Şimdi, herşeye rağmen arslan yavrusu Tacdin, Arif ve Çeko olup Mem u Zin’in hatırasına sahip çıkmalıyız. Kardeşliğimizi muhafaza etmeliyiz. Şeytan Beko’yu kovup ondan kurtulmalıyız. Aşkı büyütüp onu baş tacı etmeliyiz. Kimbilir belki büyüyen bu aşk alevlenir, evlenirde sevgi ve barış çocuğu dünyaya gelir.
Şark’ın yani Doğu’nun meşhur bir hikayesi vardır, dillere destan. Ahmed-i Hani’nin yazdığı Mem u Zin adlı eseri… Hikayeye göre Mem ile Zin bir nevruz gününde birbirini görür ve birbirlerine sevdalanırlar. Mem’in can arkadaşı Tacdin de Zin’in ablası Siti’ye vurulmuştur. Siti ve Zin, Cizire-Botan’ın dilberleri; Mem ile Tacdin de o yörenin yiğitleri… Zin’in ağabeyi mirdir, beydir. Büyükler Allah’ın emriyle peygamberin kavliyle Siti’yi, Tacdin ile evlendirirler.Sıra Mem’e gelmiştir. Ancak araya işi gücü fitne ve fücur olan iblis kılıklı Beko girmiştir. Beyi Mem’e karşı kışkırtmıştır. Allah’ın emriyle peygamberin kavliyle evlendirdiği Siti ve Tacdin’e yapmadığını yapar Mem’e. Gurur yapar, enaniyeti kabarır. Kalbini kin, nefret ve öfke bürümüştür. Ve şöyle anlamsız bir yemin eder: atalarımın onuru üzerine yemin ederim ki iki dünya bir araya gelse Zin’i, Mem’e yar etmeyeceğim. Tacdin, ne kadar gayret gösterse de bey insafa gelmez. Mem’i zindanlara atmışlardır. Zin ile Mem günden güne bir mum gibi yanıp tutuşmuş
zayıf düşmüşlerdir. Buna dayanamayan Mem’in can yoldaşı Tacdin, Çeko ve Arif silahlanıp beye isyan ederler. Bey karşı koymayı göze alamaz ve Mem ile Zin’i affeder. Ama çok geç kalmıştır. Mem ile Zin’in vuslatı ahirete kalmıştır. Baki aleme kalan bu vuslat ebedileşmiş ve dilden dile dolaşmıştır…Tacdin şeytan Beko’yu öldürmüş ve yeni doğan çocuğuna Mem’in adını vermiştir. Yani aşkın adını…
Yeni doğan bebek aşkın adıdır ve aşkın çocuğudur yani mana aleminde Mem ile Zin’in çocuğudur. Onların mirasçısıdır.Onların emanetidir. O çocuk sevgidir, merhamettir, muhabbettir ve son tahlilde o çocuk kardeşliktir. Cizre’nin, Botan’ın, Mardin’in, Diyarbekir’in çocuğudur. Aynı zamanda Trabzon'un, Rize’nin, İzmir’in, Edirne’nin, Konya’nın, Antalya’nın kızı Zin; Şam’ın,Bağdat’ın, Süleymaniye’nin, Erbil’in, Kerkük’ün, Musul’un kardaşı, can yoldaşı ,sırdaşı Tacdin olmuştur… Çünkü o bu topraklara aittir ve bu coğrafyanın memelerinden süt emmiştir. Bu coğrafyanın sokaklarında, caddelerinde koşmuş, oynamıştır. Leyla ile Mecnun’un, Ferhat ile Şirin’in, Tahir ile Zühre’nin, Yusuf ile Züleyha’nın arkadaşlığını yapmıştır. ‘’Ordu’nun Dereleri” türküsünü dinlemiştir. Zeybek oynamıştır. Düğünlerde halay çekmiştir. Ağıt yakmıştır Türkçe, Kürdçe, Arapça. Zazaca… Sevda olmuş gönülden gönüle uçuşmuştur, kelebek misali. Yeri gelmiş Mehmed Akif’in yeri gelmiş Ahmed Arif’in mısraları olmuştur. Gözyaşı olmuş seller gibi akmıştır. Fırat olmuş, Dicle olmuş, Yeşil ırmak olmuş, Sakarya olmuş; Necip Fazıl’a ilham vermiştir. Hasıl-ı kelam, o çocuk biz olmuştur, Türkiye olmuştur ve bize emanet kalmıştır.
Mem ile Zin aslında bu çocuk sayesinde ölmemiş; mirasıyla yaşıyorlarsa da, Allah’ın hikmeti ve takdiri bey de ölmemiştir, şeytan Beko da gebermemiştir. Fitne ve fücurla beyinleri kışkırtıp kalplere düşmanlık tohumlarını ekmektedir o iblis. Mem ile Zin’in bize emaneti olan kardeşliğimize kast etmektedir… Bunda bir miktar da muvaffak olmuştur. Bey de tutmuş atasının onuru adına gurur yapıyor; ırkçılık zehrini içerek, içirerek Beko’ya uyuyor. Beko’nunne pislik bir şeytan olduğunu bildiği halde… Mayası aşk ile yoğrulan gülleri sevgi ile açılan bu topraklarda bizi birbirimize düşürmüştür şeytan Beko. Ne Tacdinlik kalmış bizde ne Çeko’nun haykırışı ne de Arif’in kahramanlığı… O çocuğun, AŞKIN, eseri olan Diyarbekir, kavganın ve kargaşan ın merkezi olmuştur. Aşk ın yüreğine ateş düşürülmüş, camilerimiz yakılmıştır. Dört ayaklı minaremize saldırmışlar, ayaklarımızı kesmişlerdir. Cizre’de, Botan’da güller açmıyor; ciğerimize sadece dikenler batıyor. Kış uzadıkça uzuyor, bahar yolda kalmış nevruz bizi unutmuş… Bülbüller susmuş, damlarımıza baykuşlar konmuş… Emanetimiz yetim, öksüz kalmış; ölüm kalım savaşı veriyor. Aklımız, beynimiz de geç kaldığı halde bir türlü nedamet edip tevbe etmiyor.
Şimdi, herşeye rağmen arslan yavrusu Tacdin, Arif ve Çeko olup bu emanetimize sahip çıkmalıyız. Kardeşliğimizi muhafaza etmeliyiz. Şeytan Beko’yu kovup ondan kurtulmalıyız. Aşkı büyütüp onu baş tacı etmeliyiz. Kimbilir belki büyüyen bu aşk alevlenir, evlenirde sevgi ve barış çocuğu dünyaya gelir… Kim bilir belki o güzel günler yüzü suyu hürmetine ve bu vefa hatırına Allah da muhabbet güneşini doğurur aleme. Kalplerimizi birbirimize ısındırır ve bizi uçurumun kenarında düşmekten kurtarır. Kim bilir belki içimizdeki şeytan Beko’yu öldürürsek nevruz gelir. Güller yine açar; mis gibi kokular saçar. Muhammedi kokular… Cudi’nin eteklerinde sarı, mavi çiçekler yeşerir. Ağrı’nın başında nergisler bize gülerek, rojbaş der belki. Ay geceleyin nazlı bir gelin gibi şewbaş der. Kandil dağında huzursuz ve uğursuz karabasanlar üzerimizden kalkar da yaktığımız nevruz ateşinin başında kardeşlik türkülerini çığırırız. Kandil dağında, süslü ve sahte ışıkların uzağında, yıldızlar da bize kandil olur. Mabetlerimizde alnımız secdeye giderken, hele Kurşunlu Camii’nde yüreklerimiz sabır niyazında değil de şükür duasında olur. O barış ve kardeşlik bahçesinden derdiğimiz güllerle Bediüzzaman Said Nursi’nin Van daki Horhor medresesine gider ve biz geldik ya seyda deriz ha. Ahmed-i Hani’nin kubbe-i saadetine varıp Fatiha’mızı gönderdikten sonra, açıp kabrinin başında aşkı, Mem u Zin’i okuruz beraber; hiç Kürtçe bilmeyen bir İzmirli güzel ile… Türkçe’den bihaber piri fani dedemiz içerken sigarasını huzur içinde, “Oy Asiye” türküsünü dinler belki… Bu vuslatı ahirete bırakmayalım. Allah’ın hazinesi yoktur. O yoktan var ediyor. Haşa ona ağır gelmez ki hiçbir şey. İhtizaza getirelim Rahmet-i İlahiyeyi. Barışın, sulhun, emanın, kardeşliğin Kün Feyekun(O, ol der ve olur)u bizim fiili ve kavli duamıza bağlı. İsteyelim bunu canı gönülden. O Allah, vermek istiyor ki bize istemek duygusunu vermiş.
İstiyoruz Allah’ım. Senin rahmetini, merhametini, emn ve emanını istiyoruz. Aşk ile yoğrulmuş bu vatanımızı aşksız, sevgisiz, kardeşsiz ve sahipsiz bırakma Allah’ım. Beyimiz olan beynimize de feraset ver, iz’an ver: Beni biz yap Allah'ım.
ŞARK’IN ŞARKISI
Reviewed by Habersizim
on
06:56:00
Rating:

Hiç yorum yok: