Cumartesi günleri, İstanbul Tasarım Merkezi’nde yaptığım Sanat ve Medeniyet Atölyesi’ne gitmek üzere, Sultanahmet’ten geçerim. Bazen at meydanındaki bir banka ilişerek, oranın deruni atmosferini içime çekerim. Öyle bir atmosferdir ki o, bir yanda kadim zamanlardan haber veriyormuşçasına otağına kurulan Ayasofya vardır, diğer yandan göklere uçmaya hazırmış gibi duran Sultanahmet.
Birine sahip olmak bile bir şehre yetecekken, iki ulu mabede ev sahipliği yapar bu meydan.
Ayasofya ve Sultanahmet yüzyıllardır selamlar bu şehr in sakinlerini. Görünmeyen biz düzlemde ve bilinmeyen bir dille söyleşirler aralarında. Ve davet ederler insanları bu ilahi söyleşiye.
İstanbul’un birinci tepesini şereflendiren bu yapıların yanında, yere yakın olduğu için gökle barışık Topkapı Sarayı, İbrahim Paşa Sarayı, hipodrom meydanı ve binlerce yıllık sütunlar neşe saçmaktadır etrafa. İrili ufaklı sayısız medeniyet izinin hakim olduğu bu gölge İstanbul’un, dolayısıyla arzın medeniyet merkezidir.
İçinde barındırdığı hazinelerine yakışır biçimde en çok turisti barındıran bu bölge son zamanlarda ıssızlaştı. Sabahın erken saatlerinde geçmeme rağmen, turist kafilelerinin yılanlı sütun, Alman Çeşmesi ya da Dikilitaş’ın etrafında öbek öbek kalabalıklar oluşturmasına şahit olan bu gözler, artık Sultanahmet’in tabiri caizse sinek avladığına şahit oluyor. Bu manzara beni fena halde üzüyor. Hatta bomba endişesiyle normal yolunu değiştirerek meydandan geçmek yerine ara sokaklara dalan insanları görmek daha da üzüyor. Çünkü terör kazanmış oluyor bu durumda. Çünkü alçaklığın tarihine kavi bir not düşülüyor bu durumda.
Korku paranoyasını tetikleyen terör eylemlerinin insanları etkilemesi doğal. Ama ne kadar, nereye kadar?
Sultanahmet’i kurda kuşa bırakacak kadar mı?
Bizim için Sultanahmet, paha biçilemez bir değerdir. Paha biçilemez İstanbul’un tacıdır, Sultanahmet’tir. Ve merkezdir. Nerde durduğunuzu ve nerden bakacağınızı belirleyen merkez. Merkezinizi kaybettiğinizde merkez olma özelliğinizi de kaybedersiniz. Biz Sultanahmet’i kaybedersek her şeyi kaybederiz. Bu yüzden bırakılamaz Sultanahmet kimseye. Yaşamak ve yaşatmak gerek orayı. İnadına gitmek gerek Sultanahmet’e. İnadına yolumuzu düşürmek oraya.
Fatih’in yadigari Ayasofya’n ın, cami olarak düşünü kurmak için,
Sultanahmet Camii’ne yüz sürmek ve ziyaretimizi secdeyle taçlandırmak için, Topkapı Sarayı’nda, debdebeye varmadan ihtişamın diline şahit olmak için, Çinili Köşk’ün çinilerinde hakikati bulmak için, Su ve temizlik kültürünün taç beyitlerinden Hürrem Sultan Hamamı’nı görmek için, Firuz Ağa’nın minaresine bakıp şaşakalmak için, Cevri Kalfa Mektebi’nde soluklanmak için, Yerebatan Sarnıcı’nda suya durmak için, gitmeliyiz Sultanahmet’e. Ve bunları inadına yapmalıyız.
İnadına yaparak, kalleşlerin görünüştü kazansa da hakikatte asla kazanamayacaklarını, Sultanahmet’in neşe saçan ve coşkuyla akan zamanını kimselere kaptırmayacağımızı, zalimlere eman vermeyeceğimizi ve zulüm yolunda kendimizi kaybetmeyeceğimizi göstermeliyiz Sultanahmet’e gelerek. Bunu, biraz öfke, biraz inanç, biraz mutluluk ama çokça inadına yapmalıyız. Gelişimiz bir mesaj ve zafer olmalı cinayetlere karşı. Bir muzaffer edasıyla yürümeliyiz orada. Korkarak ve ürkek bir üveyik gibi değil, kendinden emin vakur haliyle yürümeliyiz. Burası için döktüğümüz kanları ve verdiğimiz şehitleri düşünerek yürümeliyiz. Bir ülküyü yükseltir ve bir muştuyu müjdeler gibi yürümeliyiz. Akşemsettin’lerin, Mimar Sinan’ların, Köprülü’lerin dahası Fatih’in, Yavuz’un ve Kanuni’nin yürüdüğünü düşünerek yürümeliyiz.
Bunu bizim elimizden kimse alamaz. Bu vesileyle davet ediyorum herkesi Sultanahmet’e. Medeniyetlerin izinde yürümek ve içimize çekmek için deruni hülyaları, zamanın fıtrata uygun akışını seyretmek için davet ediyorum herkesi.
Ve inadına diyorum.
İNADINA SULTANAHMET!
Birine sahip olmak bile bir şehre yetecekken, iki ulu mabede ev sahipliği yapar bu meydan.
Ayasofya ve Sultanahmet yüzyıllardır selamlar bu şehr in sakinlerini. Görünmeyen biz düzlemde ve bilinmeyen bir dille söyleşirler aralarında. Ve davet ederler insanları bu ilahi söyleşiye.
İstanbul’un birinci tepesini şereflendiren bu yapıların yanında, yere yakın olduğu için gökle barışık Topkapı Sarayı, İbrahim Paşa Sarayı, hipodrom meydanı ve binlerce yıllık sütunlar neşe saçmaktadır etrafa. İrili ufaklı sayısız medeniyet izinin hakim olduğu bu gölge İstanbul’un, dolayısıyla arzın medeniyet merkezidir.
İçinde barındırdığı hazinelerine yakışır biçimde en çok turisti barındıran bu bölge son zamanlarda ıssızlaştı. Sabahın erken saatlerinde geçmeme rağmen, turist kafilelerinin yılanlı sütun, Alman Çeşmesi ya da Dikilitaş’ın etrafında öbek öbek kalabalıklar oluşturmasına şahit olan bu gözler, artık Sultanahmet’in tabiri caizse sinek avladığına şahit oluyor. Bu manzara beni fena halde üzüyor. Hatta bomba endişesiyle normal yolunu değiştirerek meydandan geçmek yerine ara sokaklara dalan insanları görmek daha da üzüyor. Çünkü terör kazanmış oluyor bu durumda. Çünkü alçaklığın tarihine kavi bir not düşülüyor bu durumda.
Korku paranoyasını tetikleyen terör eylemlerinin insanları etkilemesi doğal. Ama ne kadar, nereye kadar?
Sultanahmet’i kurda kuşa bırakacak kadar mı?
Bizim için Sultanahmet, paha biçilemez bir değerdir. Paha biçilemez İstanbul’un tacıdır, Sultanahmet’tir. Ve merkezdir. Nerde durduğunuzu ve nerden bakacağınızı belirleyen merkez. Merkezinizi kaybettiğinizde merkez olma özelliğinizi de kaybedersiniz. Biz Sultanahmet’i kaybedersek her şeyi kaybederiz. Bu yüzden bırakılamaz Sultanahmet kimseye. Yaşamak ve yaşatmak gerek orayı. İnadına gitmek gerek Sultanahmet’e. İnadına yolumuzu düşürmek oraya.
Fatih’in yadigari Ayasofya’n ın, cami olarak düşünü kurmak için,
Sultanahmet Camii’ne yüz sürmek ve ziyaretimizi secdeyle taçlandırmak için, Topkapı Sarayı’nda, debdebeye varmadan ihtişamın diline şahit olmak için, Çinili Köşk’ün çinilerinde hakikati bulmak için, Su ve temizlik kültürünün taç beyitlerinden Hürrem Sultan Hamamı’nı görmek için, Firuz Ağa’nın minaresine bakıp şaşakalmak için, Cevri Kalfa Mektebi’nde soluklanmak için, Yerebatan Sarnıcı’nda suya durmak için, gitmeliyiz Sultanahmet’e. Ve bunları inadına yapmalıyız.
İnadına yaparak, kalleşlerin görünüştü kazansa da hakikatte asla kazanamayacaklarını, Sultanahmet’in neşe saçan ve coşkuyla akan zamanını kimselere kaptırmayacağımızı, zalimlere eman vermeyeceğimizi ve zulüm yolunda kendimizi kaybetmeyeceğimizi göstermeliyiz Sultanahmet’e gelerek. Bunu, biraz öfke, biraz inanç, biraz mutluluk ama çokça inadına yapmalıyız. Gelişimiz bir mesaj ve zafer olmalı cinayetlere karşı. Bir muzaffer edasıyla yürümeliyiz orada. Korkarak ve ürkek bir üveyik gibi değil, kendinden emin vakur haliyle yürümeliyiz. Burası için döktüğümüz kanları ve verdiğimiz şehitleri düşünerek yürümeliyiz. Bir ülküyü yükseltir ve bir muştuyu müjdeler gibi yürümeliyiz. Akşemsettin’lerin, Mimar Sinan’ların, Köprülü’lerin dahası Fatih’in, Yavuz’un ve Kanuni’nin yürüdüğünü düşünerek yürümeliyiz.
Bunu bizim elimizden kimse alamaz. Bu vesileyle davet ediyorum herkesi Sultanahmet’e. Medeniyetlerin izinde yürümek ve içimize çekmek için deruni hülyaları, zamanın fıtrata uygun akışını seyretmek için davet ediyorum herkesi.
Ve inadına diyorum.
İNADINA SULTANAHMET!
İnadına Sultanahmet
Reviewed by Habersizim
on
10:03:00
Rating:

Hiç yorum yok: