Beklenen oldu ve Anayasa Mahkemesi Can Dündar’ı salıverdi.
Neden, “beklenen oldu” dedim sizce?
AYM’nin bir üst mahkeme değil, bir siyasal mekanizma işlevi üstlenmiş olduğuna inandığım için elbet...
Bu kanaate ‘Twitter’ kararı münasebetiyle varmıştım epey zaman önce.
Şimdi Cumhurbaşkanı olan zaman ın başbakanı Erdoğan’ı alt etmek maksadıyla alınmıştı o günkü karar.
Bence, şimdi de aynı durum söz konusu.
Meselenin hukukla mukukla, uzaktan yakından bir ilgisi yok.
Can Dündar’ın, şuana kadar tutuklu kalmasını sağlayan da bir Türkiye Cumhuriyeti mahkemesi değil miydi sahi?
Bu yüzden konuyu, formel hukuki bağlamında ele almayacağım.
Tıpkı, 17-25 Aralık kalkışmasına hukuki bir anlam yüklemediğim gibi...
O tarihlerde de “hukuk” gerekçe gösterilerek ve adliye alet edilerek bir darbe girişiminde bulunulmuştu.
Nasıl ki, o gün asıl konu hukuk değildiyse, bugün de öyle...
Can Dündar’ın aslında bir figüran olduğu hadise, tamamen sembolik bir anlama sahip.
2014 yılı Ocak ayında, Paralel İhanet Çetesi bir operasyona girişti, malum.
MİT TIR’larının durdurulmasının asıl amacı, gazetemizin “Bağdadi Grubu” dediği IŞİD’e silah gönderildiği iddiasının yaygın bir kanaate hatta kanıtlanmış bir gerçeğe dönüştürülerek Erdoğan’ı Lahey Adalet Divanında yargılatmaktı.
Cumhuriyetteki dava konusu olan sözde haber de, bu operasyonun yeniden ısıtılıp servis edilmesinden başka bir şey değildi.
Devlete ait gizli belgelerin yayımlanmasının yegâne amacı, ilgililerin suçlu konumuna düşmesini sağlamaktı.
Dünyanın her yerinde bu işe casusluk denir.
Nitekim davaya bakan mahkemeler bu kanaatte idiler ve tutuklanan sanıkların tahliye talepleri, her seferinde reddedildi.
Ta ki, Anayasa Mahkemesi devreye girinceye kadar...
Mezkûr mahkeme meseleyi “fikir hürriyeti” bağlamında ele aldı ve zımnen, “bir gazetenin karşı istihbarat için bilgi servis edebileceği” kanaatine vardı.
Kuşkusuz, hukuki anlamda tartışmalar sürüp gidecek.
Başta da dedik, biz, konunun hukuk olmadığına, tamamen siyasal bir tavır alış olduğuna inanıyoruz.
Bugün Can Dündar’ın salıverilmesini savunan ve bunu bir tür sevinç gösterilerine dönüştüren konsorsiyuma bakın, ne demek istediğimi daha net göreceksiniz.
Mesele çok açık ve özetle şöyle.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a karşı sürdürülen bir savaş var ve savaşın bu aşamasında Erdoğan karşıtları, söz konusu kararla bir mevzi kazanmış havasındalar.
Can Dündar da, “Erdoğan’a karşı zafer kazandım” diyerek bu gerçeği gizlemiyor zaten.
Sahi neden Erdoğan’a karşı?
Çünkü hedefte o var!
Operasyon, onun başbakanlıktan uzaklaştırılması için tertiplenmişti, sözde haber de yine tartışmaların ve spekülasyonların odağına Erdoğan yerleşsin diye yapılmıştı.
Ne habercilik söz konusuydu ne fikir özgürlüğü! Bugün görüyoruz ki, anılan karara sevinenlerin, savunanların ve destekleyenlerin tek bir ortak noktası vardır!
Erdoğan düşmanlığı yahut Erdoğan husumeti...
Gerisi lafazanlıktan ibarettir.
Yalnız, bu kararın ardından öncekilerden farklı olarak şu hususa biraz da şaşkınlıkla tanıklık ettik.
MİT TIR’larının durdurulduğu günlerde bu operasyona ateş püsküren kimi özneler, bugün Erdoğan’la aralarının açılmış olmasından ötürü, düştükleri hazin çelişkiye aldırış etmeksizin, karşı tarafta konuşlanmakta tereddüt etmemişler.
“Allah ıslah etsin” ifadesi çok nahif bir temenni farkındayım ama idare edin artık.
Neden, “beklenen oldu” dedim sizce?
AYM’nin bir üst mahkeme değil, bir siyasal mekanizma işlevi üstlenmiş olduğuna inandığım için elbet...
Bu kanaate ‘Twitter’ kararı münasebetiyle varmıştım epey zaman önce.
Şimdi Cumhurbaşkanı olan zaman ın başbakanı Erdoğan’ı alt etmek maksadıyla alınmıştı o günkü karar.
Bence, şimdi de aynı durum söz konusu.
Meselenin hukukla mukukla, uzaktan yakından bir ilgisi yok.
Can Dündar’ın, şuana kadar tutuklu kalmasını sağlayan da bir Türkiye Cumhuriyeti mahkemesi değil miydi sahi?
Bu yüzden konuyu, formel hukuki bağlamında ele almayacağım.
Tıpkı, 17-25 Aralık kalkışmasına hukuki bir anlam yüklemediğim gibi...
O tarihlerde de “hukuk” gerekçe gösterilerek ve adliye alet edilerek bir darbe girişiminde bulunulmuştu.
Nasıl ki, o gün asıl konu hukuk değildiyse, bugün de öyle...
Can Dündar’ın aslında bir figüran olduğu hadise, tamamen sembolik bir anlama sahip.
2014 yılı Ocak ayında, Paralel İhanet Çetesi bir operasyona girişti, malum.
MİT TIR’larının durdurulmasının asıl amacı, gazetemizin “Bağdadi Grubu” dediği IŞİD’e silah gönderildiği iddiasının yaygın bir kanaate hatta kanıtlanmış bir gerçeğe dönüştürülerek Erdoğan’ı Lahey Adalet Divanında yargılatmaktı.
Cumhuriyetteki dava konusu olan sözde haber de, bu operasyonun yeniden ısıtılıp servis edilmesinden başka bir şey değildi.
Devlete ait gizli belgelerin yayımlanmasının yegâne amacı, ilgililerin suçlu konumuna düşmesini sağlamaktı.
Dünyanın her yerinde bu işe casusluk denir.
Nitekim davaya bakan mahkemeler bu kanaatte idiler ve tutuklanan sanıkların tahliye talepleri, her seferinde reddedildi.
Ta ki, Anayasa Mahkemesi devreye girinceye kadar...
Mezkûr mahkeme meseleyi “fikir hürriyeti” bağlamında ele aldı ve zımnen, “bir gazetenin karşı istihbarat için bilgi servis edebileceği” kanaatine vardı.
Kuşkusuz, hukuki anlamda tartışmalar sürüp gidecek.
Başta da dedik, biz, konunun hukuk olmadığına, tamamen siyasal bir tavır alış olduğuna inanıyoruz.
Bugün Can Dündar’ın salıverilmesini savunan ve bunu bir tür sevinç gösterilerine dönüştüren konsorsiyuma bakın, ne demek istediğimi daha net göreceksiniz.
Mesele çok açık ve özetle şöyle.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a karşı sürdürülen bir savaş var ve savaşın bu aşamasında Erdoğan karşıtları, söz konusu kararla bir mevzi kazanmış havasındalar.
Can Dündar da, “Erdoğan’a karşı zafer kazandım” diyerek bu gerçeği gizlemiyor zaten.
Sahi neden Erdoğan’a karşı?
Çünkü hedefte o var!
Operasyon, onun başbakanlıktan uzaklaştırılması için tertiplenmişti, sözde haber de yine tartışmaların ve spekülasyonların odağına Erdoğan yerleşsin diye yapılmıştı.
Ne habercilik söz konusuydu ne fikir özgürlüğü! Bugün görüyoruz ki, anılan karara sevinenlerin, savunanların ve destekleyenlerin tek bir ortak noktası vardır!
Erdoğan düşmanlığı yahut Erdoğan husumeti...
Gerisi lafazanlıktan ibarettir.
Yalnız, bu kararın ardından öncekilerden farklı olarak şu hususa biraz da şaşkınlıkla tanıklık ettik.
MİT TIR’larının durdurulduğu günlerde bu operasyona ateş püsküren kimi özneler, bugün Erdoğan’la aralarının açılmış olmasından ötürü, düştükleri hazin çelişkiye aldırış etmeksizin, karşı tarafta konuşlanmakta tereddüt etmemişler.
“Allah ıslah etsin” ifadesi çok nahif bir temenni farkındayım ama idare edin artık.
Casusluğa ‘Can’ simidi...
Reviewed by Habersizim
on
11:09:00
Rating:

Hiç yorum yok: