Yakın geçmiş bana çok pahalıya patladı.
Pahalı diyorum ama belki de ucuz atlattım, bilemiyorum.
Neden mi söz ediyorum?
Elbette ki hususi manada Türkiye'deki, umumi manada da İslâm âlemindeki gelişmelere gönderme yapıyorum.
Umumi manada Suriye meselesinde Esed'e, hususi manada da 'Gezi' kalkışmasına arka çıkan, akabinde 17-25 Aralık darbe girişimine destek veren benim şimdi 'eski dostlar' dediğim insanların duruşlarındaki tuhaflığı da aşan eğilip bükülmelerden söz ediyorum dersem daha isabetli olur doğrusu.
Evet, dava veya yol arkadaşı olduğuna inandığım, kimi 20 yılı aşkın birçok dost yahut arkadaşı bu üç hususta aldıkları tavırlar nedeniyle açık söylemek gerekirse defterimden sildim.
Bilen bilir, ben birisi hakkında ne düşünüyorsam o kişinin benim hayatımdaki yeri ve değeri düşündüğümle doğru orantılıdır.
Yani asla pragmatik davranamıyorum.
Bu, belki de çok rijit bir davranış olarak telakki ediliyordur, doğrusu hiç umurumda değil.
Neyse o...
Suriye meselesi ve 'Gezi' kalkışması benim açımdan kelimenin tam manasıyla bir 'turnusol' hüviyetinde. İslâmilik iddiasında bulunan ve fakat Suriye'deki mücahidlerden yana değil de sırf İran öyle istiyor diye 'katil oğlu katil' Esed'in yanında hizalananlar, bana göre davalarında doğrucu olanlardan değillerdir.
Muhtemelen onlar da beni eleştiriyorlardır.
(Ne eleştirisi, küfrümüze hükmettiklerini biliyoruz).
O nedenle sevgili Hakan Albayrak'ın dediği gibi onlarla aramızdaki bu meseleyi Allah'a havale ediyor, hükmü Allah'a bırakıyoruz.
Dolayısıyla tam bu noktada, bahsini ettiğim 'eski dostlardan' kalburun altında kalanlarını selametledim...
'Gezi' vesilesiyle başgösteren Kemalist kalkışmaya omuz verenlere gelince...
Doğrusunu isterseniz bir kısmı için şaşırdığımı söyleyemem ama başka bir kısmı vardı ki, "hadi can ım, olamaz!" demiştim biraz da içim burkularak...
Ama olmuştu ne yazık ki.
Bu zevatın tavrını sindiremedim mi ne, ikidir yazıyorum.
Burunlarının ucunu bile göremiyor olmalarına fena halde içerledim sanırım.
Yahut belki de içerlediğim onlarınki değil de kendi yanılgım.
Belki de onlar için gönlümde ayırdığım yeri abartmışım, tam emin değilim.
Eski dostlarına hatta vefa borcu olduğunu bildiğim insanlara ağız dolusu hakaretler edip, aşağılayan, küçümseyen ve kavgada söylenmeyecek sözler sarf edip 'Gezi' askerlerine övgüler dizenlerden söz etmiyorum, onlarınki hayli anlaşılır.
Onlar zaten, ne bu camianın ne başka yerin adamı olmadıklarını, açıkça söyleyip kalkışmaya omuz verenlerin iltifatlarını önemsediklerini açık açık söylemişlerdi.
'Kemalist İslamcıları' yahut İslamcı eskilerini de geçiyorum bir kalem...
Garip ve tuhaf olan, gerçekten 'dava'sı olduğuna herkesi inandırıp en kritik zamanda en basiretsiz insanların bile yapmayacağı şeyleri bile-isteye yapanların yaklaşımıydı.
17-25 Aralık darbe girişimi nedeniyle defterimden sildiğim insan sayısı, öncekilere göre çok azdı. Zira bu ihanet çetesiyle ilgisi olan çok az tanıdığım vardı ve onlardan da birkaçı fire verdi...
Bu hususta fazla yanılmamış olmak bir teselli nedeni olur mu dersiniz?
Hadi buradan bir teselli çıkaralım da, son dönemlerde yaşanan "herc-ü merci" nasıl izah edeceğiz kendimize?
İhanet fırtınalarıyla dalgalanarak adeta canavarlaşan denizi binbir sıkıntıyla da olsa geç ama sahil-i selamete çıktığını sandığın bir süreçte gel fitne deresinde boğul!
O kudurmuş denizi birlikte aşanlar beraber zaferlerini kutlayacaklarına şimdi birbirini yiyor.
Nasıl?
Olacak şey mi, Allah aşkına!
Bu hususa dair bir süre daha yutkunacağım, sanırım.
Sonrası nasıl gelişir, inanın ben de bilmiyorum.
Yalnız şimdi, 'sırat köprüsünün' neden kıldan daha ince ve kılıçtan daha keskin olduğunu galiba daha iyi anlıyorum.
Kaynak: http://mustakilgazete.com/basligi-siz-koyun-bir-zahmet/
Pahalı diyorum ama belki de ucuz atlattım, bilemiyorum.
Neden mi söz ediyorum?
Elbette ki hususi manada Türkiye'deki, umumi manada da İslâm âlemindeki gelişmelere gönderme yapıyorum.
Umumi manada Suriye meselesinde Esed'e, hususi manada da 'Gezi' kalkışmasına arka çıkan, akabinde 17-25 Aralık darbe girişimine destek veren benim şimdi 'eski dostlar' dediğim insanların duruşlarındaki tuhaflığı da aşan eğilip bükülmelerden söz ediyorum dersem daha isabetli olur doğrusu.
Evet, dava veya yol arkadaşı olduğuna inandığım, kimi 20 yılı aşkın birçok dost yahut arkadaşı bu üç hususta aldıkları tavırlar nedeniyle açık söylemek gerekirse defterimden sildim.
Bilen bilir, ben birisi hakkında ne düşünüyorsam o kişinin benim hayatımdaki yeri ve değeri düşündüğümle doğru orantılıdır.
Yani asla pragmatik davranamıyorum.
Bu, belki de çok rijit bir davranış olarak telakki ediliyordur, doğrusu hiç umurumda değil.
Neyse o...
Suriye meselesi ve 'Gezi' kalkışması benim açımdan kelimenin tam manasıyla bir 'turnusol' hüviyetinde. İslâmilik iddiasında bulunan ve fakat Suriye'deki mücahidlerden yana değil de sırf İran öyle istiyor diye 'katil oğlu katil' Esed'in yanında hizalananlar, bana göre davalarında doğrucu olanlardan değillerdir.
Muhtemelen onlar da beni eleştiriyorlardır.
(Ne eleştirisi, küfrümüze hükmettiklerini biliyoruz).
O nedenle sevgili Hakan Albayrak'ın dediği gibi onlarla aramızdaki bu meseleyi Allah'a havale ediyor, hükmü Allah'a bırakıyoruz.
Dolayısıyla tam bu noktada, bahsini ettiğim 'eski dostlardan' kalburun altında kalanlarını selametledim...
'Gezi' vesilesiyle başgösteren Kemalist kalkışmaya omuz verenlere gelince...
Doğrusunu isterseniz bir kısmı için şaşırdığımı söyleyemem ama başka bir kısmı vardı ki, "hadi can ım, olamaz!" demiştim biraz da içim burkularak...
Ama olmuştu ne yazık ki.
Bu zevatın tavrını sindiremedim mi ne, ikidir yazıyorum.
Burunlarının ucunu bile göremiyor olmalarına fena halde içerledim sanırım.
Yahut belki de içerlediğim onlarınki değil de kendi yanılgım.
Belki de onlar için gönlümde ayırdığım yeri abartmışım, tam emin değilim.
Eski dostlarına hatta vefa borcu olduğunu bildiğim insanlara ağız dolusu hakaretler edip, aşağılayan, küçümseyen ve kavgada söylenmeyecek sözler sarf edip 'Gezi' askerlerine övgüler dizenlerden söz etmiyorum, onlarınki hayli anlaşılır.
Onlar zaten, ne bu camianın ne başka yerin adamı olmadıklarını, açıkça söyleyip kalkışmaya omuz verenlerin iltifatlarını önemsediklerini açık açık söylemişlerdi.
'Kemalist İslamcıları' yahut İslamcı eskilerini de geçiyorum bir kalem...
Garip ve tuhaf olan, gerçekten 'dava'sı olduğuna herkesi inandırıp en kritik zamanda en basiretsiz insanların bile yapmayacağı şeyleri bile-isteye yapanların yaklaşımıydı.
17-25 Aralık darbe girişimi nedeniyle defterimden sildiğim insan sayısı, öncekilere göre çok azdı. Zira bu ihanet çetesiyle ilgisi olan çok az tanıdığım vardı ve onlardan da birkaçı fire verdi...
Bu hususta fazla yanılmamış olmak bir teselli nedeni olur mu dersiniz?
Hadi buradan bir teselli çıkaralım da, son dönemlerde yaşanan "herc-ü merci" nasıl izah edeceğiz kendimize?
İhanet fırtınalarıyla dalgalanarak adeta canavarlaşan denizi binbir sıkıntıyla da olsa geç ama sahil-i selamete çıktığını sandığın bir süreçte gel fitne deresinde boğul!
O kudurmuş denizi birlikte aşanlar beraber zaferlerini kutlayacaklarına şimdi birbirini yiyor.
Nasıl?
Olacak şey mi, Allah aşkına!
Bu hususa dair bir süre daha yutkunacağım, sanırım.
Sonrası nasıl gelişir, inanın ben de bilmiyorum.
Yalnız şimdi, 'sırat köprüsünün' neden kıldan daha ince ve kılıçtan daha keskin olduğunu galiba daha iyi anlıyorum.
Kaynak: http://mustakilgazete.com/basligi-siz-koyun-bir-zahmet/
Başlığı siz koyun bir zahmet...
Reviewed by Habersizim
on
09:59:00
Rating:

Hiç yorum yok: