Geçen gün eski bir yazım geçti elime.
Şöyle bir okudum. Tamam dedim, bu haftaki yazım hazır.
Dedim ama, bu yazıyı niçin yayınlamamışım diye düşünürken tek sebebinin uzunluğu olduğunu hatırladım.
3000 vuruşu geçiyordu.
Günlük bir gazetede uzn yazılar sıkıntılı.
Bir kaç sebepten naşi sıkıntılı.
Birinci sebep malum, gazetenin sütun santim üzerinden size ayrılan alan, ikincisi bu sebepten daha kırılgan ve bir yazarı kasan sebep. Yani siz sayın okuyucular.
Uzun yazıları okumuyorsunuz kardeşim.
Bir kısmınız hariç.
Küçük bir kısmınız.
İş bu sebepten naşi, biz de, yani bir gazetede yazma çabasına girişmiş olanlar, konulardan konu seçerken bir de, meseleyi 2500 yahut 3000 vuruşta anlatabilirizin sıkletini kaldırmaya çalışıyoruz.
Şimdi, yayın yönetmeni çıkıp, ‘Sular seller gibi yazdın da yayınlamadık mı kardeşim?’ diyebilir ve Selahattin Eş Çakırgil ağabeyimizi gözümüze sokup, ‘Sular seller gibi yazana sayfayı bütün sütun marjlarına kadar açılır.
Al sana tam sayfa.’ derse sayfanın çeyreğine bile ulaşamadan nefesimizi vermemiz de ihtimal.
Neyse, sadede geleyim.
Bahsettiğim, Diriliş Postası’nda yazdığım günlerden kalma bir yazı. İyi de kardeşim, koysaydın da, yazıyı okusaydık demenize ramak kala, bunu niçin yapmadığımı söyleyeyim de acelesi olan, uzun yazı okumama temayülü olanın işini zorlaştırmayım.
Aylaklık ve bilgelik üzerine ilgiyle okunabilir bir yazı olmuş. Ancak, serde şairlik var ya, mevzuyu getirip yine şiir ve şairlik özelinde bağlayıp bitirmişim.
Bu da bizim bir takıntımız işte.
Hayatı şiirsiz, şiiri hayatsız düşünemiyoruz.
Şairlere kalsa, şiir üstesinden gelecek yeryüzündeki çirkinliğin, savaşın, kanın, insanların içindeki kin, öfke ve düşmanlığın.
Ve fekat, realite hiç de öyle göstermiyor.
İnsanlığın hakkından gelmesi en mümkün olan şey‘Sanat’diye düşünürken, hakkımızdan gelen, kan, kin, intikam ve yegane enstrümanı silah.
İnsanoğlu, silah üretirken kullandığı kreatif yeteneklere akıttığı serveti, sanata edebiyata akıtsa başka bir dünya olurdu diye düşünüyorum.
Düşünüyorum da, aklıma kütüphaneler dolusu milyonlarca kitap, yayınlanan ilim sanat, edebiyat, kültür dergileri ve akla ziyan her konuda yazılan ve yazılmakta olan yazı/makaleler gelince usulca kesiyorum sesimi.
Gerçeğimiz, gerçekliğimiz hakikatli olan ile aramıza giriyor.
Bu hafta kullanabilirim vehmine kapıldığım yazıda özetle demişim ki,‘Aylaklık iş güç sahiplerinin işi olduğunda, bilgeler ve bilge sözü kıymetini yitirir’ Büyük bir laf ettiğim zannına kapılmayın hiç.
İşleri kesat esnafın takıldığı kahvehanelere bir uğrayın anlarsınız.
Şöyle bir okudum. Tamam dedim, bu haftaki yazım hazır.
Dedim ama, bu yazıyı niçin yayınlamamışım diye düşünürken tek sebebinin uzunluğu olduğunu hatırladım.
3000 vuruşu geçiyordu.
Günlük bir gazetede uzn yazılar sıkıntılı.
Bir kaç sebepten naşi sıkıntılı.
Birinci sebep malum, gazetenin sütun santim üzerinden size ayrılan alan, ikincisi bu sebepten daha kırılgan ve bir yazarı kasan sebep. Yani siz sayın okuyucular.
Uzun yazıları okumuyorsunuz kardeşim.
Bir kısmınız hariç.
Küçük bir kısmınız.
İş bu sebepten naşi, biz de, yani bir gazetede yazma çabasına girişmiş olanlar, konulardan konu seçerken bir de, meseleyi 2500 yahut 3000 vuruşta anlatabilirizin sıkletini kaldırmaya çalışıyoruz.
Şimdi, yayın yönetmeni çıkıp, ‘Sular seller gibi yazdın da yayınlamadık mı kardeşim?’ diyebilir ve Selahattin Eş Çakırgil ağabeyimizi gözümüze sokup, ‘Sular seller gibi yazana sayfayı bütün sütun marjlarına kadar açılır.
Al sana tam sayfa.’ derse sayfanın çeyreğine bile ulaşamadan nefesimizi vermemiz de ihtimal.
Neyse, sadede geleyim.
Bahsettiğim, Diriliş Postası’nda yazdığım günlerden kalma bir yazı. İyi de kardeşim, koysaydın da, yazıyı okusaydık demenize ramak kala, bunu niçin yapmadığımı söyleyeyim de acelesi olan, uzun yazı okumama temayülü olanın işini zorlaştırmayım.
Aylaklık ve bilgelik üzerine ilgiyle okunabilir bir yazı olmuş. Ancak, serde şairlik var ya, mevzuyu getirip yine şiir ve şairlik özelinde bağlayıp bitirmişim.
Bu da bizim bir takıntımız işte.
Hayatı şiirsiz, şiiri hayatsız düşünemiyoruz.
Şairlere kalsa, şiir üstesinden gelecek yeryüzündeki çirkinliğin, savaşın, kanın, insanların içindeki kin, öfke ve düşmanlığın.
Ve fekat, realite hiç de öyle göstermiyor.
İnsanlığın hakkından gelmesi en mümkün olan şey‘Sanat’diye düşünürken, hakkımızdan gelen, kan, kin, intikam ve yegane enstrümanı silah.
İnsanoğlu, silah üretirken kullandığı kreatif yeteneklere akıttığı serveti, sanata edebiyata akıtsa başka bir dünya olurdu diye düşünüyorum.
Düşünüyorum da, aklıma kütüphaneler dolusu milyonlarca kitap, yayınlanan ilim sanat, edebiyat, kültür dergileri ve akla ziyan her konuda yazılan ve yazılmakta olan yazı/makaleler gelince usulca kesiyorum sesimi.
Gerçeğimiz, gerçekliğimiz hakikatli olan ile aramıza giriyor.
Bu hafta kullanabilirim vehmine kapıldığım yazıda özetle demişim ki,‘Aylaklık iş güç sahiplerinin işi olduğunda, bilgeler ve bilge sözü kıymetini yitirir’ Büyük bir laf ettiğim zannına kapılmayın hiç.
İşleri kesat esnafın takıldığı kahvehanelere bir uğrayın anlarsınız.
Aylaklar ve bilgeler
Reviewed by Habersizim
on
10:16:00
Rating:

Hiç yorum yok: