Hazırlık testlerinin gölgesinde kaybolan ressamlar

Almanya’da bir firma ile iş yapıyoruz. Ürettiğimiz ürünleri satıyoruz. Firmanın kalite kontrol departmanında ürettiğimiz ürünlerle ilgili kalite testleri yapıp raporlar gönderen biri var. Fevkalade teknik mesajlar atıyor; ürünü üreten biz olduğumuz halde işin ruhunu o da en az bizim kadar biliyor. Bir kaç yıldır bu birimdeki görevli o. Onunla yazışıyoruz. Geçen gün kendisiyle İstanbul’da tanıştım. 20 yaşında. Yaşıyla sorunum yok; malum 18-40 yaş arasında herkesin aynı yaşta olduğunu düşünüyorum. Fakat nasıl olur? Hangi okulu bitirdi? Askerlik yapmadı mı? Üniversite bitirmeden böylesine “marjinal” bir konunun uzmanı haline nasıl geldi? Üstelik ilk yazışmalar sırasında 19 yaşında imiş ve 2 yıldır firmada çalışıyormuş.

Gazetemizin Nabi Avcı’dan sürekli sitayişle bahsetmesi boş değil. Bana sorarsanız eğitim meselesinin kimyasını çözmüş biri o. Sömestir tatilinde ödev verilmemesini kafaya takması da işte bundan. Tamam belki herkesin “teorik olarak” hakim olduğu mevzuyu dillendirmiş gibi olacağım ama okul dediğimiz şey eğitimin sadece bir parçası. Üstelik bana sorarsanız küçücük bir parçası. 18 yaşında bir “çocuk”un marjinal bir konuda uzman haline gelmesi ancak “okulsuz” bir eğitimle mümkün. Bizde lise mezunu olmayana kız vermiyorlar onu geçtik, adam yerine bile koymuyorlar. Yok canım o kadar da değil diyorsanız bir örnek vereyim. Lise mezunu olmayan biri bu ülkede gazete çıkaramaz. Dolayısıyla gazete çıkarmak istiyorsanız sistemin çarklarına en az liseyi bitirene kadar katlanmak zorundasınız. Zihninizi, çoğu çöp ve çoğu gereksiz tekrar ve hatta çoğu önceden öğrenileni tevil olan müfredatın yıkıcı etkilerinden uzak tutabilirseniz gazete çıkarmaya hak kazanabilirsiniz. Bu arada “ilk öğretim”in hayati önemine inandığımı söylemek durumundayım. Formatına ve evet yine müfredatına keskin itirazlarım olsa da bir bakıma orta öğretim ve lise ilk öğretimin vahşi bir tekrarından ibaret gibi görünüyor. Lise eğitiminin uzmanlığa yönlendiren tarafını da es geçmiyorum ama hani nerede? Neredeyse tüm lise hayatı bir üniversiteye kapağı atmanın planlarıyla geçiyor öğrenciler için. Hiç kimseye yetmiyor. Yetmemesi için tasarlanmış her şey. İlkokuldan mezun olmak üzere olan bir evlat sahibi olarak, çocuğumu bundan sonraki eğitim hayatında müfredatın yakıcı etkilerinden nasıl kurtaracağımı kara kara düşünüyorum. Evin gündemine bolca isim, bolca kavram getirmeye; mümkün olduğunca farklı bakış açısını kızımın gözü önüne sermeye çabalıyorum. Okulun çocuğumun yeteneklerine, bakış açısına, üretkenliğine zarar vereceğini düşünüyorum çünkü. Ne acı. Daha da acı olan hem eğitim sisteminde var olan tüm öğrenciler hem de -ben dahil- ebeveynler bu sistemin dışına çıkmayı göze alamıyorlar. “Kızımı/oğlumu liseden sonra okutmayacağım” demek her babayiğidin harcı değil.

Eminim ki bir zorunluluk haline gelmiş “üniversite”ye girme telaşıyla nice ressamı, yazarı, sporcuyu, teknik elemanı üniversiteye hazırlık testlerinin gölgesinde daha ortaya çıkamadan kaybediyoruz. Daha kötüsü bu hususun “düzeltilmesi” hususunda şahsen benim derli toplu bir fikrim yok. Ufak tefek devrimci müdahaleler yapabiliyorum ancak. Bir bakan olarak Nabi Avcı’nın yaptığı gibi. Ödev vermeyin diye genelge çıkarmak gibi mesela. Ben de kendi çocuğum için en fazla öğretmenin verdiği ödevlerden bazılarını çaktırmadan ayıklamakla iktifa ediyorum. “Buğday tarlasında karga kovalardı” türünden cümlelerin geçtiği metinlerle muhatap etmemeye uğraşıyorum çocuğumu. Ayıkla ayıkla bitmez ama olsun.
Hazırlık testlerinin gölgesinde kaybolan ressamlar Hazırlık testlerinin gölgesinde kaybolan ressamlar Reviewed by Habersizim on 18:44:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: