri anlattıklarımı sorgusuz sualsiz kabullenmeyebilirsiniz. Fakat şu anda dışarıdan gelen göçmenlerin de -doğum yerleri, etnik kökenleri, dinleri ve cinsiyetleri ne olursa olsun- başarılı olması için, onlara müsaade edin. Muhtemelen onlar da hepimize yarar sağlayacak şekilde, teknolojiye yeni bakış açıları ve katkılar sağlayacaklardır.”
ABD’nin en zenginleri sıralamasında, 80 milyar dolarlık kişisel servetiyle 2015’de Bill Gates yine birinci sırada yer alırken, Google’un iki kurucusu Larry Page ve Sergey Brin de otuzar milyar dolarlık servetleriyle 14. ve 15. sıralarda yer alıyorlar. Sergey Grin’in kişisel serveti 2012’de yirmi milyar dolarken şimdi, 30 milyar dolara çok yaklaşmış. (Google’un sahibi olduğu, Youtube ve Android İşletim Sistemleri ile, 2016’da gelirlerinin daha da artacağı tahmin ediliyor) 43 yaşında olan iki ortak da, bilgisayar mühendisliği okuduktan sonra, Stanford Üniversitesi’nde doktora yaparken ikili bir ekip oluşturmuşlar. Sergey Brin’in, 1995-2015 arasındaki yirmi yıllık çalışması sonucu elde edilmiş bu otuz milyar dolarlık servet, 2015’de Türkiye’nin en zengini olan Murat Ülker’in 4,5 milyar dolarlık servetini düşünürsek, bir de Ülker ailesinin yetmiş yıllık çalışmasını ve 1944’de bisküvi üretimine başladığını hatırlarsak, herhalde büyük para. Geçenlerde ölen Mustafa Koç’un servetinin de 2,5 milyar dolar olduğunu hatırlayarak, kıyas edebiliriz.
Harvard’ın İşletme Hocası Bayan Greenstein yazısına çok sert olarak başlıyor: “Paris’te Kasım ayı ortasında ve Aralık başında da ABD’de San Bernadino’da Işıd olduğu zannedilen kişilerce düzenlenen saldırıların yol açtığı trajedilerin ışığında, (ABD’de) pek çok siyasetçi Donald Trump’ın ayak izlerini takip ederek, göçmenlerin, sığınmacıların ve Müslümanların ABD kıyılarına yaklaşmasının engellenmesinin acil olduğunu vurguladılar. Böyle bir yaklaşım, kabız olmuş da, sanki bu nedenle ishal ilacı kullanıp, bir müddet rahatlamak gibi olsa da, bizim geleneğimizi ters düşüyor.” “..Bunun dışında şu soruyu soralım: “ABD ticari başarısının gizli sosu nedir?” Bu gizli sos, zeki, akıllı ve çok çalışan göçmenlerin, ABD’nin teknolojik ve ekonomik başarısına yaptıkları sayısız katkılardır. Bu yabancılar, piyasaya hâkim olan görüşlerden farklı bakış açıları önererek, pazarlarımızı canlı tutarlar, yeni ticari iş uygulamaları sunarlar ve uzmanlık gerektiren yeni işlerin tasarımını yaparlar.”
“Düşünelim, Google’un iki kurucusundan biri Sergey Brin. Onun başından geçenler, ABD dışından, içeriye girenlerin yaptıklarını bize yansıtır. Brin bu ülkeye altı yaşında geldi. Çünkü anne-babası, eski Sovyetler Birliği’nin zulmünden kaçmaya çalışıyorlardı. Söylemeye gerek yok ki, ailesi beraberlerinde bu ülkeye bir servet getirmediler. Fakat o anne-babanın tek sahip oldukları şey zekâları, enerjileri ve kendileri ve çocukları için daha iyi bir yaşam inşa etme azimleri idi. Peki Brin, 1998’de Google’un iki kurucusundan biri olmak pozisyonuna nasıl erişti ? ABD eğitim sistemi, zeki ve akıllı olanları, nereden gelmiş olurlarsa olsunlar, teşvik eder. Brin, Maryland Üniversitesi’nden mezun olunca, Ulusal Bilim Vakfı onun bir akademik yıldız olacağını görüp, doktora çalışmaları için, Brin’e bir fon ayırdı.” “Bu fon da, iyi bir iddianın oluşmasına aracı oldu. Brin, daha sonra ortağı olacak olan Larry Page ile Stanford Kompütür Bilimleri Bölümünde doktoralar ını yaparken, ikili bir takım çalışması oluşturdu ve 1995’den başlayarak, birkaç yıl süresince, daha önce epey zor olan, “internetteki aramayı basitleştirecek” bir araştırma projesi üzerinde çalıştılar.”
“Eğer riskli işlere para yatıran kapitalistler ve iyi huylu yatırımcılar, ayrımcılık yapmazlarsa, dışarıdan gelenler, ABD’ye çok faydalı olmaktadırlar. Mesela Tim Draper, (otuz yıl önce Draper Fisher Jurvetson’u kuran, babası da, dedesi de bu işlerle uğraşan) gibi girişim sermayesi yatırımcıları, buna bir örnektir. 1995’de Tim Draper ve ortakları, Hindistan doğumlu Sabeer Bhatia ve Jack Smith ikilisinden bir teklif dinlediler ve bu ikili de, anlattıkları bir işin girişimcisi olmak için destek istiyorlardı. Bu iki kişinin her hangi bir girişimcilik tecrübeleri de yoktu. İkisi de henüz yirmi altı yaşlarında idiler. Fakat iş için getirdikleri proje, internete dayalı bir elektronik posta projesi idi ve çok orijinal bir fikirdi. Milyonlarca kullanıcı bundan faydalanacaktı. Gerçi, iki gencin gösterdikleri projenin başarısının bir garantisi yoktu. Fakat, proje sahipleri ile parayı temin edecek Draper şirketinin yetkilileri, ilk karşılaşmalarının üzerinden kırk sekiz saat geçmeden anlaşmayı imzaladılar.”
“1968 yılının Aralık ayının son günlerinde Hindistan’da doğan Sabeer, 1988’de ABD’ye gelmişti, öğrenimine devam etmek için. Elektrik mühendisliğinden yüksek lisans yaptıktan sonra, 1992’de Apple’da çalışmaya başladı Burada bir yıl çalıştıktan sonra, (Japon Canon’un iştiraklerinden) Firepower’a girdi. 1995’te de, Apple’da beraber çalıştığı meslektaşı Jack Smith’le Hotmail’i kurdu. İki yıl sonra da, Hotmail’i 400 milyon dolara Microsoft’a sattılar. Üç yıl olmadan kazanılan bu para, hem iki ortak için, hem de bu işe para yatıran Tim Draper için çok iyi para idi. Bu buluşun hayata geçirilmesi, dünyanın her yerinde, piyasalara mal sunan, küçük ve büyük firmaların, mallarını hızla pazarlayabilmelerini de sağladı. Böylece sanayi devriminden beri tekrarlanan bir şey yine tekrarlanmış oluyordu. Toplumsal statüleri çok geride olan insanlar, hızla üst gelir grubuna geçebiliyorlardı.” “Ülke dışından gelenlerin önünün açık olması, büyük ABD şirketlerine de yarar sağlamıştır. Mesela yine 1995’de, o zaman IBM’ın CEO’su olan Lou Gerstner, Küba doğumlu olup on beş yaşında ABD’ye gelen Irving Wladawsky-Berger’e -ki o sırada Berger, IBM’de 25 yıldır çalışıyordu- hayatının en önemli işini veriyordu. Bilgisayar devi IBM -o sıralarda bilgisayar sektöründe “dinazor” olarak anılıyordu- çok zor günler geçiriyordu. Küba göçmeni Berger, hızla IBM’in bir vizyoner bir strateji ile kazanç getirecek internetle alakalı hizmetler üzerinde yoğunlaşmasını sağladı ve 1995’de 84 yıllık bir şirket olan IBM’e, çok ustaca bir manevra yapmasını sağlayarak, 21. yüzyıla yine önde girmesini temin etti. Berger, bu ülkede 1. sıraya nasıl yükselmişti ? 1950’lerin sonunda, 15 yaşında ailesiyle Küba’dan göç eden bu delikanlı, ABD eğitim sistemi içinde yolunu çizdi ve doktorasını da Şikago Üniversitesi’nde yaptı. Bir kere daha, ABD, bu ülkenin kabiliyetli ve istekliler için, bir şanslı toprak olduğunu ispat etmişti.”
Bu örnekleri verdikten sonra bayan profesör Greenstein, hem ABD’yi övüyor, ama hem de, yeni (Suriyeli) göçmenlerden de, büyük beyinler çıkabileceğini söyleyerek, Amerikan halkını ve kamuoyunu uyarıyor: “ABD teknoloji sektörünün bu özelliği: bu sektörün ideolojilere bakmadan, yeteneklileri, evet bu özel kişileri tercih etmesi ve kayırmasıdır. Bu zaten bizim ABD olarak, uzun süredir ayakta kalan toplumsal sözleşmemizin yaşamaya devam etmesi demektir ki, bırakın yaşasın ve çok çeşitli kültürlerin başarılı olmasına müsaade edin ve düşünce özgürlüğüne müdahale etmekten kaçının ki, bu zaten takdire layık olan Amerikan ideallerinin yansımasıdır. Ki bu idealler, teknoloji sektöründe, çok kârlı işlere dönüşür. Benim yukarıdan beri anlattıklarımı sorgusuz sualsiz kabullenmeyebilirsiniz. Fakat şu anda dışarıdan gelen göçmenlerin de -doğum yerleri, etnik kökenleri, dinleri ve cinsiyetleri ne olursa olsun- başarılı olması için, onlara müsaade edin. Muhtemelen onlar da hepimize yarar sağlayacak şekilde, teknolojiye yeni bakış açıları ve katkılar sağlayacaklardır.”
Gizli sosu ne imiş, ABD’nin ticari başarısının?
Reviewed by Habersizim
on
09:33:00
Rating:

Hiç yorum yok: