Sene 1995
Bursa’ya yeni yerleşmişim.
Henüz çok yabancıyım Bursa’ya…
Bir türlü kafamdaki çevreyi bulamıyor ve bu nedenle de her vesile ile soluğu İstanbul’da alıyorum. Öyle ki, o birkaç senelik süreçte neredeyse İstanbul’da daha fazla bulunuyordum.
Ben İstanbul’a gurbet sancısını dindirmek için gidiyordum ama İstanbul’dakilerin işleri başlarından aşkın tabii olarak…
Neyse ki, akşama doğru, tanıdık hemen herkes, ‘İlesamın’ lokal olarak kullandığı Beyazıt’taki ‘medreseye’ gelirdi.
Burada tanıştığım insanların büyük bir çoğunluğu dostum oldu sonraki zamanlarda.
Allah rahmetine gark etsin, Hilmi (Oflaz) abiyi de burada tanımıştım söz gelimi.
İşte bu İlesam muhabbetlerinin devam ettiği bir günde sevgili Hakan (Albayrak)’la masamızda, yer yer sararmış olsa da bembeyaz ve uzun sakallı bir muhterem de bulunuyordu.
Hakan şipşak tanıştırdı bizi.
Adı Nusret Özcan’dı.
Nusret abi yani…
Çabuk kaynaştık Nusret abiyle zira kafamız birbirine çok uyuyordu.
O da ben de, İslam medeniyeti olgusunu öne çıkarıyorduk her vesile ile.
Klasik medrese ilimlerinin ehemmiyeti hususunda fikirlerimiz tam bir mutabakat arz ediyordu ve ikimiz de geleneğin büyük bir haksızlığa maruz bırakıldığı kanaatindeydik.
İlk kitabım olan ‘Akılcı Yanılgı’yı bu süreçte yazmıştım.
Yıl 1999’du…
Bursa’daki ‘Uludağ Yayınları’ndan çıkmıştı kitap ama basım yeri İstanbul’du.
Basımın tamamlandığı haberini aldığımda yayınevinden önce ben varmıştım İstanbul’a…
Hemen birkaç nüsha alıp İlesam’a geldim.
Her zamanki gibi Hakan’la buluştuk ve diğer dostlarla sohbet ettik.
Ayrılma vakti Hakan; ‘abi kitaptan bir adet de Nusret abiye götürsene’ dedi… Ardından ekledi.
"İstersen konuşayım kendisiyle, kitapla ilgili bir de yazı yazsın. Tam onun kafasına göre zaten."
Doğrusu çok iyi bir teklifti bu. Benim gibi, ‘tanıtım’ işini utangaçlık sayan birisi için bulunmaz bir nimetti desek yeridir.
Ertesi gün soluğu Yenişafak gazetesinde aldım.
Nusret abinin bulunduğu servise gittim. Sarıldığımızda, yüzüme değen sakalının yumuşaklığının ve serinliğinin vesile olduğu his hâlâ o günkü gibi taze…
Oturduk hoşbeşe başladık. Bu arada utana sıkıla kitabı uzattım.
“Hakan bahsetti” dedi hemen.
Aldı, bir göz attıktan sonra, “Hocam biraz anlat kitabı” dedi.
İslâm merkezli modernist tezlerin tutarsızlıklarına ve geleneğe yönelik saldırılara cevap mahiyetindeydi kitap.
Tamamen Kur’an’î delillerle ‘akılcılığın gerçek bir yanılgı’ olduğu tezinin işlendiği kitaba dair uzun bir sohbet yaptık.
Biz konuşurken, fotoğrafımı çekmesini istemişti oradaki muhabir arkadaşların birinden.
Öngördüğümden daha fazla sürmüştü sohbetimiz.
O güne kadar çeşitli vesilelerle Nusret abiyle sohbetlerimiz olmuştu ama hiç biri bu kadar verimli geçmemişti doğrusu.
Akşama doğru ben müsaade isteyip ayrılırken, açık söylemek gerekirse hayli memnundum.
Ertesi gün de Bursa’ya dönmüştüm…
Nusret abiyle yaptığımız görüşme sonrasındaki her günde, Yenişafak’ı alır almaz, ilk önce ‘Kültür-Sanat’ sayfasına bakar olmuştum.
Ama nafile, kitapla ilgili herhangi bir yazı yoktu.
Bir süre sonra da vazgeçtim bakmaktan zaten.
Aradan ne kadar geçti hatırlamıyorum.
Bir gün, gazetede neredeyse yarım sayfalık bir tanıtım yazısı çıktı kitapla ilgili…
Benim de hatırı sayılı büyüklükte bir fotoğrafım vardı.
Ben, beklentimi aşan süre sonrasından o konuşmayı unutmuştum
ama Nusret abi unutmamıştı besbelli.
Uzunca bir yazıydı...
Yazının yayımladığı günün birkaç gün sonrasıydı.
Akşam eve geldiğimde hanım, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden ‘Vahit’ isminde bir araştırma görevlisinin kitapla ilgili olarak aradığını söyledi. Kendisine ‘şimdi evde değil, ancak akşamdan sonra evde olacağımı’ söylemiş.
Bir hayli meraklanmıştım.
Ne olabilirdi ki?
Yatsıdan sonra telefon çaldı.
Açtım, hanımın bahsini ettiği zattı arayan.
Kendisinin İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu’nun asistanı olduğunu, geçen gün hocasının Yenişafak gazetesinde kitapla ilgili Nusret abinin yazısını okuduğunu ve bunun üzerine kitabı aldırıp incelediğini ve Hocanın kitabı beğendiğini anlattı bir çırpıda.
Ben bu ifadelerden ötürü bir hayli mütehassis olduğumu ifade ederken telefonun diğer ucundaki zat, beni asıl heyecanlandıran sözü söyledi.
“Hocamız, bu kitaptan 600 adet almamızı ve tüm fakülteye dağıtmamızı söyledi. Ayrıca, sizden fakültemizde bir konferans vermenizi rica ediyor.”
Öylece kalakalmıştım telefonun başında.
Üzerimdeki bu hayret halini attıktan sonra kitabın nasıl temin edileceği hususunu ve (onlar konferans demişti ama ben sohbete ikna ettim) sohbet gününü tayin ettik.
Ankara’ya gittiğimde Hocanın asistanın evinde kalmıştım.
Gece, ertesi günkü sohbetin çerçevesi üzerine konuşurken kitabın ‘fakültede yardımcı ders kitabı’ olarak okutulduğunu öğrendim.
Kuşkusuz ki, bu (tevazu filan yapmıyorum), benim haddimi aşan bir şeydi.
Kitap maksadına, beklediğimin onlarca kat fazlasıyla varmıştı bu gelişme ile ve bunun birinci vesilesi Nusret abiydi…
Benim açımdan asla unutulmayacak bu çok değerli hatıranın kahramanı olan Nusret ağabeyimi, rahmet ve şükranla anıyorum.
Allah rahmetine gark etsin, cennetiyle mükâfatlandırsın.
Mekânın pür nur olsun Nusret abi…
Bursa’ya yeni yerleşmişim.
Henüz çok yabancıyım Bursa’ya…
Bir türlü kafamdaki çevreyi bulamıyor ve bu nedenle de her vesile ile soluğu İstanbul’da alıyorum. Öyle ki, o birkaç senelik süreçte neredeyse İstanbul’da daha fazla bulunuyordum.
Ben İstanbul’a gurbet sancısını dindirmek için gidiyordum ama İstanbul’dakilerin işleri başlarından aşkın tabii olarak…
Neyse ki, akşama doğru, tanıdık hemen herkes, ‘İlesamın’ lokal olarak kullandığı Beyazıt’taki ‘medreseye’ gelirdi.
Burada tanıştığım insanların büyük bir çoğunluğu dostum oldu sonraki zamanlarda.
Allah rahmetine gark etsin, Hilmi (Oflaz) abiyi de burada tanımıştım söz gelimi.
İşte bu İlesam muhabbetlerinin devam ettiği bir günde sevgili Hakan (Albayrak)’la masamızda, yer yer sararmış olsa da bembeyaz ve uzun sakallı bir muhterem de bulunuyordu.
Hakan şipşak tanıştırdı bizi.
Adı Nusret Özcan’dı.
Nusret abi yani…
Çabuk kaynaştık Nusret abiyle zira kafamız birbirine çok uyuyordu.
O da ben de, İslam medeniyeti olgusunu öne çıkarıyorduk her vesile ile.
Klasik medrese ilimlerinin ehemmiyeti hususunda fikirlerimiz tam bir mutabakat arz ediyordu ve ikimiz de geleneğin büyük bir haksızlığa maruz bırakıldığı kanaatindeydik.
İlk kitabım olan ‘Akılcı Yanılgı’yı bu süreçte yazmıştım.
Yıl 1999’du…
Bursa’daki ‘Uludağ Yayınları’ndan çıkmıştı kitap ama basım yeri İstanbul’du.
Basımın tamamlandığı haberini aldığımda yayınevinden önce ben varmıştım İstanbul’a…
Hemen birkaç nüsha alıp İlesam’a geldim.
Her zamanki gibi Hakan’la buluştuk ve diğer dostlarla sohbet ettik.
Ayrılma vakti Hakan; ‘abi kitaptan bir adet de Nusret abiye götürsene’ dedi… Ardından ekledi.
"İstersen konuşayım kendisiyle, kitapla ilgili bir de yazı yazsın. Tam onun kafasına göre zaten."
Doğrusu çok iyi bir teklifti bu. Benim gibi, ‘tanıtım’ işini utangaçlık sayan birisi için bulunmaz bir nimetti desek yeridir.
Ertesi gün soluğu Yenişafak gazetesinde aldım.
Nusret abinin bulunduğu servise gittim. Sarıldığımızda, yüzüme değen sakalının yumuşaklığının ve serinliğinin vesile olduğu his hâlâ o günkü gibi taze…
Oturduk hoşbeşe başladık. Bu arada utana sıkıla kitabı uzattım.
“Hakan bahsetti” dedi hemen.
Aldı, bir göz attıktan sonra, “Hocam biraz anlat kitabı” dedi.
İslâm merkezli modernist tezlerin tutarsızlıklarına ve geleneğe yönelik saldırılara cevap mahiyetindeydi kitap.
Tamamen Kur’an’î delillerle ‘akılcılığın gerçek bir yanılgı’ olduğu tezinin işlendiği kitaba dair uzun bir sohbet yaptık.
Biz konuşurken, fotoğrafımı çekmesini istemişti oradaki muhabir arkadaşların birinden.
Öngördüğümden daha fazla sürmüştü sohbetimiz.
O güne kadar çeşitli vesilelerle Nusret abiyle sohbetlerimiz olmuştu ama hiç biri bu kadar verimli geçmemişti doğrusu.
Akşama doğru ben müsaade isteyip ayrılırken, açık söylemek gerekirse hayli memnundum.
Ertesi gün de Bursa’ya dönmüştüm…
Nusret abiyle yaptığımız görüşme sonrasındaki her günde, Yenişafak’ı alır almaz, ilk önce ‘Kültür-Sanat’ sayfasına bakar olmuştum.
Ama nafile, kitapla ilgili herhangi bir yazı yoktu.
Bir süre sonra da vazgeçtim bakmaktan zaten.
Aradan ne kadar geçti hatırlamıyorum.
Bir gün, gazetede neredeyse yarım sayfalık bir tanıtım yazısı çıktı kitapla ilgili…
Benim de hatırı sayılı büyüklükte bir fotoğrafım vardı.
Ben, beklentimi aşan süre sonrasından o konuşmayı unutmuştum
ama Nusret abi unutmamıştı besbelli.
Uzunca bir yazıydı...
Yazının yayımladığı günün birkaç gün sonrasıydı.
Akşam eve geldiğimde hanım, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden ‘Vahit’ isminde bir araştırma görevlisinin kitapla ilgili olarak aradığını söyledi. Kendisine ‘şimdi evde değil, ancak akşamdan sonra evde olacağımı’ söylemiş.
Bir hayli meraklanmıştım.
Ne olabilirdi ki?
Yatsıdan sonra telefon çaldı.
Açtım, hanımın bahsini ettiği zattı arayan.
Kendisinin İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu’nun asistanı olduğunu, geçen gün hocasının Yenişafak gazetesinde kitapla ilgili Nusret abinin yazısını okuduğunu ve bunun üzerine kitabı aldırıp incelediğini ve Hocanın kitabı beğendiğini anlattı bir çırpıda.
Ben bu ifadelerden ötürü bir hayli mütehassis olduğumu ifade ederken telefonun diğer ucundaki zat, beni asıl heyecanlandıran sözü söyledi.
“Hocamız, bu kitaptan 600 adet almamızı ve tüm fakülteye dağıtmamızı söyledi. Ayrıca, sizden fakültemizde bir konferans vermenizi rica ediyor.”
Öylece kalakalmıştım telefonun başında.
Üzerimdeki bu hayret halini attıktan sonra kitabın nasıl temin edileceği hususunu ve (onlar konferans demişti ama ben sohbete ikna ettim) sohbet gününü tayin ettik.
Ankara’ya gittiğimde Hocanın asistanın evinde kalmıştım.
Gece, ertesi günkü sohbetin çerçevesi üzerine konuşurken kitabın ‘fakültede yardımcı ders kitabı’ olarak okutulduğunu öğrendim.
Kuşkusuz ki, bu (tevazu filan yapmıyorum), benim haddimi aşan bir şeydi.
Kitap maksadına, beklediğimin onlarca kat fazlasıyla varmıştı bu gelişme ile ve bunun birinci vesilesi Nusret abiydi…
Benim açımdan asla unutulmayacak bu çok değerli hatıranın kahramanı olan Nusret ağabeyimi, rahmet ve şükranla anıyorum.
Allah rahmetine gark etsin, cennetiyle mükâfatlandırsın.
Mekânın pür nur olsun Nusret abi…
Bir Nusret Özcan vardı bu fani alemde...
Reviewed by Habersizim
on
08:33:00
Rating:

Hiç yorum yok: