Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer

Efendim, 2004 yılından, 2015 yılına kadar, aralıksız olarak çeşitli dergi ve gazetelere Ramazan sayfası yaptım.
İlk çalışmam, Gerçek Hayat dergisi için olmuştu.
Sonra, 6 yıl boyunca Star Gazetesinde sürdürdüm bu çabayı...
1,5 yıl boyunca Yayın Yönetmenliği yaptığım gazete haricinde Bursa'da yayımlanan 2 ayrı yerel gazetede sürdü bu maceram.
En son, Akşam Gazetesi için yapmıştım Ramazan sayfasını.
Başta, 2004 yılından beri dedim ama bazı yıllar 2 gazete ve 1 dergi için eşzamanlı hazırladığım da olmuştu, bu sayfadan.
Çocuk denecek yaşta (mübalağa etmiyorum, 9 yaşımdaydım) okuduğum Tercüman Gazetesi, bu mübarek aya mahsus yayınlar hazırlar, sayfalar düzenlerdi.
Bütün bir ramazan boyunca ve adeta hatmedercesine okurdum bu sayfadaki yazıları.
Açık söylemek gerekirse ruhumda çok ciddi etkileri oluyordu bu okumaların.
O anların halet-i ruhiyemde husule getirdiği teheyyüc ve lezzet, hâlâ bütün canlılığı ile duruyor, dersem abartmış olmam...
Düşünün, üstat Necip Fazıl bile mezkûr gazeteye Ramazan sayfası hazırlamış.
Zaten, üstadın böyle bir sayfa yapmış olması, Ramazan sayfasını önemsemem ve değerli bulmam için yeter bir sebepti.
Bu sayfa çalışmalarında genellikle ramazanın ruhuna, rahmet, mağfiret ve bereket tarafına yönelik yazılar kaleme aldık, hatırlar naklettik, eski ramazanlara dair çok fazla bilinmeyen hususları ele aldık.
Yaptığımız işin nasıl bir etki uyandırdığına dair bir fikrim yok doğrusu.
İnşallah maksada muvafık şeyler olmuştur diye ümid ediyoruz tabii.
Efendim, bu uzun giriş, bir ramazan hatıramızı nakletmek içindi.
Malum, Pazar günleri, gazetenin arka sayfasında bu türden yazılar yazmak için görevlendirildim.
Hangi yıldı hatırlamıyorum, Star Gazetesi için sayfa hazırlarken, Türkiye'de tanınmış, yazar, sanatçı, siyasetçi ve işadamları ile ramazan üzerine kısa röportajlar yapmıştım.
Sorulardan birisi, "ilk oruç"la ilgiliydi.
Çok ilginç cevaplar almıştım doğrusu.
Sonradan fark ettim ki, onca yıl böyle bir sayfa hazırladığım halde, kendi ilk orucumu anlatmak hiç gelmemişti aklıma.
İşte bu hatıra, o ilk oruca dair...
*
İlk orucumuza dair hatırayı nakletmeden önce, şu hususu belirtmekte sanırım fayda var…
Bizim oralarda, ilk kez oruç tutmuş birini (tabii ki, sadece çocuklar için geçerli), sırtına alıp gezdirenin, günahlarının döküleceğine dair yerleşik bir inanç vardır.
Bu sebeple yeni oruç tutmuş bir çocuk için, günün neredeyse tamamını başkalarının sırtında gezerek geçirmek neredeyse kaçınılmazdır artık…
İşte, benim ilk orucum da ikindi vaktine kadar akraba-i taallukatın sırtında geçti.
Ne yalan söyleyeyim, büyük bir keyifti açıkçası.
Yaşım henüz dört, bilemediniz beş.
Bir sonbahar ramazanı…
Nur içinde yatsın, rahmetli babam, ikindiden sonra beni alıp çarşıya götürdü.
İşaret ettiğim her şeyi alıyordu.
Fındık, fıstık, leblebi, şeker, çeşitli meyveler ve hepsinden önemlisi gül kokulu kıpkırmızı bir elma…
Eve, elimiz kolumuz iftarlıklarla dolu dönmüştük.
Benim aklım fikrim elmadaydı.
Bir kumaş parçasıyla dakikalarca silerek parlatmıştım.
Öylesine parlatılmıştı ki, o kıpkırmızı elma adeta bir lamba gibi ışıldıyordu.
Bu arada herkesin gözü bende…
Olur, a, habersizce orucu bozabilirim…
Vakit akşama oldukça yaklaşmış, ezan, okundu okunacak…
Hani "eli kulağında " sözü var ya, tam yerinde...
Sofra hazırlandı. Yemekler birer birer sofraya dizildi.
Bu arada şu notu aktarmama izin verin lütfen.
Yine bizim oralarda adettendir, kaç çeşit yemek hazırlanmış ise, çorba ve tatlı da dâhil olmak üzere, tamamı sofraya konur.
Özelliklede bir misafir için, sevdiği ve beğendiği yemeği yemesi açısından hayli önemsenir bu husus.
Neyse sofra hazırlama telaşı sürerken ben de babamın yanında pencereden minareyi gözlüyorum.
Hani önce şerefelerdeki lambalar yanar ya, onu görünce iftarımı açacağım…
İşte tam o anda, nasıl oldu, neden oldu bilemiyorum, ben, bütün iştahımla ve olanca gücümle o parıl parıl parlayan elmaya dişlerimi geçiriverdim.
Evdekilerden yüksek sesle, ‘aaa!’ lar ünlenirken, rahmetli babam kahkahayla birlikte enseme bir tokat aşketmişti.
Meğer elmayı ısırışımın akabinde top atmış ve ezan da okunmuşmuş…
Aile meclisi, ezanın okunması tam ısırma anına denk geldiğinden ve ısırdığım elmayı henüz yutmadığımdan ötürü, orucumu oy birliği ile geçerli saymıştı.
İstisnasız her ramazanda tebessümle hatırladığım bu hadise, hâlâ aile toplantılarında bana takılmak için kullanılır.
Ben de, her seferinde tuttuğum orucun geçerli sayıldığı kararını hatırlatarak bu takılmalardan sıyırmaya çalışırım…
Buyurun işte, ‘hayali cihan değmez mi’ bunun?
Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer Reviewed by Habersizim on 09:21:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: